Yahya Kemal derki: İki ağaç,
Türk muhayyilesinde ve hayatında izini bırakmıştır: Servi ve Çınar. Geniş pençe
pençe yaprakları, munis dev gövdeleriyle onlar insana sefer meşveretlerinde
kumandalara yol gösteren, akıl öğreten serhat gazilerini hatırlatırlar. Gerçeği
de budur ki her çınarda bir dede edası vardır. Onlar toprağımızın hakiki
gururudur, belki dedelerimiz o heybetli vakarı, o dağ sükûnetini onlardan
öğrendiler. Onun için Yahya Kemal"in Itrî"yi eski çınarların mektebinden
yetiştirmesini çok iyi anlıyoruz.
O dehâ öyle toplamış ki bizi
Yedi yüzyıl süren hikayemizi
Dinlemiş ihtiyar çınarlardan
Ya şimdi, ya şimdilerde
yurdumuz ne halde? Dere boyunca sallanan söğüt ağaçları, derenin içli dışlı
akışları, tatlı tatlı esen rüzgarları, çiçekleri, ağaçları, ormanları, kuşları,
Allah"ın lütfettiği güzel yaratıkları neredeler şimdi?
Kızgın güneşin altında bir
ağaç gölgesinin zor bulunduğu Anadolu. Akşama kadar ekin tarlasında beyni
kaynayan, serin bir söğüt gölgesi dahi bulamayan, testisindeki su ısındığı için
bir bardak soğuk suya hasret giden Anadolu köylüsü. Kızgın kumlar üzerinde
ayakları çatlayan, elleri patlayan, yüzleri yanan, bir ağaç gölgesini
arzulayan, insanlar diyarı Anadolu.
Beton yığınlar, beton binalar,
ziftten yapılmış asfalt caddeler, kaldırımlar, sereserpe sallanan söğüt dalları
yerine sûnî ağaçlar ve çiçekler insanı da ister istemez soğuk, sert ve
vurdumduymaz yapıyor. Dolayısıyla da davranış bozukluğu, söyleyiş farklılığı
dolu insanlar gün geçtikçe de çoğalıyor. Hep yeşilsiz, ağaçsız, susuz,
gölgesiz, bahçesiz bir ortamın yetiştirdiği nesil işte bu. İhmal ettiğimiz
çevremiz, her güzel şeyimizi; tevazu, terbiye, incelik ve sanat yeteneğimiz
gibi milli hasletlerimizi de gün geçtikçe kaybediyoruz. Halbu ki atalarımızın
ağaçla ilgili ebedileştirdikleri ibretli sözleri dilden dile, nesilden nesile
bir kitabi söz olarak sürüp gelmiştir. Bize düşen bu ata sözlerini yaşama
geçirmek, onlardan ders almak ve gelecek nesillere cennet gibi bir vatan
bırakmaktır. İşte o atasözlerinden bazıları:
Yaş ağaca balta vuran el
onmaz.
Ağaca balta vurmuşlar, sapı
bendendir, demiş.
Yaş (ağaç) kesen, baş keser.
Çam sakızı çoban armağanı.
Meşe gölgesi, paşa gölgesi.
Söğüt gölgesi, yiğit gölgesi.
Ardıçtan odun olmaz,
beslemeden kadın olmaz.
Çam ağacından ağıl olmaz, el
çocuğundan oğul olmaz.
Ağacı çok olan yerde kıtlık
olmaz.
Bağa bak üzüm olsun, yemeğe
yüzün olsun.
Ardıç gölgesi kardeş gölgesi,
söğüt gölgesi yiğit gölgesi.
Meyvasız ağaç olur amma
gölgesiz olmaz.
Ağacı çok olan köyün mezarı
az olur.
Ağaç yaş (genç) iken eğilir.
Meyvalı ağaca taş atan çok
olur.
Kart ağacın eğilmesi güç
olur.
Ağaç ucuna yel değer, güzel
kişiye söz değer.
Ağacın yapraklısı iyi meyva
verir.
Ağaç, yaprağı ile güzeldir.
Bir ağaçta gül de biter,
diken de.
Bir ağaç dikmek, bir yıllık
ibadete bedeldir.
Dut yaprak açtı soyun, döktü
giyin.
Kara dut yaprağı açtı yaz,
döktü güz.
Eski çamlar bardak oldu.
Her uzun ağaç kavak değildir.
Meyva ağacından uzak düşmez.
Ağacın kurdu içinde olur.
Ulu (kaba) ağacın gürültüsü
dal ile olur.
Ağaca çıkan keçinin dala
bakan oğlağı olur.
Ağacı kurt, insanı dert yer.
Ağaç yaprağı (dalı) ile
gürler.
Her ağaç kökünden çürür.