Gaziantep'te silahlı saldırıda hayatını kaybeden kişinin katil zanlısı yakalandı

Malatya'daki trafik kazasında hayatını kaybeden 6 kişi toprağa verildi

Akbank’tan, "1 Milyon Kitap" projesine anlamlı destek

Adıyaman'da inşaattan düşen işçi öldü

Kayseri'de "Güven Timleri" denetimlerini sürdürüyor

Gaziantep'te cami ve sosyal tesis güneşle aydınlanacak

Kayseri'de 5 milyon makaron ele geçirildi

Hatay'da evlerinde kaçak ürünler bulunduran 2 zanlı yakalandı

Epiphaneia Antik Kenti'nde "Takvimler Mozaiği" bulundu

Uluslararası Adana Lezzet Festivali hem göze hem damağa hitap edecek

Gaziantep Gençlik Spor Voleybol takımında hedef Efeler Ligi

Adana'da motosiklet çalan 2 şüpheli tutuklandı

Folkart'tan İzmir'de 600 milyon dolarlık gayrimenkul yatırımı

Mersin'de 10 DEAŞ şüphelisinin yakalanmasına yönelik operasyon başlatıldı

Tarsus İdmanyurdu-Şanlıurfaspor maçı bitiminde taraftarlar arasında kavga çıktı

Alanya Caz Günleri'nde Önder Focan ve Barbaros sahne aldı

7. Çağlayancerit Ceviz ve Kültür Festivali, Simge Sağın konseriyle sona erdi

ŞERİFE AKKEÇECİ

13.02.2014 00:00:00

1920 Yılının Şubat"ında Saklıdır Bu Şehrin Kahramanlığı

"Olduğum kişiden olmak istediğim kişiye giderken yürüdüğüm yoldadır hayatın neşesi, coşku ve cıvıltısı. Yolda olmak, yolu kuşanmak gerek. `Yolda ayağıma takılan çakıl taşlarını biriktiriyorum` demiş usta şair Pessoa, ` ileride onlardan bir kale yapmak için`. Bazen dert, şifadır." Kemal Sayar

Evet bazen dert şifadır. Yıllar önce biz de kendi kalemizden meydan okumuştuk Fransız askerine, ait olduğumuz toprakları korumak adına.

94 yıl önce bugün, sabrın sınıra gelip dayandığı gündü; tarihi Uzunoluk Hamam"ından çıkan iki Müslüman Türk Kadınına Fransız askerleri yanaşıp  "Burası artık Türk memleketi değildir. Fransız müstemlekesinde peçe ile gezilmez!" diyerek sarkıntılık yapmaya başlamışlardı da oraya yetişen genç Çakmakçı Sait, "Gâvur oğulları! Dokunmayın bacılarıma!" diyerek Fransız-Ermeni Lejyonerlerinin üzerine yürümüş, elinde bir silahı dahi bulunmamasına rağmen mütecaviz askerlere karşı koymaya çalışmıştı. Gözü dönmüş düşmanın kurşununa hedef olacağını bile bile ölümün koynuna atmıştı kendini. Vatan uğruna, namus uğruna ağır yaralar almış, canlar yaşatacak bu güzel toprak uğruna canını vermişti... Tam da o esnada Hamam`ın karşısındaki sütçü dükkanında olaya şahit olan Sütçü İmam"ın sabrı çıkmıştı bu kez de kınından, tabancasını aldı eline ve "Durun bire densizler. Yaptıklarınız yetti artık. Bugün namus günüdür" demiş,  bir Fransız-Ermeni Lejyoner askerini öldürmüş, bir diğerini de yaralamıştı.

Lakin bununla bitmemişti işgal kuvvetlerin girişimleri. Ermeni Hırlakyan`ın evinde Guvarnör Andre şerefine tertiplenen baloda Virjini Helena"nın vals"ini Fransız bayrağı altında yapabileceğini şart koşması üzerine indirilmişti şanlı bayrağımız kalemizin burçlarından ve yerine düşman bayrağı çekilmişti. Her geçen gün sabır testisinin biri dolup diğeri taşan Maraş halkının bu olay karşısında da çok sürmedi haklı tepkisi. Bu vatan bizimdi ve o kalede bizim bayrağımız dalgalanmalıydı. Rıdvan Hoca  da tarihi Ulu Camii"nden şöyle seslenmişti Cuma Hutbesi"nde: "Aziz Cemaat, Kalesinde düşman bayrağı dalgalanan bir Millet hürriyet`ini kaybetmiş sayılır. Hürriyet olmayan bir yerde cuma namazı kılmak caiz değildir" böylece başlamıştı Maraş halkının bayrağımıza altın madalyayı taktıracak mücadelesi.

İşgal kuvvetleri terör estirmeye devam etse de  çetin cevizdi Maraş insanı. Ser verirdi de vatan, toprak teslim etmezdi. Kana kan dişe dişti bundan böyle. Zaten böyle de diklenmişti Aşıklıoğlu Hüseyin. Guvernör Andre: "Bir bez parçasından başka bir şey olmayan bayrak için dün bu kadar gürültü yaptınız. İstesem hepinizi yok edebilirdim, yapmadım. Yarın top tüfek kullanacak olursam ne yaparsınız? Çoluk çocuğunuza acımıyor musunuz?" demişti de, AşıklıoğluHüseyin: "Ben anamdan doğdum kalede bayrağımı gördüm. Ölünceye kadar da göreceğim. Biz bütün Türkler böyleyiz. Onu görmemek için ya kör olmak ya da ölmek lazım. Kör değilim. O halde onu görmezsem öldüm demektir. Hem bilir misiniz, bayrak için ölmek bizde şehit olmaktır ve en büyük şereftir. Yalnız ben değil, küçük-büyük, kadın-erkek bütün Maraş"lı Türkler, her Cuma sabahı uyanınca ilk önce kaleye bakar, bayrağımızı görürüz. Yaşadığımızı anlar ve Allah` a şükrederiz. Sen bizi topla tüfekle susturacağını sanma. Bir gün senin silahlarınla karşılaşacak olursak, biz çoluk çocuğumuza top tüfek sesi duyurmayız. Önce onları biz öldürürüz, sonra evlerimizi ateşe veririz. Arkamızda bekleyenimiz, ağlayanımız kalmadıktan ve şehir kül olduktan sonra da karşına çıkarız. O zaman istersen bütün dünyanın silahlarını getir, bizi ölümden korkutamazsın" diye cevaplamıştı bir Türk için  "bayrak" ne demekti, şehit kanı ne demekti, Türk Bayrağı ne demekti bilmeyen  Andre"yi…ve tamı tamına 72 günlük bir mücadelede nice Aşıklıoğlu Hüseyin"ler, Sütçü İmam"lar, Rıdvan Hoca"lar, Senem Ayşe"ler, Abdal Halil Ağa"lar, yazılarda sözlerde ismi yer alamayan nice gizli kahramanlar "MARAŞ BİZE MEZAR OLMADAN DÜŞMANA GÜLİZAR OLMAZ" diyerek  tarihini yazdılar bu şehrin…

Başta Sütçü İmam olmak üzere Çakmakçı Sait, Abdullah Çavuş, M.Hilmi Dedeoğlu, M.Ali Kısakürek, Bombacı Ahmet, Osman Eşbah, C.Gözükara,F.Derviş, Yörük Selim, Osman Erşan, Mustafa Kuşçu, Mümtaz Eren, hafız Ali Efendi, Tekerekzade Ahmet, Muhittin Karakız, Muallim Hayrullah, Senem Ayşe, Ahmet Zeki Karakız, Sait Yalçın, Yusuf Çavuş, Şehit Evliya, Doktor Mustafa, Aslan Bey, Şeyh Ali Sezai, Vezir Hoca, Kılıç Ali, Eczacı Lütfi, Arif Şişman, Mıllış Nuri, Zülkadiroğlu Süleyman, Mahmut Bey, Çuhadar Ali, Abdullah Beyazıt, Rafet Efendi, Hasan Çavuş ve ismi kayıtlara geçmeyen, canla başla bu vatanın kurtuluşu uğruna mücadele edip, bugünlerimizi borçlu olduğumuz bu muhteşem yüreklerin ruhları şad,  mekanları cennet olsun…

KURTULUŞ GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN…

------------------------------------------------ O -----------------------------------------

(Not: Ben bir eğitmenim. Branşım tarih değil fakat bu şehrin tarihine kanlarıyla isimlerini kazıyanlara bir vefa borcum olduğu bilincini taşıyan bir eğitmenim. Öğrencilerim de buna defaten şahit olmuşlar ve bu mesuliyeti elimden geldiğince ben de onlara aktarmaya çalışmışımdır. Bu vesile ile buradan bir kere daha kendi öğrencilerime seslenirken, beni okumaları şerefine nail olacağım diğer öğrencilere de vatandaşlık ve eğiticilik borcumu yerine getirmiş olayım. Israrla ve her fırsatta dile getirip vurguladığım bir husustur bu: üzerinde yaşadığımız topraklarda rahatça nefes alıp, özgürce hareket etmemizi sağlayan, ismini dahi bilmediğimiz, bu dünyadan göçüp gitmiş nice cana vefa borcumuz var bizim. Gençler! Lütfen yaşadığınız şehrin tarihini açıp okuyun, kimlerden devraldığınıza ve hangi mücadelelerle bu vatanı size miras bıraktıklarına bir bakın. Bakın ki bastığınız yerlerin hakikaten de toprak diyerek geçilmeyeceğini anlayın. Çanakkale"de, Sarıkamış"ta, Kahramanmaraş"ta ne hazin mücadeleler verilmiş ve hâlihazırda dünyanın neresinde kimler hangi şartlarda yaşarken sen nasıl bir rahatlığın içerisindesin bil ve de ki kendi kendine " benim boşa geçirecek vaktim, boş bir insan olma lüksüm yok" …

Benim de boş insana tahammülüm yok sevgili okurlar, çünkü buna hakkınız yok.)