Kahramanmaraş Dosyası 12

Ben kısa dönem yani dört ay askerlik yaptım. Yaşadığımız bazı durumlardan dolayı uzun dönem, asteğmen olarak askerlik yapmadığıma üzüldüğüm çok zamanlar olmuştur. Yapmak istediklerinizi yetkili olduğunuz anda yapabilirsiniz, yoksa yapılanları yaşamak zorunda kalırsınız. Bazen de bir yanlışlığı yetkiniz olmadığı için düzeltemezsiniz. Yetki işte bir de bunun için gereklidir!

Belediye Başkan Yardımcısı olarak ilk göreve başladığım sıralarda, gününde ödenmeyen borçlara aylık gecikme zammı uygulanıyordu. Yani bir gün geç ödeme yapılsa bile bir aylık gecikme zammı alınıyordu. Bunun günlüğe çevrilmesini yani kaç gün geç yatırılmışsa o gün kadar gecikme zammı tahsil edilmesini sağladım. Buna benzer bir durumda parkomat ücretlerinin saatlikten ziyade yarım saatlik uygulamayla yürütülmesini, ihale sözleşmesinin yarım saatlik sisteme göre yapılmasını önerdim fakat kabul ettiremedim. Her yanlış bir haksızlıktır, her haksızlık da zulümdür. Azıcık da olsa hiçbir hakkı küçük görmeye, haksızlığın zerresini bile mazur görmeye kimsen hakkı da yetkisi de yoktur.

Uygun görmediğim her şeyin, kentimiz ve halkımız adına karşısında durdum. Benim meclis üyesi olmadığım dönemde ve beraber bulunduğumuz bir önceki dönemde meclis üyesi olan bir arkadaşım, karşılaştığımız bir günde, bu duruma işaret edercesine;"Sizin mecliste bulunduğunuz zamanda hangi şeyin yanlış, hangisinin doğru olduğunu, durumdan bizim haberimiz yoksa bile sizin değerlendirmelerinizden anlıyorduk. Şimdi gündeme gelen konulara, gerektiğinde yorum yapan yok. Ne gelirse, otomatikman;"Kabul edenler, kabul etmeyenler, oy birliği ile kabul edilmiştir" çabukluğu ile onaylanıyor." demişti.

Kısacası, bir yerde yetkili olmanın sorumlulukları ve zorlukları vardır. Önemli olan doğru işleri doğru zamanda yapmaktır. 

Uzun yıllar su sorunu yaşayan Gaziantep, Kartalkaya Barajı"ndan su almaya başladıktan sonra Pazarcık ilçesi ile doğal olarak bir yakınlaşma yaşamıştır. Söylendiğine göre; sorunlarına çözüm arayan Pazarcık"ın, başta asfaltlama olmak üzere bir kısım sorunlarını çözerek, ilçenin kısmî yardımına el atan Celal Doğan, bir taraftan Pazarcık halkının gönlünü almış, diğer taraftan da harcadığının karşılığını kendi halkına çok fazlasıyla kazandırmıştır. Gaziantep"e gidişin ücretsiz olduğu servislerle hizmet görünümlü ticarî bir proje hayata geçirilerek, Pazarcık halkının yönü Gaziantep"e döndürülmüştür. Mesafe olarak kendisine en yakın iki ilçesinden biri olan Pazarcık ile belki o zamanki siyasî farklılıktan dolayı dirsek temasında bulunamayan merkez, hâliyle ticarî bağının büyük kısmını böylece koparmış, tamamen olmasa da büyük ölçüde Pazar payını Gaziantep"e kaptırmıştır.

Komşumuz bunu yaparken biz ne yapmışız peki?

Yanılmıyorsam 2000 yılı içerisinde köy arabalarını ya da garajlarını hâl binası yakınına taşıyan merkez, köyleri ile bir bakıma bağlarını büyük ölçüde koparmıştır. Bu uygulamadan dolayı zamanın belediye yönetimi çok tepki almış dolayısıyla ne yapacağını şaşırmıştı.

Köy garajı ile ilgili daha makul bir çözüm bulunamaz mıydı? Hâlâ bir şeye benzemeyen köy garajı, daha sonraları görev yaptığımız zamanda epeyce bizim başımızı ağrıtmıştı. Hâlbuki ticaretin ve sosyal hayatın bir öğesi olan köylü, ürettiklerini rahatlıkla kentte pazarlayabilmeli, aynı rahatlıkta alışverişini yapıp gönül huzuruyla evine dönebilmelidir. Böyle olduğu zaman hem köyden kente plansız göç kısmen durdurulmuş olacak hem de araziler bakımlı olacak ve ekonomiye katkı sağlanacaktır.

 Biz bunları yaparken Gaziantep yanında diğer illerin tüccarları ceviz, peynir, bal, çilek, kiraz, şıra gibi kentimizin ün yapmış önemli ürünlerini Kahramanmaraş köylüsünün ayağına giderek satın almaktadırlar. Yasal zorunluluk olduğu halde hâlâ bir "Köylü Pazarı" kuramayan merkez, köylüsü ile yeni yasaya göre mahallelisi ile bağlarını büyük ölçüde kendi elleri ile kesmiş olmaktadır.

Yol sorunları yüzünden, il merkezinin, Pazarcık ve Türkoğlu ilçelerinden başka diğer ilçeleri ile resmî işlemler dışında nerde ki bağlantısı bulunmamaktadır. Pazarcık"ın Gaziantep"e nasıl kaydığını anlattım, geriye merkezle bağlantısı olan bir Türkoğlu ilçesi kalmıştır. Merkez belediye yönetimi, Gaziantep belediye yönetiminin Pazarcık"a yaptığının bir benzerini Türkoğlu için maalesef yapamamıştır.

Dışarıda böyle de içeride durum farklı mıdır?

Tarihin, hafızalarda sürekli yaşatılmasını çok önemsediğimi hemen belirtmek isterim. Ancak son zamanlarda tarihi yeniden canlandırma adına harcanan para ve emeğin haddi hesabının olmadığı halde bir türlü aktifleştirilip sosyal hayata kazandırılamadığını da göz ardı edemeyiz.

Baştan korunamayan tarihî eserleri onarmaya çalışmak nasıl olsa puan kazandırmaktadır.

Şahsen ben, yapılan işlerin sağlam ve temiz bir şekilde yapılmasından yanayım. Üstelik bizim inancımız da bu gerektirmektedir.

 Anlatıldığına göre; Belediye Çarşısının üstü diğer Kapalıçarşı gibi taş kaplama imiş. Geçmişte, çarşıda bir olumsuzluk yaşanmış. Zamanın belediye başkanı her ne sebepten ise olumsuzluğu tamir ettirmek yerine çarşının üstünün açılmasını tercih etmiş.

Soğuktan ve sıcaktan muzdarip olan esnafların istekleri de dikkate alınarak yakın tarihte çarşının üzeri kapatıldı. Ancak bu sefer de esnafın başka şikâyetleri başladı. Yağmur yağdığında duvarlardan inen su dükkânlara zarar veriyordu, esnaf gerçekten sıkıntı yaşıyordu.Kimi yerlere brandalar,kimi yerlere de naylon koruyucular çekilmişti.Çarşıda tam bir görüntü kirliliği hakimdi. İşyeri sahiplerine bir iyilik daha yapmak istenmiş olduğundan mı başka nedenlerden mi, iş başında olan yönetim önceki malzemeleri tamamen kaldırtarak çarşıyı bugünkü hâle getirdi. Her iki yapılandırmanın da tarihi ne kadar koruduğu tartışmalıdır. Ama esnaf ve çarşıdan geçen halk bu çalışma ile soğuktan ve sıcaktan korunmuş oldu! Korunmuş oldu olmasına da birkaç gün önce yağan yağmurun sele dönüşmesinden çarşı esnafının malları büyük zarar gördü. Neden acaba?

Örnek vermek istemiyorum ama Gaziantep ve Kayseri bu ve benzeri işleri halledeli yıllar oldu. Antep ve Kayseri, yoksa bu işleri kendi bütçelerinden mi yaptırdılar, ya da biz mi yol ve yöntem bilmiyoruz? Nihayet Vakıflar Genel Müdürlüğü emin ellerde olunca yolları Kahramanmaraş"a da uğradı da tarihî eser niteliğindeki camilerimiz hiç değilse kendi asıl hüviyeti ile gün yüzüne çıkmaya başladı.

Yakın zamana kadar her önüne gelen kendi tercih ve zevkine göre tarihî eser niteliğine sahip camilerde akla hayale gelmeyecek tadilatlar yaptı,o güzelim kesme taşların üstüne sıva çektirildi, boyama yaptırıldı, dekor yaptırıldı, nerede ki tarih diye bir şey kalmamıştı.

Tarihî eserler korunmak isteniyorsa, korumaya alınan özel binalar, kamulaştırılarak vatandaş mülkiyetinde bırakılmamalıdır. Vakıfların ya da bir başka kuruluşun uhdesinde olan eserler üzerinde ise vatandaşa herhangi bir müdahale fırsatı verilmemelidir.

Korumaya alınan tarihî özel mülklerin vatandaş mülkiyetinde kalması demek, elden çıkması, bir gün başına bir iş gelmesi demektir. Korumaya alınmak suretiyle mülk sahibinin kendi mülkünde tasarruf yetkisinden mahrum edilmesi sıkıntıya sebep olduğu gibi mülkünün elinden ucuza alınarak onların mağdur edilmesi de doğru değildir. Zaten tarihî eser olarak vatandaşın elinde az sayıda konaklar ve eski mahallelerdeki bazı evler kalmıştır. Bunları korumaya almanın yanında buraları, mülk sahiplerini mağdur etmeden kamuya kazandırmak gerekir. Kentimizin cazibesini artırmak bakımından bunlar oldukça önemlidir.

Anlatıldığına göre yoldan Ulu Cami"ye birkaç basamak merdivenle çıkılırken, bugün birkaç basamak merdivenle inilmeye başlanmıştır. Peki, neden caminin genel hatları korunup da yol ona göre tanzim edilmemiştir, yetkililer bunu akıl edememişler midir? Kentin en orijinal tarihî eserlerinden olan Ulu cami gövdesinin 1 metreye yakın kısmı hâlâ toprağa gömülüdür.

Arasa (Cığcığı)Camii"nin dıştan görüntüsü ise bu kentin tarihine karşı işlediği ayıbı olmaktan öte utancıdır. Böyle bir tarihî eser nasıl olur da kıymet bilmeyen kişilerin ellerine teslim edilebilir ya da insafına terk edilebilir? O cami neden yıkılmıştır, yıkımına kim izin vermiştir ya da göz yummuştur? Bilen varsa ben bilmiyorum gerekçesini.

Caminin yaptırma derneğinde görev yapmış, şimdi hayatta olmayan bir kişiden dinlemiştim. Bu zat; caminin girişindeki, şu anda koruma altında olan ve restore edilen duvarını, gece halatlarla traktöre bağlayıp nasıl çektirdiklerini fakat duvarı yıkamadıklarını anlatmıştı. Bu uğraştan söz ederken, yaptıklarını övgüyle, duvarı yıkamadıklarını da üzülerek anlatmıştı. Tarih bilinci olmayan, geçmişine vefa gösteremeyenlerin bu yaptıklarından, kimsenin ya da yetkililerin haberleri olmamış gibi davranılması anlaşılacak bir durum değildir. Bu iş üstelik şehrin en merkezinde yapılmıştır, ara sokaklarda değil!

Caminin giriş tarafındaki hâlihazır korumaya alınan duvarı, halat bağlanıp traktörlerle çektirilmek suretiyle yıkılamıyor da diğer duvarları nasıl yıkıldı acaba, doğrusu merak ediyorum!

Halk bunu yaparken halkı yönetenlerin yaptıkları ise bundan daha vahim bir davranıştır. Olmaz ama halk bir şekilde mazur görülebilir diyelim, ya onların yaptıklarına göz yumanlar için ne denilecektir!

Yol yapılacak diye minarenin nerede ki yarısının toprağa gömülmüş olması, suçumuzu sürekli yüzümüze vurmaktadır. Bütün olumsuzluklara rağmen yaşamak için bir kuyunun içerisinden başını yükseltircesine yolun içerisinde kalabilen ya da unutulan minare, bir devrin sanatını yaşatmaya çalışmaktadır.

Ulu Cami istikametinden Arasa Camii istikametine inen yol, minareyi yutacak şekilde neden şişirilmiştir? Üstelik bu yol daha yeni yapılmıştır.Bu şişkinlik, kod düzensizliği, dalgalı ve engebeli görüntüsü ile hâlâ bazı insanların gözüne batmaktadır. Madem kenti yönetme yetkisini ellerinde bulunduranlar yönetici idilerdi de bu abesliği nasıl yaptılar o zaman? O yolun şişirilmesi nasıl bir mühendislik buluşudur ki yapanlar yapmış, yöneticiler tarafından da kabullenilmiştir! Neyse bir gün biri de tarihî eser ortaya çıksın diye bir çalışma yapar, hem gelene iş olur, hem ticaret ilerler, hem de tarih yeniden canlanmış olur! Nasıl olsa para çok, yönetenlere de iş gerek!

Acı gerçekleri ile işgalcilerin gelişini ve gidişini sürekli hatırda tutulmasını sağlayacak olan ve çok önemli tarihî bir olayın şahitliğini kimliğine işlemiş bulunan Uzunoluk Hamamı, bir tatil gününde yıkılıvermişti. Bu tür işleri tatil günlerinde yapmak hem moda idi, hem de yetkiyi ellerinde tutanların vatandaşa sunduğu çözüm yolu niteliğinde ikramları idi!

Devlette devamlılık esastır ilkesini hâlâ farklı anlayanlar, ya da anlamayanlar bugün olduğu gibi dün de vardı. Devlet işlerinin takibi ve devlet sisteminde işlerin yürütülmesi elbette ki devamlılık esası anlayışında olmalıdır. Bu bağlamda işlerin ve işlemlerin yapılmasında ve yürütülmesinde tatil mefhumu olmamalıdır. Ama bunlar sürekli olmuş, bazıları da bunları fırsat bilmiştir.

Hamam yıkıldıktan sonra yeri korumaya alındı. Orada bir şeyler yapıldı ancak korunamadı. Orası biracıların, bali çekenlerin mekânı oldu. Kafayı bulanların bir kısmı orada sabahladı. İş çığırından çıkmıştı. Sabah olduğunda temizlik yapan görevliler el arabaları dolusunca içki şişeleri topluyorlardı, birileri pisliyor, belediye temizliyordu. Fransız askerlerinin sarhoşken çıkardıkları olay ve yeri, tarihe geçti. Milli Mücadele"nin ilk kurşunu orada atıldı. Sonra bizim yerliler orada sarhoş oldu!

Çevrenin baskısı ya da teklifleri ile belediye yönetimi hamamın yeniden inşasına karar verdi. Rölövesi bulundu ya da çıkarıldı, iş ihale edildi. Kısa zamanda yapımı tamamlandıktan sonra Belediye Başkanı bana;"Burayı müze yapsak nasıl olur, müze mi yapalım, hamam olarak kalsın mı?"diye sordu. Ben de cevaben;"Hamam müze olmaz, Müze yapacaksanız binayı ‘müze binası" olarak yapmalısınız, hamam hamamdır." diye görüşümü söyledim. Yine söylüyorum; hamamdan müze olmaz, hamam hamamdır! Hamam, tarihî eser olarak ziyaretçilere açık tutulur, hamamdır diye illaki içinde banyo yapılıyor olması gerekmez. Bu benim görüşüm. Ben, Başkan Bey"e; "Burayı hamam olarak işletmeye aç." demedim. Müze olmasını o günde uygun görmedim bugün de uygun bulmuyorum. Bu benim görüşüm.

Bu söz üzerinden çok spekülatif laflar üretildi o günlerde. Bunlar ucuz işlerdir bana göre. Önemli yatırımlar yapmayanlar basit işlerle günü kurtarmaya çalışırlar. Yine bu konu üzerinden daha sonra, burada anlatmayacağım bir kısım olumsuzluklar yaşandı. Hamam olarak işletilmek üzere ihaleye çıkıldı. Ondan sonra da olan oldu. Gelişen olumsuzlukla hiçbir alâkam olmadığı halde işin asıl aktörleri olan iki taraf da işin içerisinden sıyrılıp aralarında yaşanan sorunu benim üzerimden çözmeye çalıştılar. Ben, Allah"ın her şeyi bildiğine inanıyorum, başkanın da inandığını kabul ediyorum. O yüzden daha fazla bir şey anlatmıyorum.  Ama lüzum olursa anlatırım, anlatırsam da her iki tarafın aktörleri ile beraber birçokları işin altında kalırlar!

Bir programda yanıma gelen bir kişi önce hâl hatır sordu, ben kendisini tanımıyordum, o kendisini tanıttı, sonra da, yeniden inşa edilen hamama kendisinin adının verilmesini teklif etti. Hamamı yıkan kendisi, adının verilmesini isteyen de kendisi idi.

Bir de bu alanda Uzunoluk Çeşmesi var. Bu çeşmenin kendisi tarihî olmasa da yeri tarihîlik sıfatı kazanmıştır. Çocukluğumuz döneminde o çeşme tulumbalı idi. Çeşmenin üzeride yanılmıyorsam; o günü simgeleyen resmin bulunduğu bir basit tablonun üst kısmında"İlk Kurşunun Atıldığı Yer" yazılıydı. Her Kurtuluş Bayramı arifesinde o tabloya bakım yapılır, etrafını çevreleyen ampullerin yanmayanları değiştirilirdi. Sonra orası eski şekline benzer olarak bugünkü hâle getirildi!

Belediyede görev yaptığım zamanda çeşmenin olduğu küçücük meydana, olayın anlatıldığı bir kitabe yazılmasını Belediye Başkanına önermiştim. Çok da sıcak karşılamıştı. Hatta bir çalışma yapmam için bana bir adres de göstermişti ama sonradan ne olduysa bir türlü bu teklifimizi gerçekleştirilme imkân ve fırsatı verilmedi.

Gerçekleşmeyen önerilerim sadece bununla da sınır değildir elbette.


M. Nedim Tepebaşı

8.10.2014 00:00:00


Bekir Büyükkurt Türkiye Birincisi Oldu

Restorasyonu Tamamlanan 5 Camii Daha İbadete Açıldı

Pusula Maraş’tan Gençlere Ramazan Temalı Ödüllü Fotoğraf Yarışması

BAŞKAN AKPINAR: “12 ŞUBAT RUHU, ASRIN FELAKETİNDE YENİDEN DİRİLDİ”

Kahramanmaraş Hızlı Tren Ağına Entegre Ediliyor

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 12 Şubat Mesajı

"Kurtuluş Ruhu" 106. Yılında

KSÜ’de Deprem Şehitleri İçin Mevlid-i Şerif Programı ve Anma Töreni Düzenlendi

Kahramanmaraş’ta CHP TBMM Grup Toplantısı Yapıldı

Türkoğlu’nda kar seferberliği vatandaştan tam not aldı

Görgel: “Tarihi Kapalı Çarşı’mızın Restorasyonu Tamamlanıyor”

Kırmızı Yelekliler Derneği'nden Kahramanmaraş ziyareti

AKOM’dan Yağmur ve Kar Uyarısı

Ülkü Ocakları'ndan Anlamlı Destek

Başkan Gül'den YENAD'a Ziyaret

Başkan Çetinkaya’dan Gazetecilere Anlamlı Buluşma

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 2025 yılı değerlendirmesi