Anasayfam Yap  Sık Kullananlara Ekle Künye Arşiv Reklam
BELEDİYELER
EĞİTİM KÜLTÜR
EKONOMİ
GÜNDEM
RESMİ İLANLAR
RÖPORTAJLAR
SAĞLIK
SİYASİ
SPOR
YAŞAM
MAHMUT NEDİM TEPEBAŞI
nedim.tepebasi@hotmail.com -
26.10.2018 - 13:38

KAHRAMANMARAŞ KİTAP FUARI

Ben saymadım ama beşincisi olduğu söyleniyor bu yılki Kahramanmaraş Kitap Fuarının. Aslında iyi bir sonuç için bu tür faaliyetlerin öncesinde ve sonrasında bir değerlendirme yapılmalıdır.  Bu düşünceden hareketle ben de fuarın önce iyi tarafını söyleyeyim; yapılan işi, işlev ve şekil olarak beğeniyorum ve takdir ediyorum. İnsanlar bir heves de olsa, ellerini kitaplara dokundurmakla yetinseler de kitaplarla yakınlaşıyorlar, kitap ortamı havasını teneffüs ediyorlar. Dışardan gelenler kentimizi, Kahramanmaraş diye bir şehrin olduğunu ve bu şehrin de kendine has bir kültürünün olduğunu tanıyor ve görüyorlar. Ayrıca, çoğunluk farkında olmasalar ve tanımasalar da, yerelde de yazarların ve yayın organlarının olduğu bu vesileyle görünürlük kazanmış oluyor. Yıllarca birbirlerini görmeyen yazarlarımız ve onların dostları birbirlerini görebilme, hasret giderme imkânını buluyorlar. Çok çeşit getirilmese de değişik konularda hazırlanmış kitapları, meraklıları, kısmen de olsa bulabiliyorlar, bulamasalar soruyorlar, onlar sorunca yayınevleri ya da pazarlamacılar Kahramanmaraşlıların okuma isteğini anlıyorlar. Yazarları ve onların eserlerini görenlerden bazılarının içinde okuma ve yazma hevesi uyanmış oluyor. Kısa süreliğine de olsa söyleşi yapanlar halkı, halk da yazarları görmüş oluyorlar! Bunlar, fuarın olumlu yanları.


Peki, kitap fuarının olumsuz tarafları yok muydu? Maraş deyimiyle; “Koz olur da kovuksuz olur mu?” hiç.


İlk başta; açılış günü ve saati iyi seçilememiştir bence. Bu sözüme, sesini yükselterek itirazda bulunanlar olacaktır büyük ihtimalle. Kimsenin alınganlık göstermesine gerek yok, zaten ben de; “bence” dedim, memleketimiz insanları görüş bildirmekten pek hoşlanmasalar da bu benim görüşüm, benim görüşüm de beni bağlar başta, sonra görüş bildirmenin ne mahzuru var ki? Aksine doğruyu bulmak için çok da iyi bir yöntemdir. Ona kalırsa herkes bildiğini zaten yapıyor. Yararlanmak isteyen yararlanır, yararlanacak bir tarafı yoksa da kâle alınmaz.


Hafta içi, hem de saat 09.00’da açılış yapmak, hele bu da kitap fuarı ise hiç uygun değildir bana göre. Bir kere o saatte herkes görevinin, işinin başında olmalıdır. Memleket hizmet bekliyor, üretim bekliyor! Zaten bu ve benzer durumlardan dolayı işler hep aksamakta, olması gereken durumlarda olmamaktadır. Hâlbuki bu açılış; Cumartesi günü, öğle saatinde veya öğleden sonra olmalıydı, gelenler açılıştan sonra fuarı adamakıllı gezmelilerdi. Fuarın illaki on gün olması da şart değildi, dokuz gün de olabilirdi. Cumartesi açılıp bir sonraki Pazar günü kapansaydı ne mahzuru vardı ki? On gün Allah’ın emri değil, yasa değil! Sonra protokol bu tür programlarda, çoğunlukla zoraki o ortamda bulunur, sonra da çeker gider. Hâlbuki bir programa ilgi duyanların katılması, katılanların da işe ilgi duyması önemlidir.


İç mekân temizliği ve temizlik işlerinin takibi gerçekten çok güzeldi. İç mekânda bulunan tuvaletlerin ve lavaboların bakım ve temizliği de aynı şekilde çok güzeldi. Ancak tuvaletlerde ve iç mekânda havalandırma sisteminin olmayışı, ortamı ve uzun süre orada kalmak zorunda olanları olumsuz etkiliyordu. Sonraları, orta yerden karşılıklı açılan ara kapılar, kısmen sirkülasyonu sağladı. Geçen yıllarda da aynı sıkıntılar yaşanmıştı, bunlara çareler bulmak o kadar zor olmamalıydı. Burada; “Bu fuar alanı sizin zamanınızda yapıldı, o zaman bunları neden görmediniz?” denilebilir. Evet, doğrudur, fuar bizim zamanımızda yapıldı ama işi yaptıran ben değildim, benim müdahalem söz konusu değildi!


Yıllarca başata, bir kurumun veya kuruluşun, orada bulunmak zorunda olanların ibadetlerini yapabilmeleri için mescidinin olması kaçınılmaz bir zorunluluktur diye biz söyledik. Herhalde ilk başta mescit unutulmuş olmalı ki eğreti bir oda vari bir yer mescit yapılmış. Dolayısıyla burası da hamam gibi basık ve nemli olmasından dolayı rahat bir ortam değildi.


Ana giriş kapısının hemen yanı başına dönerci, kebapçı reyonlarının kurulmuş olması, batı rüzgârının da etkisiyle iç mekânın havasını olumsuz etkiliyordu. Bu reyonlar, iç mekânın etkilenmeyeceği yerlere kurulabilirdi.


Anonsların yüksek sesle yapılıyor olması, konuşulanların anlaşılmasını zorlaştırıyor hatta imkânsızlaştırıyordu. İlanların daha düşük volümde olması hem insanlara saygının ifadesidir hem de medeniyet göstergesidir bence. Hele kapalı mekânlar için yüksek seviyede ses dalgaları yaymak, insan sağlığı açısından hiç de uygun değildir.


Yerel yazarlar ve yerel yayın organları daha fazla ilgiyi hak ettikleri halde dışarıdan gelenlere gösterilen ilginin bir benzerini görememişlerdir. Bu yazarların eserleri, bildiğim kadarıyla kendi özgün eserleridir. Üstelik yerel yazarlar, bizim şehrimizin değerleridir, bu yazar ve yayın organları bu kentin insanları ve yayın organlarıdır, bunlarla kıvanç duyulmalıdır, ama uygulamada hiç de öyle olmamış, bir bakıma kenara itelenmişlerdir. Üst makam ve mevkide bulunanlardan kaç tanesi, yereldeki yazarlardan kaçını bilmektedir, soralım bakalım! Herkes de bilir ki, her gelen gider, asıllar burada kalır. “Kişi kendi kentinde lider olamazmış” derler ya, gerçekten öyle olduğu burada da gözlemlenmiştir. Hâlbuki son zamanlarda, tanınmış bazı yazarların eserlerinin intihal olduğunu, bazılarının ise internetten kopyala yapıştır tekniğiyle hazırlandığını bu işi bilenler söylemektedir. Deniz büyük olunca, denizdeki çerçöplerin görülmediği gibi bu tür işleri yapanların, yaptıkları da görülmemiştir. Üstelik adamlar iltifat ve alakaya gark olmuşlardır.  Başka hiçbir şey olmasa, gün boyu adamların isimleri ilandan düşmemiştir. Ben şahsen, ismimin ilan edilmesi talebinde hiç bulunmadım, bulunmam da. Ancak, arkadaşlarımın yönlendirmeleriyle yani benden habersiz, zorlamayla benim de ismimin okunduğunu zaman zaman duydum. Hâlbuki iş böyle mi olmalıydı? Gerçi, aşağıdan yukarıya yönetimde bulunanların, bugüne kadar kendi kentindeki yazar ve yayın organlarıyla ilgilendikleri daha görülmemiştir. Bu değerlendirme, diğerlerine karşı bir kıskançlık değildir, ancak demem odur ki; bir kentin insanları, kendi yazarlarını ve yayın organlarını da bilmelidir. Taşradaki yazarlar, yayın evlerine güçleri yetmemektedir. Güçlü yayınevleri, isim yapmış yazarlarına telif ücreti öderlerken, taşradaki yazarlar yayınevlerine ücret ödemektedirler, üstelik basılacak miktarı yayınevlerinin kendileri belirledikleri gibi eserin telif hakkını da uzun süreliğine uhdelerine almaktadırlar. Bu da yetenekli ve birikimli kişilerden birçoğunu yazarlıktan uzaklaştırmaktadır. Bütün bunların yanı sıra yereldekilerin olumsuz tarafları yok mudur; elbette ki vardır, “Koz olur da kovuksuz olur mu?” özdeyişi bunlar için de geçerlidir.


İç mekânda bunlar yaşanırken ve olurken dışarıda yaşanan olumsuzluklar da içeridekilerden geri kalacak durumda değildi. Otoparkın yetersiz olduğunu söylemeye gerek var mı bilmem ama söylemek zorundayım! Yetersiz olmasından başka olumsuzluklar da işin cabasıydı.


İki adet sulama tankeri, yatay bir şekilde park etmek suretiyle fuar süresince alanı işgal etti, hem de tankerlerden birinin bakım ve tamiri o alanda yapıldı. Yağmur yağdıktan sonra biriken çamurdan dolayı bazı yerlere hiç girilemedi. Yıkılan mezbaha girişi de aynı sorundan dolayı kullanılamadı. Yoğunluktan dolayı bazı zamanlarda arabamızı uzak yerlere bırakmak zorunda kaldık.


20 Ekim akşamı Fuardan çıktığımda, etrafın zifiri karanlık olması sebebiyle otopark alanı ara bölmesindeki bordür sırasını görmediğimden ayağım takıldı ve yüzükoyun kapaklandım, dizlerim ve dirseğim darbe aldı, pantolonum parçalandı, bir müddet ayağa kalkamamaktan tedirgin oldum, etrafta kimse yoktu. Toparlanıp kalkamasam beni kimse belki de uzun süre görmeyecekti. Bu otopark alanını düzenlemek ve aydınlatmak bu kadar zor muydu? Gerçekten anlamakta zorlanıyorum.


Bunların geçen yıllarda da yaşanmamış olması mümkün değildir, ancak gündeme getirilmediği için belki de dikkatlerden kaçmıştır. İşte bir dahaki seferlerde bunların tekrar etmemesi için bunları, çevrenin tavsiye ve uyarıları yanında bir istek olarak yazdım, umarım alınganlık gösterilmez, dikkate alınır da düzeltilir, sonraki yıllara inşallah daha iyi hazırlanılması dileğiyle iyi niyetlerini esirgemeyenlere de buradan teşekkür ediyorum.





Etiketler :
ÖNCEKİ YAZI
SONRAKİ YAZI
BAHATTİN KARAKOÇ



DİĞER YAZILARI
  
   
1.KAHRAMANMARAŞ KİTAP FUARI...Devamı
26.10.2018 tarihli yazısı.
2.BAHATTİN KARAKOÇ...Devamı
19.10.2018 tarihli yazısı.
3.FIRSATÇILAR...Devamı
16.8.2018 1 tarihli yazısı.
4.YIKILAN SSK BİNASI YERİNE KÜTÜPHANE VE SOSYAL TESİS NEDEN YA...Devamı
7.8.2018 09 tarihli yazısı.
5.FARKINDA MIYIZ?...Devamı
5.8.2018 17 tarihli yazısı.
6.ERKAN MALKAN...Devamı
21.7.2018 2 tarihli yazısı.
7.ŞERDEN HAYIR ÇIKTI ANCAK...Devamı
15.7.2018 2 tarihli yazısı.
8.HÂL-İ PÜRMELALİMİZ...Devamı
12.7.2018 1 tarihli yazısı.
9.İKİ DÜNYA...Devamı
12.6.2018 0 tarihli yazısı.
10.ABARTMAYI SEVİYORUZ...Devamı
17.5.2018 1 tarihli yazısı.
FACEBOOK YORUMLARI
YORUM YAZ
Nick :
Yorum :
Güvenlik Kodu : VEAV6 
 
   
YORUMLAR
Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılamadı...


Eklenme Tarihi : 26.10.2018
Güncelleme Tarihi :
Sitene Ekle :



  Yorum Gazetesi
Copyright © 2018   

https://www.yorumgazetesi.com/

yorum46@hotmail.com  
Haber Kategoriler

  • BELEDİYELER
  • EĞİTİM KÜLTÜR
  • EKONOMİ
  • GÜNDEM
  • RESMİ İLANLAR
  • RÖPORTAJLAR
  • SAĞLIK
  • SİYASİ
  • SPOR
  • YAŞAM


  • Künye
  • Reklam
  • Arşiv
  • Sitene Ekle
  • İletişim