Yapılan uygulamalar tek başına harita mühendisinin insafına ve iradesine kesinlikle bırakılmamalıdır. Bunu haritacıları hedef almak niyetiyle söylemiyorum. Ben, tecrübelerime dayanarak olması gerekeni söylüyorum.
Her uygulama, adet olduğu üzere, usulen görüşülmekten öte
bütün detayları ile imar komisyonunda görüşülmelidir. Görüşme tamamlandıktan
sonra konu hakkında çok yönlü yani olumlu ve olumsuz yönleriyle açıklayıcı bir
rapor hazırlamalıdır. Gerektiğinde rapora, üyeler açıklamalı şerh
koyabilmelidir, koymalıdırlar. Hazırlanan rapor, meclis toplantısından önce
üyelerin inceleyebilecekleri zaman aralığı dikkate alınarak üyelere
gönderilmelidir. Meclis Üyeleri, konu hakkında bilgi sahibi olarak toplantıya
katılmalı, bağımsız bir şekilde, konuyu kendi aralarında değerlendirdikten
sonra da adil bir şekilde teklifi ya kabul, ya da ret etmelidirler.
Her nedense imarla ilgili işler "acil ya da gelecek meclise
kalmasına gerek yok, bir sonraki meclise kalırsa talepte bulunan mağdur olur"
gibi abes gerekçelerle tamamına yakını denilebilecek çoğunluğu, gündem dışı
meclis görüşmelerine dâhil edilirdi. Meclis üyesi arkadaşların ısrarlı
itirazına anlık olumlu cevaplar verilmesine rağmen her nedense uygulama bir
türlü yukarıda belirttiğim şekilde gerçekleştirilemezdi!
Az da olsa meclisin yetki alanına girmeyen, ya da yasalara
veya yönetmeliğe aykırı olmasına rağmen, bazı konuların meclise getirilmesine,
görüşülmesine ve kabul edilmesine şaşmamak elde değildir. Meclisin yetkileri ve
çalışma alanı bellidir. Yanlış hesap Bağdat"tan döner hesabı bu tür kararların
hiçbir geçerliliğinin olmadığı bilinerek, ya da bilgi sahibi olmadan, konuyu
meclis gündemine taşımak, hatta karar alınmasını sağlamak, yetkililer üzerinde
güvenirlilik kaybına sebep olacak davranışlardır. Eğer taleplerin haksızlık
içerdiği sezilir de bu olumsuzluk görmezlikten gelinerek, yetki kullanılmak
suretiyle bazı kararlar alınırsa, o zaman bu da yetkiyi kötüye kullanmak babına
girer.
Bir gün iki işadamı bana geldiler. Yanılmıyorsam o gün
meclis toplantısı vardı. Arkadaşlara ikramda bulunmak istedim, onlar "Sizi
işinizden alıkoymayalım, biz sizi tebrik etmeye geldik."dediler. Ben, biraz
şaşırdım. Birisi:"Bizim işyerimize yakın bir arsa sahibi, bizim işimizin
aynısından yapmak için arsasına imar tadilatı isteğinde bulunmuş, konu mecliste
görüşülerek oy çokluğu ile kabul edilmişti. Biz bu kararın iptali istemiyle
Bölge İdare Mahkemesi"ne başvurmuştuk. Mahkeme, konuyu incelemek için
belediyeden meclis tutanaklarını istemişti. İncelemeden sonra, yapılan
tadilatın yasaya uygun olmadığı tespit edilerek meclis kararı mahkeme
marifetiyle iptal edildi. Biz de Meclis tutanağını gördük, sadece siz bu
talebin uygun olmadığını belirterek ret oyu vermişsiniz. Mahkeme sizin
görüşünüze uygun karar verdi. Biz de bu yüzden sizi tebrik etmek için
geldik."demişlerdi.
Meclis üyeleri tartıştıkları, görüştükleri konulara, önce
hâkim olmalıdırlar. Meclisten doğru kararların çıkması, aslında yönetim için
bir itibar ve onurdur. Kendi güvenirliliği açısından da yönetim bu konuya
ağırlık vermeli, yönlendirme gibi işlerden de oldukça uzak durmalı, bilakis
onların hür iradeleri ile hareket etmeleri, yönetim tarafından
desteklenmelidir.
Yukarıdaki olaya benzer bir olay da bir sonraki dönemde
yaşanmış, belediye arsasına imar tadilatı ile bir statü kazandırılarak
satılmıştı. Arsayı satın alan kişi veya kuruluş, arsayı kiraya vermişti.
Kiracı, kısa sürede kuruluşunu tamamladığı işyerini faaliyete geçirmişti. O
çevrede aynı işi yapanlardan bir işyeri sahibi, Bölge İdare Mahkemesi"ne
şikâyette bulunmuş, mahkeme de işi durdurmuştu.
Bu arada işe çözüm arama çalışmaları nerede ki aralıksız
devam etti. Mahkeme kararı bulunan bir konuda, kararın aşılması için çıkış ya
da çözüm aramanın bir tek yolu vardır; o da bir üst mahkemeye gitmektir.
Prosedür böyle olmasına rağmen yönetim tarafından yerelde çareler aranmaya
başlandı! Nerede ki belediyenin ilgili birimleri bu konuyla yatar ve kalkar
oldu. Düşünülenlerin ve işlemlerin, süreci uzatmaktan, boşa zaman harcamaktan
ve mesai öldürmekten başka bir getirisi yoktu.
Yapılan iş ve işlemlerde eğer kurallara uygunluk yoksa ben
yaptım mı olur mantığı ile hareket edilecekse, orada kural koymanın, hak ve
hukuktan söz etmenin bir anlamı olmayacaktır.
Hangi kuruluş olursa olsun, kurum içinde, komisyon
marifetiyle iş yapmak öngörülmüşse, temelde işlerin sağlıklı, hak ve hukuk
çerçevesinde yapılması esas alınmış demektir. Bunun aksi asla düşünülmemelidir.
İşte o zaman yönetim iyi yönetim olur.
Komisyon üyesi olmak sorumluluk almak demektir. Esasta
komisyonlara hak ve hukuktan ödün vermeyecek kişiler seçilir, seçilmelidir.
Komisyonlar, doğru işler yapılsın, yanlışlığa meydan verilmesin diye kurulur.
Onlar her halükarda güvenilir kişilerdir, ya da güvenilir kişiler olmalıdırlar.
İşin esası budur. Başka türlüsünü düşünmek felaket çağırmak demektir. Bu
kıyamettir. Yapılan işlerde yasayı uygulamak yerine yasaları işlere uydurmak
için acayip garaip işler üretmek ancak dedikoduya sebep olur. Nitekim öyle
olduğu zamanlar olmuştur. Yukarıda anlattığım uygulama hakkında hâlâ dedikodu
bitmiş değildir. Gerekli miydi, bana göre değildi, değer miydi, bence değildi!
Bu tür işlerde bir de kamuyu zarara uğratmak söz konusudur
ki kamu malında kıyamete kadar gelecek insanların haklarının olduğu nasıl
unutulabilir? Bu ise tam bir felakettir.
Uygulamalarda bazı arsa sahiplerinin gönendirildiğini,
bazılarının da perma perişan edildiğini gelen bir kısım şikâyetlerden anlıyor
ve görüyorduk. Benim şahit olduklarım sadece görev yaptığım iki dönemi
kapsamaktadır. Uygulamalar içerisinde arsanın en kıymetli yeri belediyeye,
çoklu ortaklı arsalarda uygulama talebinde bulunan tanıdıklara ayrılmışsa bu da
sorumlular tarafından görülememişse, o ortamda bulunan herkes kendisini önce
bir hesaba çekmelidir.
Adamın binlerce dönüm arsasından bir apartman yeri bile
çıkarılmayıp paramparça edilişine, birçok kişinin bir adaya toplanarak çıkmaza
mahkûm edilmesine kadar yanlış işlemlerin, ifade yerinde ise tereyağından kıl
çekercesine yapıldığını gördükten sonra bu işin ciddiyetini anlamak daha
kolaydır. Bizden önce benzer durumlara maruz kalıp da bizi haberdar edenlere,
arkadaşlarla olduğunca çözüm üretmeye çalıştık ve işlerinin bizzat takipçisi
oldum. Gücü olduğu halde zulme karşı çıkmayanlar zulüm yapmış gibidirler. İşin
en acı taraflarından biri de bunu yapanların, kimi kendisini yetkili gören
kişilerin her zaman iltifatına mazhar olmalarıdır. En fenası da bu tür işleri
yapanların bir şey olmamış gibi davranıp dahasını istemeleridir!
Hâlihazır yapılan planlarla veya tadilatlarla insanlar, bu
işi yapanların istedikleri şekilde yaşamaya zorlanmaktadırlar.
Yetkiliyseniz, bir iş yapıyorsanız, büyük paralar harcıyorsanız, şekli ve adı ne olursa olsun en verimli şekilde hizmet olarak karşılığını önce vatandaşa yansıtmalısınız, her vatandaşın yararlanılacağı bir sistem ortaya çıkarmalısınız.