Bugünkü uygulamalardan da anlaşılacağı gibi camiler, insanlar arasında en sahipsiz yerlerdir. Özel sektöre ait bir binanın önüne bir yapı, bir kulübe veya benzeri herhangi bir şey konulabilir mi, öyle bir tasarrufta bulunabilinir mi? İşportacısı, dilencisi, reklamcısı, ilancısı, kitapçısı, esansçısı daha ne bileyim birçokları cami önünde hatta içerisinde kafasına koyduğunu yapmakta veya seslendirmektedir.
Daha önce de kısmen söz ettim
ama farklı bir şekli ile ifade etmek istiyorum ki cami yerleri Allah adına
ayrılmış yerler olması ile ayrı bir özelliğe sahip olduğu halde büyük çoğunluğu
imar uygulamasından arta kalan en kıytırık alanlar içerisine yerleştirilmiştir.
Bunu yapanlar, onay verenler ülkenin üst düzey bir yöneticisi için böyle bir
harekette bulunabilirler mi? Ama Allah adına ayrılan bir yere yani camiye karşı
böyle bir davranışta bulunabilmektedirler. Kimse bunlar olmadı diyemez,
uygulamalar çoğunlukla böyle olmuştur. Biz burada sadece bildiklerimizi
yazıyoruz. Kimseyle çatışmak için de bunları yazmıyorum, ancak, seçilenler de,
iş yapanlar da, hatta seçenler de herkes hatasını ve yönetim gibi bir
sorumluluğun inceliklerini bilmelidir!
Cami yerlerinden başka bir de
bir kısım inşaatlar bünyesinde yapılan mescitler vardır ki buralarda ayrılan
yerlerin durumları yürekler acısıdır. Binanın en kullanılmaz yerine mescit
yaptırılmak suretiyle ne amaçlanmaktadır, orası bizim için hem meçhul, hem de
mahremdir. Kimsenin niyetini okumak gibi bir hatanın içine düşmek istemem. Ancak
yapılanların şık olmadığını açık bir şekilde yazıyorum zaten. Bir defa, bu tür
işleri yapanların, bu yerlerde Allah"ın adı anılarak ibadet yapılacağını, bu
işi Allah rızası için yaptıklarını ve yapının adına da mescit yani Allah"ın evi
denildiğini bilmeleri gerektiğine dikkatlerini çekmek isterim.
Kahramanmaraş merkezinde bu
tür mescitlerden bir hayli bulunmaktadır."İş görmüyor mu?" denilse, hayır bir
ihtiyacı karşılıyor elbette derim. Burada işaret etmek istediğim, camiye bakış
şeklidir. Bir iş hanının bodrumuna yapılan mescidin henüz yapımı tamamlanmadan,
merdiveninden düşen işçinin öldüğünü duymuştum. Ben yeri görmedim. Merdivenin
yapımında mı, yerin seçiminde mi hata vardı bilmiyorum ama yer seçiminin yanlış
olduğunu yukarıdan beri anlatmaya çalışıyorum. Eğer burası kapatılmasaydı,
namaz kılmaya inenlerden daha kimlerin başına başka neler gelecekti? Bu
mescitlerin bulunduğu binalara ruhsat alınmıyor mu? Elbet alınıyor. Bu
ruhsatları inceleyenler, imza atan yetkililer, böyle tehlikeli ve olmayacak işlere
nasıl izin veriyorlar o zaman? İşin yanlış olan tarafı da işte burasıdır."Ben
kendime, bu adam camiye karşı dedirtmem!" düşüncesi, bu yanlışlıklara kapı
aralamaktadır. Cesaretle ilgililer:"Böyle cami/mescit yeri olmaz, binası olmaz,
arkadaş!" diyebilmelidirler. Yapılan işler her şeyden önce cami ruhuna uygun
olmalıdır.
Camilerdeki keyfilik sadece
bunlarla da bitmiyor. Cami ya da mescit ibadete açıldıktan sonra para verenin
hatırına veya görevlinin şahsi kararı ile yapılanlardan bir kısımları vardır ki
bunlar da ayrı kırılganlıklara sebep olmaktadır. Bu yazıyı yazdığım an
itibarıyla dün Cuma namazını kıldığım camide, seslendirmedeki eko sistemi benim
gibi birçok kişiyi mutlaka rahatsız etmiştir. İmam arkadaş güzel okuyor ama eko
sistemi ayetleri dalgalı seslerle aksettirince insanın huzuru bozuluyor. Namaz
kılarken ekoya gerek vardır Allah aşkına? İlgililere iletilmemiş olsa da şahsen
ben kaç kişiden bu konu üzerine eleştiri duydum. Müzik ve müzik aletleri ile
ilgisi olan birisi, mahallesinin imamına ısrarla yeni ve ekolu ses sitem
kurdurtmuş. Bu, ilimizde yaşanmış bir olaydır. Şimdi o hoca efendi hayatta
değil, Allah rahmet eylesin. Sistem ilk teravih namazının kılındığı yatsı
namazında çalıştırılıyor. Hoca efendi "semiallahü limen hamideh" deyince eko sistemi,
yapısı gereği son kelimeyi "deh, deh, deh
" diye dalgalandırıyor. Hoca
efendinin morali bozuluyor, bu moral bozukluğu ile namazı zor bitiriyor ve
sistemin derhal sökülmesini söylüyor. Allah"ın ayetlerini seslendirirken ayetin
ahengini bozmaya ne hakkımız vardır?
Son zamanlarda yapılan camiler
kısmen mühendis kontrolünde yapılmaktadır. O da herhangi bir olumsuzluk
yaşanması hâlinde bu işle uğraşanların, kendilerini kurtarmaları içindir. Okul
ve cami yerlerinin ayrılmasında ya da inşa aşamasında sorumluluk taşıyanlar,
kendilerine "Okul düşmanı","Cami yaptırmayan adam!" dedirtmemek için bazı iş ve
işlemlere göz yumulmaktadır. Bu gün, Müslüman bir ülkenin üniversitelerinde
"Cami Mimarlığı " bölümünün olmaması elbette ki büyük bir eksikliktir. Geniş
bir kapsama alanı olan camilerin inşasında bu eksiklikten kaynaklanan çok ciddi
hatalar işlenmektedir. İnsanlar camide ibadet yaparlarken, Allah korusun bir
yangın olsa, deprem olsa, ya da başka bir durumla karşılanılsa, cemaatin
kolaylıkla tahliye olacağı genişlikte veya yeteri kadar kapı maalesef yoktur.
Bu, cami mimarisinde işlenen yanlışlıklara verilebilecek örneklerden sadece bir
tanesidir.
Cami, okul, hastane ve diğer
resmi kurumlar, mademki halk için vardır, o halde halkın en rahat ulaşıp,
zahmetsiz bir şekilde ibadetini yapacağı, eğitimini alacağı ve işini göreceği
yerlere usulüne göre inşa edilmelidirler.
Bir zamanlar Ulu Cami"nin
güneyinde bulunan bahçede pazaryeri kurmak için zamanın valisi ve aynı zamanda
27 Mayıs ihtilal döneminin belediye başkanı da olan zatın çok çaba sarf
ettiğini, belediye bando takımının, dikkat çekmek için orada bir şeyler
çaldığını hatırlar gibiyim. Üstelik bu iş için Cuma günü seçilmişti
yanılmıyorsam. Ama halk bu çağırıya ve pazara iltifat etmedi. Daha sonraları o
alanın hemen yanındaki, üstelik tarihî bir yapı olan Kâtip Han"a bitişik bir
şekilde büyük bir trafo konulmuş. Bir Cuma namazı sırasında patlayan trafo,
cemaate korkulu anlar yaşatmıştı. Bir ara da orası park olarak düzenlenerek
güya halka açılmıştı ama orada halk hiçbir zaman olmadı, olamadı. Kentte ne
kadar kopuk insanlar varsa sanki hepsi oraya doldu.
O sıralarda caminin doğu taraf
duvarı ile bahçenin aynı istikametteki duvarı tamamen işportacıların işgaline
uğramıştı. Cami pencerelerinin korkulukları ile bahçe duvarı korkulukları,
askılık olarak kullanılıyordu. Kent yöneticileri, alanı kopuklardan
koruyamayınca, işportacılar orayı koruma hesabına cami dış cephesi ile bahçe
dış cephesini işgal ettiler, bu anlayış doğrultusunda bu işgallere o zaman
açıkçası göz yumulmuştu!
Bir kentte bazı zaruri
ihtiyaçlar için özel yerlerin yapılmamış olmasının büyük bir eksiklik ve hata
olması kadar bazı ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yapılarda, sadece erkekler
üzerinden çalışmalar yapılıp kadınların ihtiyaçlarının dikkate alınmamış olması
da ayrı bir eksikliktir. Neden kadınlar toplumun üyesi olarak hesaba
katılmamaktadır hâlâ?
Toplum, erkeği ile kadını ile
bir toplumdur. İbadet yapmak kadına da farz olduğuna, onların da erkekler gibi
bir kısım ihtiyaçlarının olduğuna göre neden kadınların ve erkeklerin
ihtiyaçları, gerektiği şekilde değerlendirilmemektedir? Hele dindar görünen ve
bilinen bir kentte, örnek olabilecek bir çalışmanın hâlâ yapılmamış olması büyük
bir eksikliktir. Örnek verilecek olursa, birkaç camide kadınlar için namaz
kılınacak bölüm sanki kerhen ayrılmış gibi olmasından başka diğer camilerde
kadınlar için namaz kılabilecekleri yer bile ayrılmamıştır. Hele kadınlar için
abdest almalarını kolaylaştıracak özel yerlerin olmaması ve benzer eksiklikler,
onların hayatını iyice zorlaştırmaktadır. Bu arızalar ne zaman giderilecektir,
o da meçhuldür.
Pozitif ayrımcılık yapmak için
dengelerin bozulması da ayrı olumsuzluktur. Her şeyin aşırısı da eksikliği de
dengeleri bozar, dengelerin bozulduğu yerde ise adalet olmaz, adaletin olmadığı
yerde ise huzur olmaz. Önemli olan her şeyi dozunda ve gerektiği şekilde
yapmaktır. Yukarıda sayılan insan ihtiyaçları, gerektiği şekilde karşılanmadan
pozitif ayrımcılık adı altında, dengelerin bozularak aşırılığa kaçılması,
sıkıntıları daha da artıracak, ayrımcılığı beraberinde getirecektir.
Ulu Cami yanındaki tuvaletler
bir ara belediye tarafından yeniden yaptırıldı. Kraldan çok kralcı geçinenler
her yerde her zaman olmuştur, bu durumda da daha olacaktır da. İşi yapan birim
o gün için bana bağlı çalışmıyordu. Hâl böyle olunca, yapılan işten haberdar
olma şansımız pek yoktu. İnşası daha devam ederken meraktan bir gün gezdim,
yapılanlarda gördüğüm hatalı yerleri ilgilisine söyledim,"Keşke baştan
söylenseydi" cevabını almıştım. Biz, istişare denilen ortak akıl sistemi
çalışsın derken elbette ki sadece işlerin sağlıklı olması itibarıyla bunu
söylüyorduk.
Kent halkının ihtiyaçlarını
karşılamak, yerel yönetimlerin işi olmasından daha doğal bir şey yoktur. Hele
kent meydanında sözünü ettiğim tuvaletlerden başka tuvaletler yoksa, burası
daha bir önem kazanmış demektir.
Bu tuvaletlerin belediye
tarafından işletilmesini, ihtiyaç olan malzemelerin belediye tarafından
karşılanmasını ve ücret de alınmamasını yönetime önerdim. Ama başkalarının
sözüne uyularak tuvaletlerin işletilmesi ihale usulü ile kiraya verildi. Çok
sürmedi, ihaleyi alan kişinin bazı hatalı davranışları yüzünden bir dizi
olumsuzluklar yaşandı. Bu sefer tutulan bir tutanakla alelacele ihale iptal
edildi.
Özellikle halkın çok
kullandığı bazı cami tuvaletlerinin temizlik ve bakımının hizmet alımı şeklinde
belediye tarafından karşılanmasını daha önce söylemiştim fakat birçok kereler
olduğu gibi bu teklifim de yerinde bulunmamış ya da ilgi görmemişti. Ulu Cami
tuvaletlerinde yaşanan olumsuzluktan sonra üst yönetici tarafından bir
milletvekilinin adı verilerek, onun da Ulu Cami ile birlikte diğer bazı
camilerin tuvaletlerinin temizliğinin belediye tarafından yapılmasını söylediği
bana iletildi ve derhal bu işin halledilmesi istendi. Önemli olan hizmetin
doğru yapılmasıdır mutlaka. Ama neden makam sahibi bir kişi tarafından gelen
teklif işleme konuluyor da ben veya benim gibi birisi söylediği zaman teklife
mesafeli duruluyor? Hâlbuki bu işler zamanında yapılsa idi kazanan ben değil,
kendileri olacaktı. Burada "Sen de bugün bunları yazıyorsun!" denilebilir ancak
çalışmalar ve davranışlar hakkaniyet çerçevesinde kalsaydı ben bunları asla
yazmazdım. Bazı konuları kesinlikle dile bile getirmiyorum. Bunları da daha çok
ilimizin yavaş gelişmesindeki etkenleri yorumlamak için ve yaşananlardan ders
çıkarmak, ondan örnek almak isteyenler olur belki düşüncesiyle yazıyorum.
Cami tuvaletlerinin müezzin
arkadaşlar tarafından temizlenmesini oldum olası uygun bulmam. Açıkça o işi
açıkça kendi isteğiyle görev alanlar yapmalıdır diye düşünüyorum. Bu gelişmeden
sonra merkezdeki camilerin tuvaletlerinin temizliği hizmet alımı ile
görevlendirilen kişiler tarafından yapılmaya başlanmıştır.