Yapay işlerin bir soğuk yüzü her zaman vardır, doğal olanlarda ise mutlak bir güzellik ve ferahlık vardır. Ne var ki etrafını kirleten insanlar, çoğu yerde o doğal güzellikleri görünmez hâle getirmişlerdir. "Toplum olarak neden böyleyiz?" denilebiliyorsa, bu, sorgulanması gerek bir durumdur. Demek ki bir yerlerde eksiklikler var, yanlışlıklar, insanlara kazandırılmayan davranışlar bütünü var. Kıymeti bilinecek değerlerin kıymeti bilinmiyor, ya da birileri kıymetli olan ne varsa sürekli onlara zarar veriyor, sonraki gelenlerden bir kısımları da zarar gören değerleri restore ediyorsa işleri düzeltmeye buradan başlamak gerekecektir!
İnsafı olanlara düşen görev,
doğal tabiat güzelliklerine sahip yerlerin etrafında oluşan fazlalıkları,
vahşiliği temizleyip kullanılır hâle getirmektir. Bunları halk zaten yapmıyor,
çoğu zaman sadece kirletiyor ve zarar veriyor, dışarıdan gelip başkaları
yapması da söz konusu olmadığına göre o zaman iş, o kentin yöneticilerine
kalacaktır. Ancak bugüne kadar da bunu yapan yöneticiler henüz bu kente
gelmemiştir! Kahramanmaraş"ta bu durumda olan çok güzellikler vardır.
Kahramanmaraş"tan; Hatay"ın
Harbiye"sini, Malatya"nın Yeşilyurt"unu, Antalya"nın Düden Şelalesi"ni ve daha
birçok yerleri gezmeye giden nice insanlar vardır. Sadece gezi anlamında
söylemiyorum, ülkemizin güzelliklerini görmek elbette ki gereklidir, bunların
her biri insanın ufkunu genişletecek niteliktedirler. Rahatlıkla söyleyebilirim
ki; Kahramanmaraş"ta diğer illerimizin güzelliklerinden hiç de geri kalmayan
çok nefis tabiat güzellikleri vardır. Ancak gerçekten, kirletilen o
güzelliklerin etrafını temizleterek, güzellikler ortaya çıkarılmış da değildir.
Kahramanmaraş"ta nerede ki
deyim hâline gelmiş, daha çok Almanlara atfen, değişik şekillerde söylenen bir
söz vardır hani, adam bizdeki akarsuları görünce; "Bu su akar, Türkler bakar!"
demiş ya, gerçekten bu söz bizim durumumuzu özetlemektedir bir bakıma!
Düşünülecek olursa, Yavşan
Yaylası"nda, tam tepe noktada çıkan kaynak suyun bir benzerini, insanoğlunun
yapmak bir tarafa, var olan bir su kaynağını doğal olarak o alana taşıması
mümkün müdür? Hele yeşilin, kaç tonunu yansıtan köknar ağaçlarının heybetli
duruşları nasıl da Yavşan"ın kendine has güzelliği yansıtmaktadır?
Orman Bölge Müdürlerinden
birisi, zamanın valisine Yavşan yolunun Özel İdare bütçesinden asfaltlanmasını
ve turizme açılmasını teklif ettiğinde, Vali Bey, o zaman yaylayı sarhoşların
istila edip halkı o güzelim yerden mahrum bırakacaklarını öngörerek teklife
sıcak bakmamış. Vali Bey hiç de haksız değil aslında. Bu tür yerlerin yasalarla
korunması gerekmez mi? Başta şunu bilmek gerekir; çevresini koruyamayan
kendisini de koruyamaz, kendisi için iyilik yapamayan, başkaları için de iyilik
yapamaz. Daha önce de belirttim, böyle yerleri ilk başta içki sevdalıları işgal
ederler. Kimilerine göre "Halk" bunlar demek ya, diğerleri "maraba" ya!
Bu tür yerler usulüne uygun
dizayn edildikten sonra tertemiz korunması için birim oluşturulmalı ve hem alan
hem de halk, içki içip ne yaptığını bilemeyenlerden korunmalıdır. Huzur
ortamının sağlanabilmesi için böyle yerler sadece ailelere ve halka açılmalı,
huzursuzluk veren her şey de yasaklanmalıdır.
Bu tabiat güzelliklerini
korumada maalesef başarı sağlanamamaktadır. Maraş tabiriyle "burnumuzun dibi"
denilen yerlerden birçoklarının, uyuşturucu mafyasının cirit attığı yerler
olduğunu, yüreği sızlayan, sorumluluk duyan insanlar kendi aralarında
konuşmaktadırlar.
Benim görev yaptığım ilk
yıllarda Pınarbaşı parkının, biracılar başta olmak üzere geceleri bu tip
adamların istilasında ve denetiminde olduğuna dair sürekli ihbarlar alırdık.
Zabıta marifetiyle bu kişileri o bölgeden uzaklaştırmak için çok çaba sarf
ettik. Bunlar, öyle kişisel uygulamalarla önlenecek işler de değildir. Mutlaka
yaptırımı olacak yasalara ihtiyaç vardır. Kaldı ki yine şehir merkezine sadece
Sadece buralar mı, elbette ki
hayır! Şehrin kuzey bağlarının bulunduğu Cancık ve Tömek yolları güzergâhında
sıra verdi dizilen insanların akşam saatlerinde, içki ve uyuşturucu kullanıp
kafa çektiklerini Kahramanmaraş"ta cümle âlem bilmektedir. Yapılan veya
yapılacak ne vardır; hiç bir şey! 50-100 kişi cümle âlemin huzurunu bozar,
tehlike oluşturur, demokratikleşme adına tavizler bu adamlara verilir, toplumun
büyük çoğunluğu hiçe sayılmış olur. Tam bir kısır döngü, ilerliyoruz derken
yerimizde sayar ya da geriye gideriz, adı demokratikleşme olur, işte o kadar!
Nerede bir tabiat güzelliği varsa beş, on, yirmi sarhoş orayı kirletir.
Kimsenin içkisi bizi ilgilendirmez ama hiçbir kimsenin başka birinin huzurunu
bozmaya hakkı yoktur. "Hak" tek taraflı olmaz. Bu olumsuzluklara köklü çözüm
bulunmadan, güzellikleri gün yüzüne çıkarmanın imkânı yoktur, olsa da bir
getirisi olmayacaktır. Önce her durumda temizlik şarttır.
Belki 25 yıl önce görmüştüm,
eski adı ile Fatih Kasabası, daha eski adıyla Dönüklü" de güzel bir kaynak
suyun Maraş tabiri ile patır patır aktığı çeşmeler ve hemen yanı başında da ulu
çınar ağaçları vardı. Bir kaç yıl önce gittiğimde o kaynak suyunu bulamadım,
değişikliğe mi uğradı, ben mi yerini bulamadım bilmiyorum. Ancak o bölgede
yapay çeşmeler gördüm ama eğer sözünü ettiğim su kaynağı ise o, doğal
güzellikten zerre kadar eser kalmamış maalesef!
Eğer bu güzellikler adına, bu
kent adına bir iyilik yapılmak isteniyorsa, bu yerlerin bir envanteri
çıkarılarak bakımları yapılmalı ve kente yeniden kazandırılmalıdır. Buraların
eski hâlini bilenler sağ iken, onların anlatacakları kayda alınmalı ve
yapılacak düzenlemelerde bu bilgiler göz önünde bulundurulmalıdır. Bu yerlerde
yapılacak yatırımlarla alanın durumuna göre üretim çeşitleri de tespit edilip
üretim için halk teşvik edilmelidir. Dolayısıyla buralarda, yapılacak yatırım
ya da gösterilecek ilgiye bağlı olarak, tarıma dayalı ziraat ve ticaret de gelişecek,
şehrimiz ekonomisine katkı sağlanmış olunacaktır. Mesela az önce verdiğim
örnekte, otoban yolun avantajını kaybeden Fatih Kasabası"nda, son yıllarda
gelişen çilek ve frambuaz tarımı, birinci derecede halkın geçim kaynağı haline
gelmiştir. Başta da söyledim; buraların yolları yapılsa, doğal güzellikleri
tekrar aslına uygun hâle getirilse, duyurusu da iyi organize edilse, inanıyorum
ki Antep"ten komşularımız bile gelecek, hem piknik yapacaklar hem de taze ve
organik ürünlerden satın alarak evlerine döneceklerdir. Ayrıca yöre insanları
da daha fazla üretim yapmaya teşvik edilmiş olurken emeklerinin karşılığını da
almış olacaklardır.
Şehre hemen bitişik Cancık
Mağaraları, Tekir, Tekir Yeşilgöz, Döngel Mağarası, Ali Kayası, Menzelet
kıyıları, Sır Baraj kıyıları, Savruk Mağarası, Kapıçam Tabiat Parkı, Fırnız
Mesire Yeri, Çokran Şelalesi, Eshab-ı Kehf turizmde değerlendirilecek
yerlerdir. Ekinözü İçmeleri ve Büyük Kızılcık İçmesi ile Ilıca kaplıcası zaten
hem kentimiz halkının hem de çevre illerin şifa için tercih ettikleri
yerlerdendir. Çukurhisar, Süleymanlı ve Andırın kaleleri tarihi ile
keşfedilmeyi ve doğru yorumlamayı beklemektedir.
Bu kadar nimetin bir arada
bulunduğu bir ilde imkânların değerlendirilmesi için bilmiyorum ne
beklenmektedir?
60"lı yılların sonuna doğru
gördüğüm, o zaman adı Elbistan Cela İçmeleri olan, Ekinözü İçmelerinin
bakımsızlığı hâlâ hafızamdadır. Duyduklarıma göre değerlendirdiğimde, şu anda
da çok bir ilerleme kaydedildiği kanaati veren içmelerin cazip hâle
getirilememesi doğrusu kabul edilecek gibi değildir.
Ilıca kaplıcasının düzensiz
imarı, insanın canını sıkmaktadır. Ilıca"yı ılıca yapan ve büyük bir ekonomik
getirisi olan kaynak, kaplıcadır. Ancak iç içe girmiş binalar, daracık
caddeler, acele yapılmış gecekondudan biraz farklı görünümdedir. 30-40 yıl
aradan sonra değişen sadece binaların yapı şeklidir. Burası öyle bir nimet ki,
yalnız o yöre insanlarının değil, Kahramanmaraş merkezi ve Antep esnafından
birçoklarının geçim kaynağı olma potansiyeline sahiptir.