Yapmayacağı ya da yapamayacağı
işleri yapacağını söylemek insanları aldatmanın değişik bir versiyonudur. Bu
davranış biçimi, sorumluluk yaşı ve daha ilerisinde, akıl sahibi herkesin
dikkat etmesi ve sakınması gereken bir konu olmakla beraber çağın genel bir
hatası ve tutkusu haline gelmiştir. Ne var ki bu sakat ve marazlı yöntemle
insanlık âlemi yıllarca aldatılmış ve hakları zayi edilmiştir.
İnsanın maneviyatı ile
uyuşmayan bu davranış, her nedense birçok toplumda, birçok kişiler arasında zaruri
bir yöntem olarak benimsenmiş, olmaza "olmaz" demek yine bunlar tarafından suç
veya yönetim bilmezlik olarak görülür olmuştur. Bir işi yapmayacağını ya da
yapamayacağını bile bile etrafındakilere umut dağıtanlar, aldananlar
aldatıldıklarını anlasalar da "bir umut" diyerek aldatıldığını aldatanların
yüzüne karşı söyleyemeyenler, dünden bugüne hep bulunmuştur, bu gidişle
gelecekte de bulunmayacağına dair kimsenin garantisi yoktur.
Yüksek seviyede ahlâk sahibi
olmanın bir şartı da yapmayacağı veya yapamayacağı bir işi söylememek ve vaat
etmemektir."Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?" (Saff
61/12 Meal: Diyanet İşleri )ayetine Muhammed Esed : "Siz ey imana ermiş
olanlar! Niçin bir türlü söylüyor, başka türlü yapıyorsunuz !" meali vererek bu
davranışa yeni bir anlayış ve boyut kazandırmıştır. Her iki meale göre bu
davranış şekli bizzat Allah tarafından eleştirilmiş ve bunu yapanların yanı
sıra böyle yapacak olanlar da peşinen ikaz edilmişlerdir.
Hâl böyle iken inanmak ve
yapmak arasında bir zıtlığın bulunması durumunda bu işin faili durumunda
olanlar bu dünyayı şöyle böyle atlatsalar da öbür dünyada kendilerine nasıl bir
yer bulacaklardır?
Merhum Necip Fazıl"ın "Laf
yalama oldu!" sözü bu durumu halk diliyle veciz bir şekilde ifade etmektedir.
Laf neden yalama olmuştur? İşte bu yüzden yalama olmuştur. Başka bir sebebi var
mıdır? "Öl söz verme, öl sözünden dönme!" deyişi bir ahlâk kuralı olarak
geçmişte topluma kazandırılmış olmasına karşılık, bugün bu anlayışa sahip olmak
bir nevi ahmaklık olarak algılanmaya ve değerlendirilmeye başlanılmıştır.
Kaybedilen her ahlâk kuralının
bedelini, olup bitenlere seyirci kalanlar dâhil, kuralı terk eden toplumun
kendisi öder. Ahlâk kurallarını terk edenlerle onların yanında duranlar,
aslında suç ortağıdırlar. İnsanlık âlemi bu yozlaşmadan çok zarar görmüş ve en
ehven şekliyle bedelini, başkaları refah içerisinde yaşarken kendileri sefalet
çekerek ödemişlerdir.
Ahlâk kuralları övünmek ve
avunmak için değil yaşanmak içindir. Söz konusu kuralları, konusunu süslemek
için malzeme yapıp da yaşanmasına katkı sağlayamayanların yorgunlukları da işin
cabasıdır.
Allah tarafından, yapılması ve
bağlı kalınması istenilen bir ahlâk kuralının atlanılması ya da yok
sayılmasının Müslüman bir toplumun kendi ipini çekmesinden farkı nedir?
Sıkıntıların peşini
bırakmadığı topluluk, biraz kendini sorgulamalıdır. İslam inancına sahip
toplumların, İslam"a inanmadıkları halde refah seviyesi yüksek toplumların hâli
karşısında kendilerini bir özeleştiri testinden geçirmeleri yararlı olacaktır.
Çünkü herkes yaptığının karşılığını bulacak ve alacaktır!