Etrafımı yıkmam diyor
Üzerimden pislik gitmezse
Ben murada ermem diyor
Ülkemizin en güzel coğrafyasında yaşıyoruz. Ormanları, barajları, akarsuları ile doğal alanlarının bol olduğu bir yer. Birçok insanın imrenerek baktığı şehrimizin güzelliklerini yok ediyoruz.
Şehrimizin en güzel akarsularından biri olan ve bir zamanlar balık avlanan Aksu Çayı can çekişiyor.
Şehrimizin kalkınması için Aksu Çayının kenarına yapılan fabrikalar atıklarını maalesef o güzelim Aksu Çayına bırakıyorlar.
Son günlerde fabrika atıklarının oldukça yoğun bir şekilde Aksu Çayına bırakılması; balık ölümlerine ve doğal çevrenin bozulmasına sebep oluyor. Hatta halkın sağlığını tehdit ediyor.
Aksu Çayının kirlenmesi ve fabrika atıklarının halkın sağlığını tehdit etmesine rağmen, halk neden tepki vermiyor?
Bunun en temel sebebi; alıştırılmış bir çaresizlik yaşanmasıdır. Ekmeğini fabrikalardan kazanan halk, o gün için kazandığı paraya bakıyor. Uzun vadeli düşünmüyor.
Aksu çayının kenarında oturan bir vatandaşımıza sordum:
"Aksu Çayı simsiyah akıyor, bundan şikayetçi değil misiniz?"
O vatandaşımızdan şu cevabı aldım:
"Aslında bu durum bizi rahatsız ediyor ama yapacak bir şey yok. Daha önce biz buralardan balık avlardık. Çayın kenarında oturur piknik yapardık. Hatta çok önceleri suyundan bile içerdik. Bu gün bırakın içmeyi,yün bile yıkayamıyoruz. Aksu çayı; insanları eskiden ruhen dinlendirirken, bugün ise kirliliği yüzünden insan psikolojisini altüst ediyor."
Aslında vatandaş kendini güçsüz hissediyor ve başına bela almamak için tepki koyamıyor. Ya da zenginin ekonomiye yaptığı katkıyı önemli görüyor ve çevrenin dengesinin bozulmasına ses çıkarmıyor.
Fabrikada ya kendi çalışıyor, ya çocuğu, ya da kardeşi. Bu yüzden sesleri hep cılız çıkıyor.
Zenginin para hırsı, fakirin ölmesine sebep oluyor.
İki yıl önce bir kardeşimiz beni telefonla aradı ve benden yardım istedi. Teflon taşlama işinde çalışıyormuş ve çalıştığı fabrikada üç arkadaşı teflon taşlama işi yüzünden ölmüş. Ve hepside otuz yaş altında. Ve kendinin de bu iş yüzündenrahatsızlandığını söyledi. Hatta bu arkadaşla birlikte gittik, vefat eden gençlerden birinin ailesi ile görüşmüştük. Ancak bir gün sonra bu arkadaş caydı yada caydırıldı. Vakanın üstüne gidemedik.
Oysa kot taşlamada da, teflon taşlamada da gönül rahatlığı ile çalışılabilir. Ancak çalışana maliyeti yüksek diye oksijen tüplü maske vermek yerine, klasik ve hiçbir etkisi olmayan maske verilmekte
Tedbir alınmadığında teflon taşlama da tıpkı kot taşlaması gibi tehlikeli ve sağlıksız bir iş.
Tabi bu iş yerleri, denetlemeler yüzünden eskiye nazaran daha iyi hale geldi
Aksu Çayı için yetkililer neden tedbir almıyor? Acaba umursamazlık mı? Yoksa birilerinden korku mu?
Maalesef bu şehirde ne adamakıllı eleştiri anlayışı gelişti, nede takdir anlayışı. Çünkü eleştiri küfür olarak anlaşılıyor. Oysa büyük devlet adamları ve edipler eleştiri için şunu söylerler: "yapıcı eleştiri; kişinin ve kurumların gelişmesini sağlar."
Çoğu zaman takdiri de bilmiyoruz. Günümüzde ki takdir anlayışı da yalakalığa dönüştü. "Köprüyü geçene kadar ayıya dayı de" hesabı.
Evet Aksu Çayı zehir akıyor, zehir saçıyor. Yetkililerden insaflıca soruna el atmalarını bekliyoruz. O güzelim Aksu Çayının simsiyah akması herkesin içini sızlatıyor.
Yıllar sonra denecek: "bizim bir Aksu Çayımız vardı"
Ancak o gün son canlar ve kuşlar ölecek ya da göçecek ve arkasından türkü yakılacak "Zalim Aksu" diye. Oysa zalim olan Aksu Çayı değil, yüzünü para hırsı bürüyen kapitalist fabrikatörler. Tabi bunun ahirette hesabı olacağı düşünülmüyor. Nasıl düşünülsün ki! Adam diyor ki: ben insana, doğaya yada kuşlara, balıklara kurşun sıkmadım ki!"
Bende derim ki: "Doğaya bıraktığın o atıkların içerisinde kimyasal kurşun maddesi de vardı. Bu sayede doğayı katlettin, hayvanları katlettin, insanlığı katlettin.
Daha yaşanır bir şehir için el ele olmak dileği ile sağlıcakla kalın.