Varsa-yoksa 30 Martta
yapılacak mahalli idareler seçimine odaklanmış bulunuyoruz. Ortalık toz duman.
Gözümüz hırs ve tamadan bir şey görmez olmuş. Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz, bu
seçimin sonunda bizi ne bekliyor? Bilen birileri söylesin. Bu kargaşa
ortamında, eğrisinin doğrusunun ne olduğunu anlayamadığımız haberler, sağanak
halinde başımıza yağıyor. Dolunun taneleri o kadar iri ki elimizle başımızı
korumaya çalışsak elimiz kan revan içinde kalıyor.
Yüce dinimizi, asrın
icaplarına göre tavsif eden kişi olarak tanımlanan, müceddid olarak kabul edilen
zat; hainlikle, casuslukla, bölücülükle, paralel yapılaşmacı ihtilalcilikle
itham ediliyor. Teolojik alanda, bu denli iç içe olan bu iki yapının, bu denli
birbiriyle zıtlaşması ne anlaşılıyor, ne de
yorumlanabiliniyor.
Bir yanlış var. Bu yanlış da
her iki kesimin de hamisi olan maruf gücün, ihtiyatta sakladığı bu güçlerden
birinden vaz geçtiği, diğerini de Türkiye gündeminde tutmaya devam ettiği
anlaşılıyor.
Devleti ele geçirmekle itham
edilen paralel yapılaşmanın ihtilalci kimlik taşıdığı iddia ediliyor. Geçmişte yaşadığımız
ihtilalci girişimcilerin bir manifestosu vardı. Sanal da olsa bir konsey oluşturmuşlardı.
Bunlardan 21 Mayısçı Talat Aydemir, Fethi Gürcan girişimlerini canlarıyla ödediler.
Eğer iddia edildiği gibi varsa böyle bir yapılaşma devletin müesses nizamının
korunması için derhal harekete geçilmelidir. Neden, niçin bekleniyor? Failler
neden yargıya hesap vermiyor?
Bu devlet ihaneti kaldırmaz.
İşi kayıkçı kavgasına dönüştürüp insanımızın kafasını bulandırmaya kimsenin
hakkı yoktur. Dinlenen telefonların içeriğinde telaffuz edilen yolsuzluk
söylemleri kabul edilebilinir nitelikte değildir. Diyenlerin bunun montaj
olduğu konusundaki telaş ve ikna çalışmaları, bir diğerinin de bizatihi gerçek
olduğuna ilişkin açıklamaları anlaşılır nitelikte midir?
Parti mitinglerinde, Gazi Meclis
dediğimiz TBMM inde olanlar, söylenenler kabul edilemez düzeyde ceryan ediyor.
Biz toplum olarak bunları hak etmiyoruz. Kimse kalkıp ta, bu olup bitenlere demokrasinin
icaplarıdır, diyemez. Devlet Osmanlı Devletinin son zamanlarında olduğu gibi
kaht-ı rical(yetişmiş insan darlığı) darlığı çekiyor. Vakar, ciddiyet, basiret,
seviye, özveri, ketumluk, güven, temsil yeteneği yitiğimiz oldu. Gündüzleyin
fenerle "Adam arıyorum, adam." diyen Diyojen gibi onu arıyoruz.
Birileri Kahramanmaraş için,
ucuz politika yapma adına, sanki 25 yıldır inisiyatif kendilerinde değilmiş gibi,
sologanolarak:""Kahramanmaraş"ın makus talihini yeneceğiz."" Deyip duruyorlar.
Maraş"ımız hiç de kendilerinin sandığı gibi makûs talihli bir kent değil.
Bahtımızı kararttılarsa kendiler kararttı. Böyle bir haleti taşıyorlarsa bu
kendilerinin kuruntusu. Kahramanmaraş"ımızın bahtı da oldukça açık.
İşte, bu baht açıklığını; Kahramanmaraş
Büyük Şehir Belediye başkan adayı Prof. Dr. Tahir Akgemci, 12 Şubat İlçesi
belediye başkan adayı ziraat yüksek mühendisi Yusuf Temizkan ve Dulkadiroğlu
Belediye başkan adayı avukat Neslihan Kara Nergiz ile yakalamış bulunuyor.
25 yıllık monotonluktan, tek düzelikten,
hizmet eksikliğinden bıkan Kahramanmaraşlı parti taassubu gözetmeden, insan
üzerinde yoğunlaşarak, bu kez Tahir Hoca, Yusuf Bey, Neslihan Hanımefendi diyor.
Farklı siyasal düşünceli dostlarla kurduğum temaslarda, artık zihinler aydınlanmış,
tercihler insan odaklı hale gelmiş. Bu da düşünce hayatımızdaki değişimin ta kendisi
Ölçü, iki dönemdir atanmış milletvekilleriyle bu kentin layık olduğu hizmeti
alamamış olmasıdır. Bu ortak kanı değişimi getirecektir. Bu kez, Kahramanmaraşlı
dosta düşmana demokrasi dersi verecektir.