Hz. Peygamber ve Batı Medyası

Sevgili okuyucularım, bildiğiniz üzere Amerika"da Hz. Peygamber hakkında bir filim yapıldı. Bu film Hz. Peygamber"i küçülten ve hakaret içeren cümleler taşıyor. Bunu protesto etmek üzere de İslam dünyasının çeşitli ülkelerinden sert tepkiler gösterildi ve cinayetlere varan eylemler yapıldı ve yapılmaya da devam ediliyor. Biz de millet olarak çeşitli şekillerde yapılan bu davranışı kınadık ve kınıyoruz.  Ancak yapılan eylemlerin, yazılıp çizilenlerin bir şiddeti içermeyen, kıtali ve yakıp yıkmayı öne çıkarmayan bir düzeyde olmasını diliyoruz. Zaten Batı Medyası Müslümanlara sürekli acımasızca saldırıyor, İslam Dinini ve Müslümanları şiddetin ve savaşın kaynağı olarak takdim ediyor. Batı medyası, İslam Dinini, bir savaş dini, bir çatışma dini olarak algılıyor, Müslümanları ise terörizmin, kinin, husumet ve nefretin kaynağı olarak gösteriyor. Batı medyası Müslümanları, barbar bir uygarlığın fiziksel tehdidinin mensupları olarak algılıyor. Bu güçlü medya saldırısı karşısında Müslümanlar kendilerini savunma kapasitesinden yoksun kalıyorlar. İyiliği, temizliği, hoşgörüyü, öğrenmeyi, dindarlığı barış ve sulhu, güveni, huzuru, sükûnu ve mutluluğu savunan bir din ve onun mensupları neden bu kadar yanlış anlaşılıyor ve yeriliyor? Buna delil olarak da daha çok Kuran"da geçen CİHAT öne çıkıyor. Hal bu ki CİHADın gerçek manası; kendini geliştirme isteğini, ıslah çabasını, yüce bir amaç için mücadeleyi ifade eder. Çabalamak, gayret etmek ve kötülüğe, teröre, kin ve nefrete teslim olmamak temel manasıdır. Hz. Peygamberin en büyük mücadelesi terör ve şiddetin toplumlarda egemen olmamasıdır. Kendisi rahmet peygamberidir. Getirdiği dinin adı İslam"dır yani barıştır. Ama mensupları olarak geldiğimiz nokta itibariyle, Hz. Peygamber"in yaşadığı örnek ahlakından ve insanlığa sunduğu değerlerden ne kadar yararlanıyoruz? İlahi ve insani mesajlar ne derecede ve ne ölçüde yaşantımızda yer tutuyor?

 İslam Dini, aşırılıkları ölçü almayı, gruplaşmayı, ayrılık ve gayriliği, bireyi ve toplumu kamplara ve düşmanlıklara bölmeyi, şiddetle men ettiği halde Müslümanlar gruplaşmanın, kinin, düşmanlığın, geri kalmışlığın girdabında çırpınıyor. İslam"ın bir sevgi, bir aşk, muhabbet ve bir hoş görü dini olduğunu, savaşın, kin ve nefretin, her türlü şiddetin, şan ve şöhretin din dışı olduğunu Müslümanlar bildikleri halde kendi içlerinde bozulmayan bir akide olarak dışa yansıtamıyorlar.

 Ayrıca Müslümanlar bilim ve irfanı günden güne geliştiremiyorlar.. Bilim, marifet ve medeniyet yolunda başarıya giden yollardaki engelleri ortadan kaldıramıyorlar. Aç iken tok olmayı, korkudan emin olmayı, meskenet ve zillet içinde yaşamamayı, fukaralığı yenmeyi, onurlu ve başı dik olmayı başaramıyorlar. Sahip olduğu en değerli neslinin, onların yetenek ve zekâlarının, gelişmelerinin önünü açamıyorlar. İkinci sınıf muamelesi gören kadınlara insan muamelesi yaparak onların yetenek ve enerjilerinden, bilgi ve görgülerinden yeterince yararlanamıyorlar. Doğruyu, eğriyi ben bilirim, hep benim inancım, benim yaşamım, benim düşüncem doğrudur taassubundan kurtulamıyorlar. Doğruluğu, özü ile sözünü bir etmeyi her şeyden üstün tutan bir ahlaka yükselemiyorlar.

Hakikati aramayı, hakikati bilmeyi ve hakikate inanmayı insan doğasının en önemli meziyeti olduğunu Müslümanlar kabullenemiyorlar. Yeniliği, yeni düşünceyi, yeni buluşu yakalamada hem bilim adamları hem idareciler hem de halk kaybolan bir yitiği bulma çabası içine giremiyorlar. Kuran ve bilim ilişkisine yeterince yönelmeyi engelleyen taassuptan Müslümanlar kurtulup akıl ve iman rehberliğinde yaşantısına yön veremiyor. Kitap, akıl, adalet ve teknikten oluşan üç sağlam temel Müslümanların yaşam felsefesinde yerini bulamıyor.

Sonuç: Hz. Peygamberi Müslümanlara bakarak küçültmeye çalışan Batı zihniyetini ber taraf etmek için Müslümanlar yaşamın ve evrenin gerçeklerini yakalayarak hayata geçiren imanlı ve imanın sorumluluğunu bir ahret hesaplaşması şeklinde samimiyetle içinde taşıyan, bilimde ve irfanda her türlü takdir ve tebrike mazhar olan bir toplum olma yolunda geyret göstermelidir. Aksi halde Müslümanlar zillet ve meskenet içinde yaşamaya daha çok devam edeceklerdir.


M. KEMAL ATİK

1.10.2012 00:00:00


BAŞKAN AKPINAR: “12 ŞUBAT RUHU, ASRIN FELAKETİNDE YENİDEN DİRİLDİ”

Kahramanmaraş Hızlı Tren Ağına Entegre Ediliyor

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 12 Şubat Mesajı

"Kurtuluş Ruhu" 106. Yılında

KSÜ’de Deprem Şehitleri İçin Mevlid-i Şerif Programı ve Anma Töreni Düzenlendi

Kahramanmaraş’ta CHP TBMM Grup Toplantısı Yapıldı

Türkoğlu’nda kar seferberliği vatandaştan tam not aldı

Görgel: “Tarihi Kapalı Çarşı’mızın Restorasyonu Tamamlanıyor”

Kırmızı Yelekliler Derneği'nden Kahramanmaraş ziyareti

AKOM’dan Yağmur ve Kar Uyarısı

Ülkü Ocakları'ndan Anlamlı Destek

Başkan Gül'den YENAD'a Ziyaret

Başkan Çetinkaya’dan Gazetecilere Anlamlı Buluşma

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 2025 yılı değerlendirmesi

Zuhal Karakoç’un 2025 Performansı

KSÜ Rektörlüğüne Prof. Dr. Mahmut AK Atandı

Başkan Muzaffer Çil, yeniden adaylığını açıkladı