İnsanoğlu var olduğu günden beri bencil arzularından arınabilme yetisini kazanabildi mi? Belki İnsan elinden geleni yapmaya çalıştı, ama temelde insan hiç değişmedi. İki milyon yıldır ne isek, yine öyleyiz. Çünkü içimizdeki hayvan çok güçlü. Onun için de bütün aç gözlülüğü, kıskançlığı, hırsı, öfkeyi, acımasızlığı, yüreğimizin ve zihnimizin derinliklerinden atamadık, o hala yaşıyor. Din, kültür, medeniyet, ahlak aracılığıyla bunun dışını cilaladık ama dışımızdaki maske içimizdeki şer duygularımızı gizledi. Sırf nefislerimizden başka kendimize hâkim bir güç tanımadık. Hal bu ki, daha çok biliyoruz, teknolojik açıdan da çok ileri gittik. Bütün dünyayı dolaştık ama içimizde, çok derinlerde, kök salmış, gömülmüş o bilinçaltındakini değiştiremedik. Dış dünyamızda her türlü bilgi ve hikmet dolu sözlerle yaşamımızı renklendirdik ama iç dünyamızı nefis, şeytan, hevâ ve heves arzularından arındırabildik deme cesaretini gösteremiyoruz.
Çünkü
nereye gidersek gidelim insanlar acı çekiyorlar. Yoksulluk, sefillik, zulüm yaşamın
bir parçası oldu adeta. Toplumsal haksızlık söz konusu, aşırı zenginler ve
aşırı yoksullar var. İnsanlar acı çekiyor, her türlü, kişisel ve genel sorunlar
yaşama egemen olmuş durumda. Bütün dünyada bir çatışma, bir savaş yaşanıyor.
Son derece zor durumda olan insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Olağanüstü
bir korku duygusu, güvensizlik duygusu var dünyada. Bu belirsizlik ve
güvensizlik nedeniyle insanlar stres denilen sinirsel hastalığın pençesinden
kurtulamıyorlar. Bu yüzden stres çağımızın en büyük hastalığı haline gelmiştir.
O
halde çare nedir: Bizce en önemlisi, sadece dışımızdaki dünyada bir değişim
yapmak değil, aynı zamanda içsel olarak içimizdeki " ben" in ön yargılarından,
arzularından, kendi içimizdeki çatışmalardan, sorunlardan da arınmalıyız diye
düşünüyorum. Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin bir sözünü burada zikretmek
istiyorum: " Kötülüğümüz içimizde bizim, içimiz ise kurtulamıyor kendi
kendinden".