İnsanın insanlaşma çabasıyla
örülmüş uzun yıllardan geliyoruz. Bu çaba kendini aşmak, böylece daha da
insanlaşmak ve dünyayı insanlaştırmak çabasıdır. En eski insandan bugünkü
insana ulaşan çizgide yaşanılıp geçilmiş nice acı, nice sevinç, nice direnç,
nice açmaz bir güç olarak insan varlığını sürdürebilmiştir. Böylesine karmaşık,
böylesine zor, böylesine uzun bir yolda insan için yaşam her şeyden önce
gelmektedir. Bu yaşamda en önemli olan geçmişinden kopmadan geleceği
kucaklamaktır. Yani geçmişin bilgisine ulaşarak geleceğe sağlıklı bir biçimde
açılmaktır. Bir başka ifadeyle geleceği kurmak geçmişi kavramakla mümkün olur.
İşte insana bir ışık gibi
iyinin yolunu gösteren deyimler ve atasözlerinin de bu bağlamda çok önemli yeri
vardır. Ahlaki yaşamın en büyük rehberi olan atasözleri insanlığın mutluluğunu
sağlamak amacını taşırlar.
Türk dünyasının ortak
kullandıklar, yüksek değer verdikleri ve ortak akıl diye benimsedikleri
deyimler ve atasözleri bu bağlamda çok önemli bir yer tutmaktadır. Avrasya
halkı atalarının düşüncelerinden doğan, deneyimlerinden gelen atasözlerine ve
ata baba dedikleri kişilerin özdeyişlerine çok büyük önem vermektedirler. Onlar
yılların deneyiminden gelen bu kurallar manzumesine uymayı yaşamlarının
vazgeçilmez bir değeri olarak algılıyorlar.
Uzun yıllar Kazakistan,
Özbekistan ve Kırgızistan"da kaldığım yıllar içinde derlediğim felsefi deyimler
ve atasözlerinin bir kısmını burada sunmak istiyorum.
Gerek Avrasya halkının gerekse
Anadolu insanımızın olaylar karşısındaki; algılama, yargılama ve düşünmedeki
ortak felsefe aşağıdaki örneklerde açıkça görülecektir:
Ağız yerse göz utanır.
İnsan üzüm budağı değil ki başını
kesip atasın.
Gönül ver bilginlerin sözüne,
adaletli kişiyi rehber edin özüne
Padişah saltanat köşkünde,
İt ocak başında ölür.
Eski palto ne kadar yırtılsa
da, adak ağacına bağlamaya yarar.
Astarlı palto dondurmaz, üç
örüm ip kopmaz.
Anadili insana ana sütüyle
geçer.
Ucuz şey yerde kalır, parça
ipek yüksekte kalır.
Atlas pahalı, bez ucuz, çok
söylenen söz ucuz.
İnanan taşı yarar, taş gelir
başı yarar.
Yaş ağaç yanmaz, elçiye zeval
olmaz.
Cevher yere düşse de parlar,
toprak göğe çıksa da tozar.
Göl yeri susuz kalmaz altının
değeri düşmez,
Taşın değeri artmaz.
Kuru kaşık ağız yırtar.
Boş/kuru söz kulağı kurutur.
Türk soysuz, baş börksüz
olmaz.
Güzel koku kutusuna siner.
Miski saklasan da kokusu
bilinir.
Kuş kanadıyla, kahraman
adıyla.
Kılığına bakma, kişiliğine
bak.
Eğri ağaç, kalıba konmadan
düzelmez.
Her şey aslına çeker.
Aklın güzelliği dil, dilin
güzelliği söz, adamın güzelliği yüz, yüzün güzelliği göz.
Ağacın güzelliği yemiş,
insanın güzelliği iyi iş.
Ne ekersen onu biçersin.
Duman tüttüren is yutar.
Ağaç başına yel değer, iyi
adama söz değer.
Atılan ok geri gelmez.
Gökten hayat suyu yağsa da
söğüt ağacı meyve vermez.
Kurumuş kamıştan şeker çıkmaz.
Eğri biten ağacı, tezgâhtan
başkası düzeltemez.
Uzak deme yürürsen varırsın,
ağır deme, omuzlarsan kaldırırsın.
Zehrine dayanamıyorsan,
çıyanın deliğine elini sokma.
Alp savaşta görünür, korkak
mahkemede görünür.
Er kişi kimsenin gönlünü
kırmaz, ayıbını görse başkasına söylemez.
Er adam kin gütmez.
Er adam hazine gibidir.
Yel esmeden bulut gitmez.
Asıl kahraman nefsini
yenendir.
Cömerdi halk över, cimrinin
adını duysa herkes söver.
Cimrinin sakladığı altın,
öldükten sonra bulunur.
Yakasındakini yalayan,
avucundakinden olur.