Sevgili Okuyucularım,
Pakistanın yetiştirdiği İslam mütefekkirlerinden biri olan Gulam Ahmed Perviz
(19031985), İslam dünyasının açmazları konusunda yazdığı kitaplarında şu
değerlendirmeyi yapmıştır: "Bugün geldiğimiz nokta itibariyle İslam dünyasının
bize göre en önemli açmazı, tarihin genel akışı içinde, kendisini kendi kendine
yeter bir dünya olarak görmesidir. Ayrıca dinin, Müslümanların hayatına tek
rehber olarak girmesidir. Bu iki akide bilim ve ilerlemenin önünde en büyük
engel teşkil etmektedir. Bu da Müslümanların modernliğe hicret etmesine
engeldir. Bilindiği üzere geçmişte pek çok millet, yaşamlarında mevcut olan
ilahi dinin, tahrif edilmesi ya da dinde aşırılığın yaşanması sonucu çağa ayak
uyduramamışlar ve sağlıklı yaşamdan da geride kalmışlardır. Böylece din bireye
ve topluma rehberlik etme yerine toplumu atak yapamaz hale getirmiştir. Bu
durum, insanın zihnini, aklını, bilgisini, katılımını, üretkenliğini ve
verimliliğini düşürmüştür. Bunun en önemli sebeplerinden birisi de bize göre
şudur: Her dine daima musallat olan ve kendilerini güya dinin
hamileri/koruyucuları olarak ortaya koyan aracı insanlardır. Bunlar, insanları
kendi koruyucu kanatlarına almayı, onları kendi yol göstericiliğine bağlamayı,
kendilerini ahlak edinmeyi ve kendilerine teslim olmayı istemişlerdir. Tek tip
ve kalıplaşmış bir yaşam süren bu insanlar, toplumun değişim ve dönüşüm
şartlarını, canlı ve cansız bütün yaratıkların değişim halinde olduğunu,
evrende her oluş ve yoğruluşun sürekli yenilendiğini bilmediklerinden, ya da
bilmek istemediklerinden anlattıkları, açıkladıkları ve tefsir ettikleri din,
sonuçta insan zekâsını ve anlayışını geriletmiş ve toplumun inkişafına katkıda
bulunamamıştır
Dine yapılan bu müdahale, onun
ruhuna, safiyetine zarar vermekle kalmamış, insanların manevi arzularını ve
şevklerini yükselten yüce değerleri de köreltmiştir. Din hamilerinin ve
yorumcularının ortaya koydukları, insanların akıl ve mantıklarını zayıflatan ve
çalışamaz bir hale getiren öğreti ve telkinleri sonucunda din de asli
hüviyetinden gittikçe uzaklaşmıştır. Bu telkin ve tefsirlerden kendilerini
kurtaranlar ise az da olsa bilim ve fen sahibi insanlar olmuştur. Bu durum,
toplumda egemen ve nüfuzlu sınıfların ortaya çıkmasına ve bunların nüfuzlarının
halk kitleleri üzerinde egemen kılınmasına yaramıştır. Bu zümre, dinin bu haliyle
icra edilmesine destek verdiği gibi, dini menfaatlerine alet olarak da
kullanmışlardır. Kur"an-ı Kerim"in Tevbe Suresinin 33. ayetinde, Yahudi ve
Hıristiyan pek çok din adamının menfaat elde etmek için halkı aldatıp
sömürdüklerini, kazanç elde ettiklerini ve böylece insanları Allah yolundan
alıkoyduklarını, dolayısıyla hem dine hem de kendilerine çok zarar verdiklerini
ifade etmekte ve bundan da Müslümanların ders almaları gerektiğini açık ve
seçik olarak vurgulamaktadır.
Kur"an-ı Kerim bu ayette,
dinin bozulmasına sebep olan en önemli etkenlerden söz etmektedir. Bu etkenleri
Kur"an bütünlüğü içinde ele alırsak şöyle özetlemek mümkündür: İnsan ile Allah
arasında aracı olma görevini ifa etmede ancak kendilerini yetkili kılan bir
zümrenin menfaat elde etmek için dini kullanmaları. Akıl ve mantık dışı birçok
nakil, rivayet ve efsaneleri din olarak sergileyen; aracıların toplumda
çoğalması ve itibar görmesi. Aracılar kendi arzu, istek ve düşüncelerini,
mezhep ve meşreplerini gerek şifahi anlatımlardaki gerekse kitaplarda yazılmış
bulunan ilahi sözler ile özdeşleştirerek insanlara din diye telkin etmeleri. Bu
ölçüler içerisinde dine yalan söyletenlerin bu yalanları söylene söylene
kutsal hakikatler" olarak toplumda kabul ve tasdik görmesi. İşte bu suretle
toplum Müslüman olarak kalır ama gelişen dünyanın parçası olamaz, geri kalmaya
mahkûm olur.