Mevlana Hazretleri bu konuyu şöyle bir örnekle ifade eder:
Bir Arif, kötü huylu yaşlı adamın birine sordu: Sen mi daha yaşlısın, sakalın mı?
Adam dedi ki: Ben, ondan önce doğdum. Sakalsız nice zamanlarım geçti.
Ârif dedi ki: Sakalın ağarmış, eski halini terk etmiş. Öyle olduğu halde yazıklar olsun, kötü huyun hala sürmektedir. O senden önce doğmuş, seni geçmiş. Sense hala arzu ve tutkularının esiri olarak kalmaya devam ediyorsun; büyüklük sevdasıyla böylece kala kalmışsın. Önce doğduğun renktesin hâlâ. Ondan bir adım bile ileri atmamışsın. Hâlâ kaptaki ekşi ayransın. Hâlâ o yoğurdun yağını ayıramamışsın. Hâlâ balçık küpteki hamursun, bir ömürdür ateşli tandırdasın ama hâlâ pişmemişsin. Heves yeliyle başın dönüyor ama tepedeki ot gibi ayağın toprakta. Musa kavmi gibi Tih çölünün ısısında, durduğun yerde tam kırk yıl kala kalmışsın, a akılsız adam! Her gün, ta akşama kadar koşup duruyorsun. Fakat kendini yine de ilk konak yerinde görmedesin. Tanrının lütuf ve keremi, gönlüne mutluluk versin de şu yerin yücelip alçalışına bak. Yılın yarısında çorak bir halde iken, yarısında yeşerir, tazelenir; dolayısıyla değişir. Ya sen, ne zaman değişeceksin?
Yunus Ermenin de dediği gibi:
İçin dışın murdar iken dost neylesin senin ile
Gözün gönlün nefsi heva aşk neylesin senin ile.