İnsanoğlu kendi varlığının bilincine eriştiği andan itibaren, nasıl ve niçin var olduğu sorusunun cevabını bulmaya çalışmıştır. Bu sorulara çeşitli şekillerde cevap veren insanoğlu sonuçta yaratıcı bir güce inanmış, ruhun bedenden ayrı bir varlığı olduğuna, bu varlığın sınırlı bir hayattan sonra sınırsız yaşayış olduğuna; bunun da ya azap veya ıstırap dönemi ya da sonsuz saadet ve mutluluk dönemi olduğuna inanmıştır.
İnanç biçimlerinin en sonuncusu olan İslam
dini de bu akideyi benimsemiş, dinin özünü de bu akide teşkil etmiştir. Bu
öğretiler belli bir eğitim ve bireysel gelişimden geçen insanlar tarafından her
çağda gelişen uygarlık doğrultusunda farklı anlamlar yüklenmesi sunucu yaratan
- yaratılan kavramları arasında başlayan yorumlar çeşitli ekollerin ve
mezheplerin doğmasına yol açmıştır.
İşte Anadolu"da Sünniliğin bir
kolu olarak gelişen Aleviliğin Tanrı inancı da böyle bir süreçten geçmiştir.
Şöyle ki: Alevi inancında var olan her şey Tanrı"dan sudur etmiştir ve onunla
özdeştir. Tanrı yaratan değil, var olandır ve evrenin toplamıdır. Ebedi ve
ezeli olan Tanrı her yerde ve her an hazır ve nazırdır. Tanrı, yaratıcı bir
varlık olarak, insandan büsbütün ayrı değildir, insanla sürekli bir bağlantı içindedir,
insanın özündedir, gönlündedir. Onun içindir ki insanda tanrısal bir öz vardır.
Nitekim ruh, can bu tanrısal özden başka bir şey değildir. İlahi bir nurun
parçası olan ruh, hiçbir zaman ölmez ve tek amacı ayrıldığı ana kaynağa, yani
Tanrı"ya dönmektir. Bunun da tek yolu, tekâmüldür. Yani ruhun tekâmülüdür, yüce
erdemlere yükselmesidir. En alt düzeydeki varoluşun ifadesi olan cansız
varlıklardan, en üst düzeydeki kâmil insana kadar ruhun oluşmasını sağlayan
yeniden doğuş zinciri ancak, ruhun mükemmelliğe ulaşması ve Yaratan"a dönmesi
ile mümkün olacaktır. Evrende iyilik ve kötülük Tanrı"nın ifadeleridir. Ancak,
aslolan sevgidir, iyiliktir. Tanrısal fışkırmanın bilinen en üst düzey ifadesi
olan insan, iyi ve kötünün savaştığı alandır. Aslolan iyilik olduğu, evrenin
tümü sevgi üzerine kurulu bulunduğu için, ancak iyi bir insanın ruhu, kâmil
insana dönüşebilir ve Tanrı ile bütünleşebilir. Yaşamı boyunca iyi olanlar,
bulundukları düzeyin üstünde yeniden doğarlar. Kötü davranan insanlar ise
yeniden doğuş yasası uyarınca, tekâmülün insandan bir önceki aşaması olan
hayvansal varlığa dönerler. Bundan kurtuluşun yolu ise, kişi kendi içine
dönmeli ve sezgi gücüyle, kendinde var olan Tanrı"yı aramalıdır. İçe kapanışta
sağlanan derin sezgi; ruhu Tanrı"ya ulaştıran sevginin uyanmasına imkân sağlar.
İşte o zaman arif kişi, üç aşamadan geçer: Kendini bilme; Gerçeği kavrama; Tanrıya ulaşma. İşte bu noktada Kâmil insan,
artık Tanrı"yla bütünleşmiştir."