" Her nefeste iki nimet" sözü meşhur Sadi-i Şirazi"ye aittir. Bu zât Müslüman doğunun yetiştirdiği en büyük bilginlerden biridir. Daha çok bir İslam ahlakçısı ve mutasavvıfı olarak bilinir. Kendisi XII.yüzyılın başlarında dünyaya geldi. Doğduğu şehre nispetle-Şirazî olarak meşhur oldu. Sa"di Şirazi, Allah ve Resulüne bağlı biri idi. İç dünyası, aşk, şevk ve sevgi ile dolu idi. O, hep yaşamın içinde yer aldı, hep yaşamı yorumladı, düşüncelerine kaynak olarak ta daima yaşamı seçti. O, insanları yalnız birey olarak değil, geniş bir toplumun üyeleri olarak inceledi. Bu toplumun içinde hükümdarlar, vezirler, yoksullar, zenginler, dervişler, askerler, memurlar, sanatkârlar, köleler, şairler var idi. Sa"di"ye göre toplum bir bedenin azaları gibidir. Bireyler dürüst, tertipli ve olgun olursa toplum da mutlu olur. Toplumun düzenini sağlamak için de insanlar ve kurumlar görevlerinin yerine getirmelidir unutmamalıdır.
Sa"dî"ye göre, kâinatta her şey, kendine
mahsus bir dille, gönül erlerine, ârif ve olgun insanlara hitap ediyor. Her şey
ve herkes, karıncalar, sinekler, kuşlar ve Âdem Oğulları Hakk"ın emrine baş
eğerler. Mahlûkatın her sırrını bilen, her işi bitiren, lütfü çok, keremi çok
Allah"tır. Perde arkasında işlenen kötülükleri görür de, yine nimetleriyle
bunlara kendisi perde çeker, merhametiyle çaresizlere yakınlık gösterir,
yalvarıp yakaranların dualarını kabul eyler.
Sa"dî"ye göre, kudretiyle
yerleri, gökleri yerinde tutan, kıyamet divanının hâkimi olan Allah, öyle kerem
sahibidir ki, ateşperesti, putperesti, düşmanları dahi görüp gözetirken,
dostları nasıl mahrum eder? O sabah rüzgârına, "Yeryüzüne, zümrüt yeşili yaygıyı
ser" demiş. Bir sütnineye benzeyen bahar bulutuna "bitki kızlarını yer
beşiğinde besle" diye emretmiş. Bahar olsun diye ağaçlara yeşil yapraktan
elbiseler giydirmiş. Bahar mevsiminin gelmesiyle, mini mini dalların başlarına
çiçekten taçlar koymuş, şeker kamışının öz suyu onun kudretiyle halis bal
olmuş, hurma çekirdeği, onun terbiyesiyle, boylu boslu fidan haline gelmiştir.
Sa"dî bütün bunları kulun, Allah"ın buyruğunu tutması, şükrünü yerine getirmesi
için gözler önüne serer. Şöyle der: "Bulut, rüzgâr, ay, güneş ve gök, sen eline
bir lokma ekmek alasın da gafletle yemeyesin diye çalışmaktadır. Senin yolunda
hepsi dönerek, dolaşarak Tanrı buyruğunu yerine getirirken, sen emre uymayasın,
bu insafa sığmaz. "Sa"dî, Allah"a kul olmanın, şükrünü eda etmenin mümkün
olmadığını, hiç kimsenin buna kadir olamayacağını söyler. Der ki: "İlahi
rahmetin hesapsız yağmuru herkese saçılır, nimetinin cömert sofrası her yere
açılır. Allah"ın lütfüyle alınan her nefes hayatı uzatır, verildiği zaman da
vücudu ferahlatır. Demek her nefeste iki nimet var. Her nimet içinse bir şükür
vaciptir. Öyleyse kula yaraşan şudur: Tanrı katında kusurlarının özrünü
dilesin. Yoksa O"nun yüceliğine layık olanı kimse yerine getiremez.