Kahramanmaraş Dosyası 15

Bugünkü uygulamalardan da anlaşılacağı gibi camiler, insanlar arasında en sahipsiz yerlerdir.  Özel sektöre ait bir binanın önüne bir yapı, bir kulübe veya benzeri herhangi bir şey konulabilir mi, öyle bir tasarrufta bulunabilinir mi? İşportacısı, dilencisi, reklamcısı, ilancısı, kitapçısı, esansçısı daha ne bileyim birçokları cami önünde hatta içerisinde kafasına koyduğunu yapmakta veya seslendirmektedir.

Daha önce de kısmen söz ettim ama farklı bir şekli ile ifade etmek istiyorum ki cami yerleri Allah adına ayrılmış yerler olması ile ayrı bir özelliğe sahip olduğu halde büyük çoğunluğu imar uygulamasından arta kalan en kıytırık alanlar içerisine yerleştirilmiştir. Bunu yapanlar, onay verenler ülkenin üst düzey bir yöneticisi için böyle bir harekette bulunabilirler mi? Ama Allah adına ayrılan bir yere yani camiye karşı böyle bir davranışta bulunabilmektedirler. Kimse bunlar olmadı diyemez, uygulamalar çoğunlukla böyle olmuştur. Biz burada sadece bildiklerimizi yazıyoruz. Kimseyle çatışmak için de bunları yazmıyorum, ancak, seçilenler de, iş yapanlar da, hatta seçenler de herkes hatasını ve yönetim gibi bir sorumluluğun inceliklerini bilmelidir!

Cami yerlerinden başka bir de bir kısım inşaatlar bünyesinde yapılan mescitler vardır ki buralarda ayrılan yerlerin durumları yürekler acısıdır. Binanın en kullanılmaz yerine mescit yaptırılmak suretiyle ne amaçlanmaktadır, orası bizim için hem meçhul, hem de mahremdir. Kimsenin niyetini okumak gibi bir hatanın içine düşmek istemem. Ancak yapılanların şık olmadığını açık bir şekilde yazıyorum zaten. Bir defa, bu tür işleri yapanların, bu yerlerde Allah"ın adı anılarak ibadet yapılacağını, bu işi Allah rızası için yaptıklarını ve yapının adına da mescit yani Allah"ın evi denildiğini bilmeleri gerektiğine dikkatlerini çekmek isterim.

Kahramanmaraş merkezinde bu tür mescitlerden bir hayli bulunmaktadır."İş görmüyor mu?" denilse, hayır bir ihtiyacı karşılıyor elbette derim. Burada işaret etmek istediğim, camiye bakış şeklidir. Bir iş hanının bodrumuna yapılan mescidin henüz yapımı tamamlanmadan, merdiveninden düşen işçinin öldüğünü duymuştum. Ben yeri görmedim. Merdivenin yapımında mı, yerin seçiminde mi hata vardı bilmiyorum ama yer seçiminin yanlış olduğunu yukarıdan beri anlatmaya çalışıyorum. Eğer burası kapatılmasaydı, namaz kılmaya inenlerden daha kimlerin başına başka neler gelecekti? Bu mescitlerin bulunduğu binalara ruhsat alınmıyor mu? Elbet alınıyor. Bu ruhsatları inceleyenler, imza atan yetkililer, böyle tehlikeli ve olmayacak işlere nasıl izin veriyorlar o zaman? İşin yanlış olan tarafı da işte burasıdır."Ben kendime, bu adam camiye karşı dedirtmem!" düşüncesi, bu yanlışlıklara kapı aralamaktadır. Cesaretle ilgililer:"Böyle cami/mescit yeri olmaz, binası olmaz, arkadaş!" diyebilmelidirler. Yapılan işler her şeyden önce cami ruhuna uygun olmalıdır.

Camilerdeki keyfilik sadece bunlarla da bitmiyor. Cami ya da mescit ibadete açıldıktan sonra para verenin hatırına veya görevlinin şahsi kararı ile yapılanlardan bir kısımları vardır ki bunlar da ayrı kırılganlıklara sebep olmaktadır. Bu yazıyı yazdığım an itibarıyla dün Cuma namazını kıldığım camide, seslendirmedeki eko sistemi benim gibi birçok kişiyi mutlaka rahatsız etmiştir. İmam arkadaş güzel okuyor ama eko sistemi ayetleri dalgalı seslerle aksettirince insanın huzuru bozuluyor. Namaz kılarken ekoya gerek vardır Allah aşkına? İlgililere iletilmemiş olsa da şahsen ben kaç kişiden bu konu üzerine eleştiri duydum. Müzik ve müzik aletleri ile ilgisi olan birisi, mahallesinin imamına ısrarla yeni ve ekolu ses sitem kurdurtmuş. Bu, ilimizde yaşanmış bir olaydır. Şimdi o hoca efendi hayatta değil, Allah rahmet eylesin. Sistem ilk teravih namazının kılındığı yatsı namazında çalıştırılıyor. Hoca efendi "semiallahü limen hamideh" deyince eko sistemi, yapısı gereği son kelimeyi "deh, deh, deh…" diye dalgalandırıyor. Hoca efendinin morali bozuluyor, bu moral bozukluğu ile namazı zor bitiriyor ve sistemin derhal sökülmesini söylüyor. Allah"ın ayetlerini seslendirirken ayetin ahengini bozmaya ne hakkımız vardır?

Son zamanlarda yapılan camiler kısmen mühendis kontrolünde yapılmaktadır. O da herhangi bir olumsuzluk yaşanması hâlinde bu işle uğraşanların, kendilerini kurtarmaları içindir. Okul ve cami yerlerinin ayrılmasında ya da inşa aşamasında sorumluluk taşıyanlar, kendilerine "Okul düşmanı","Cami yaptırmayan adam!" dedirtmemek için bazı iş ve işlemlere göz yumulmaktadır. Bu gün, Müslüman bir ülkenin üniversitelerinde "Cami Mimarlığı " bölümünün olmaması elbette ki büyük bir eksikliktir. Geniş bir kapsama alanı olan camilerin inşasında bu eksiklikten kaynaklanan çok ciddi hatalar işlenmektedir. İnsanlar camide ibadet yaparlarken, Allah korusun bir yangın olsa, deprem olsa, ya da başka bir durumla karşılanılsa, cemaatin kolaylıkla tahliye olacağı genişlikte veya yeteri kadar kapı maalesef yoktur. Bu, cami mimarisinde işlenen yanlışlıklara verilebilecek örneklerden sadece bir tanesidir.

Cami, okul, hastane ve diğer resmi kurumlar, mademki halk için vardır, o halde halkın en rahat ulaşıp, zahmetsiz bir şekilde ibadetini yapacağı, eğitimini alacağı ve işini göreceği yerlere usulüne göre inşa edilmelidirler.

Bir zamanlar Ulu Cami"nin güneyinde bulunan bahçede pazaryeri kurmak için zamanın valisi ve aynı zamanda 27 Mayıs ihtilal döneminin belediye başkanı da olan zatın çok çaba sarf ettiğini, belediye bando takımının, dikkat çekmek için orada bir şeyler çaldığını hatırlar gibiyim. Üstelik bu iş için Cuma günü seçilmişti yanılmıyorsam. Ama halk bu çağırıya ve pazara iltifat etmedi. Daha sonraları o alanın hemen yanındaki, üstelik tarihî bir yapı olan Kâtip Han"a bitişik bir şekilde büyük bir trafo konulmuş. Bir Cuma namazı sırasında patlayan trafo, cemaate korkulu anlar yaşatmıştı. Bir ara da orası park olarak düzenlenerek güya halka açılmıştı ama orada halk hiçbir zaman olmadı, olamadı. Kentte ne kadar kopuk insanlar varsa sanki hepsi oraya doldu.

O sıralarda caminin doğu taraf duvarı ile bahçenin aynı istikametteki duvarı tamamen işportacıların işgaline uğramıştı. Cami pencerelerinin korkulukları ile bahçe duvarı korkulukları, askılık olarak kullanılıyordu. Kent yöneticileri, alanı kopuklardan koruyamayınca, işportacılar orayı koruma hesabına cami dış cephesi ile bahçe dış cephesini işgal ettiler, bu anlayış doğrultusunda bu işgallere o zaman açıkçası göz yumulmuştu!

Bir kentte bazı zaruri ihtiyaçlar için özel yerlerin yapılmamış olmasının büyük bir eksiklik ve hata olması kadar bazı ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yapılarda, sadece erkekler üzerinden çalışmalar yapılıp kadınların ihtiyaçlarının dikkate alınmamış olması da ayrı bir eksikliktir. Neden kadınlar toplumun üyesi olarak hesaba katılmamaktadır hâlâ?

Toplum, erkeği ile kadını ile bir toplumdur. İbadet yapmak kadına da farz olduğuna, onların da erkekler gibi bir kısım ihtiyaçlarının olduğuna göre neden kadınların ve erkeklerin ihtiyaçları, gerektiği şekilde değerlendirilmemektedir? Hele dindar görünen ve bilinen bir kentte, örnek olabilecek bir çalışmanın hâlâ yapılmamış olması büyük bir eksikliktir. Örnek verilecek olursa, birkaç camide kadınlar için namaz kılınacak bölüm sanki kerhen ayrılmış gibi olmasından başka diğer camilerde kadınlar için namaz kılabilecekleri yer bile ayrılmamıştır. Hele kadınlar için abdest almalarını kolaylaştıracak özel yerlerin olmaması ve benzer eksiklikler, onların hayatını iyice zorlaştırmaktadır. Bu arızalar ne zaman giderilecektir, o da meçhuldür.

Pozitif ayrımcılık yapmak için dengelerin bozulması da ayrı olumsuzluktur. Her şeyin aşırısı da eksikliği de dengeleri bozar, dengelerin bozulduğu yerde ise adalet olmaz, adaletin olmadığı yerde ise huzur olmaz. Önemli olan her şeyi dozunda ve gerektiği şekilde yapmaktır. Yukarıda sayılan insan ihtiyaçları, gerektiği şekilde karşılanmadan pozitif ayrımcılık adı altında, dengelerin bozularak aşırılığa kaçılması, sıkıntıları daha da artıracak, ayrımcılığı beraberinde getirecektir.

Ulu Cami yanındaki tuvaletler bir ara belediye tarafından yeniden yaptırıldı. Kraldan çok kralcı geçinenler her yerde her zaman olmuştur, bu durumda da daha olacaktır da. İşi yapan birim o gün için bana bağlı çalışmıyordu. Hâl böyle olunca, yapılan işten haberdar olma şansımız pek yoktu. İnşası daha devam ederken meraktan bir gün gezdim, yapılanlarda gördüğüm hatalı yerleri ilgilisine söyledim,"Keşke baştan söylenseydi" cevabını almıştım. Biz, istişare denilen ortak akıl sistemi çalışsın derken elbette ki sadece işlerin sağlıklı olması itibarıyla bunu söylüyorduk.

Kent halkının ihtiyaçlarını karşılamak, yerel yönetimlerin işi olmasından daha doğal bir şey yoktur. Hele kent meydanında sözünü ettiğim tuvaletlerden başka tuvaletler yoksa, burası daha bir önem kazanmış demektir.

Bu tuvaletlerin belediye tarafından işletilmesini, ihtiyaç olan malzemelerin belediye tarafından karşılanmasını ve ücret de alınmamasını yönetime önerdim. Ama başkalarının sözüne uyularak tuvaletlerin işletilmesi ihale usulü ile kiraya verildi. Çok sürmedi, ihaleyi alan kişinin bazı hatalı davranışları yüzünden bir dizi olumsuzluklar yaşandı. Bu sefer tutulan bir tutanakla alelacele ihale iptal edildi.

Özellikle halkın çok kullandığı bazı cami tuvaletlerinin temizlik ve bakımının hizmet alımı şeklinde belediye tarafından karşılanmasını daha önce söylemiştim fakat birçok kereler olduğu gibi bu teklifim de yerinde bulunmamış ya da ilgi görmemişti. Ulu Cami tuvaletlerinde yaşanan olumsuzluktan sonra üst yönetici tarafından bir milletvekilinin adı verilerek, onun da Ulu Cami ile birlikte diğer bazı camilerin tuvaletlerinin temizliğinin belediye tarafından yapılmasını söylediği bana iletildi ve derhal bu işin halledilmesi istendi. Önemli olan hizmetin doğru yapılmasıdır mutlaka. Ama neden makam sahibi bir kişi tarafından gelen teklif işleme konuluyor da ben veya benim gibi birisi söylediği zaman teklife mesafeli duruluyor? Hâlbuki bu işler zamanında yapılsa idi kazanan ben değil, kendileri olacaktı. Burada "Sen de bugün bunları yazıyorsun!" denilebilir ancak çalışmalar ve davranışlar hakkaniyet çerçevesinde kalsaydı ben bunları asla yazmazdım. Bazı konuları kesinlikle dile bile getirmiyorum. Bunları da daha çok ilimizin yavaş gelişmesindeki etkenleri yorumlamak için ve yaşananlardan ders çıkarmak, ondan örnek almak isteyenler olur belki düşüncesiyle yazıyorum.

Cami tuvaletlerinin müezzin arkadaşlar tarafından temizlenmesini oldum olası uygun bulmam. Açıkça o işi açıkça kendi isteğiyle görev alanlar yapmalıdır diye düşünüyorum. Bu gelişmeden sonra merkezdeki camilerin tuvaletlerinin temizliği hizmet alımı ile görevlendirilen kişiler tarafından yapılmaya başlanmıştır.

 


M. Nedim Tepebaşı

16.10.2014 00:00:00


Bekir Büyükkurt Türkiye Birincisi Oldu

Restorasyonu Tamamlanan 5 Camii Daha İbadete Açıldı

Pusula Maraş’tan Gençlere Ramazan Temalı Ödüllü Fotoğraf Yarışması

BAŞKAN AKPINAR: “12 ŞUBAT RUHU, ASRIN FELAKETİNDE YENİDEN DİRİLDİ”

Kahramanmaraş Hızlı Tren Ağına Entegre Ediliyor

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 12 Şubat Mesajı

"Kurtuluş Ruhu" 106. Yılında

KSÜ’de Deprem Şehitleri İçin Mevlid-i Şerif Programı ve Anma Töreni Düzenlendi

Kahramanmaraş’ta CHP TBMM Grup Toplantısı Yapıldı

Türkoğlu’nda kar seferberliği vatandaştan tam not aldı

Görgel: “Tarihi Kapalı Çarşı’mızın Restorasyonu Tamamlanıyor”

Kırmızı Yelekliler Derneği'nden Kahramanmaraş ziyareti

AKOM’dan Yağmur ve Kar Uyarısı

Ülkü Ocakları'ndan Anlamlı Destek

Başkan Gül'den YENAD'a Ziyaret

Başkan Çetinkaya’dan Gazetecilere Anlamlı Buluşma

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 2025 yılı değerlendirmesi