Ayaklarını serin sulara daldırdı. Yanına yaklaşan garsona,yerde olmasına rağmen, tepeden bakarak, "Çay getir evladım." dedi. Belki yaşça kendinden büyük olan garsonun ses etmeden çay getirmeye gitmesinden haz aldı. Vay anasını büyük bir iş başarmıştı. Birilerine emretti ve neticede itiraz edilmeden isteği yerine getirildi. Suya çevirdi başını ve akan suyu izlemeye başladı. Taşların arasından sessiz sedasız akıp giden su, beraberinde çer çöp ne varsa onuda taşıyordu. Az ileride, bir saman çöpünün üstünde karınca hayat mücadelesi veriyordu. Yerinden kalkıp, çöpü bir kenara çekip, karıncayı kurtarabilirdi. Hiç oralı olmadı ve karınca akıntıya kapılıp gitti. Ölmese bile kendi yurdundan çok daha ötelere gitti. Geri dönmesi belkide mümkün olmayacak. Bir yerde dursa ve ölmemiş olsa geri yurduna, yuvasına dönmesi için çok zaman geçecekti. Ayağını serin sulara daldırmış adam, hiç oralı olmadı. Cebindeki akıllı telefonu çıkardı ve bir selfi çekti. Arkada yeşil ağaçlar, akan dere, yanda mangaldan yükselen duman... Her şey harikaydı. Garson çayı da getirmişti. Başka bir isteği olup olmadığını soran garsona, elinin tersiyle yok işaretini yapmıştı. Çok yoğundu, çektiği fotoğrafı sosyal medyadaki dostlarına yetiştirmeliydi. Doğa harika,çay tavşan kanı, mangalda kebaplar ve sonra bir gülücük işareti kondurdu ve paylaştı. Sonra sayfada bir aşağı bir yukarı dolaşmaya başladı. Kim ne demiş, kim kimin hakkında ne söylemiş. Beğeniler ve yorumlar, peşi peşine göz gezdirdi. İlginç fotoğraflar, boyundan büyük edilmiş laflar vardı, sosyal medyada. Komik sözlere gülüyor, dini sözlere ya da dualara amin diyordu. Siyaseti ve futbolu yakından takip ediyordu. Nede olsa her şey buradaydı. Birileri bayrak asıyor, diğeri karpuz kesiyordu. İyilik perileri ile katiller ve hırsızlar da aynı sihirli ekranın,akıllı telefonundaydı. Dünya küçülmüş cebine girmişti. Ayağı soğuk sudan olsa gerek,üşümüştü. Yukarı çekti. Toparlanırken tavşan kanı çayın bulunduğu bardağı ters yüz etti. Dökülen çay, üzerine bulaşmasın diye ayağa kalktı. Oflayıp puflar iken mangaldan sıçrayan köze bastı. Can havliyle elindeki telefon yere, oradan da sekip suya düştü. Eskinin tabiriyle milyarlık telefon telef oldu. Sinirden ne yapacağını bilmez durumdaydı. Ensesini ısıran sarı karınca, can taşıdığını hatırlattı. Panikle boynunu kaşırken az önce kırılan çay bardağının bir parçası hard diye ayağına saplandı. Olduğu yere çöktü. Ayağındaki yara derindi. Kanın durmaya niyeti yoktu. Az ileride garson göründü.
Abi bir bakar mısın?
Tabi beyefendi. Buyurun bir şey mi istediniz?
Ayağımı cam kesti.
Nasıl yardımcı olabilirim?
Kanı durdurmamız lazım. Ayağa kalkıp en yakın hastaneye yetişmem lazım. Böyle araç kullanamam. Beni hastaneye götürür müsün?
Beyefendi isterim istemesine ama izin almam lazım.
Ne izni be adam ölüyorum. Kan durmuyor görmüyor musun?
Görüyorum beyefendi, burası benim çiftliğim değil, öyle olsa emir almazdım, ekmek kapım.
Neyse neyse ben hallederim. Sen işine bak. Bana peçete getir!
Hayhay beyefendi.
İnsanlık ölmüş. Burada ölüyoruz, adam bize ekmek parası diyor.
Garson peçeteyi getirdikten sonra yaranın üstüne bastırdı ve az ileri de duran aracına bindi. Yola çıktı ve en yakın hastanenin yolunu tuttu. Telefonu suya düşmüştü ama akılsız telefonu arabanın torpido gözündeydi. Çıkardı ve kardeşini aradı. Akıllı telefonunun suya düşmesinden ziyade paylaştığı fotoğrafa gelecek yorumları okuyamamanın üzüntüsü içerisindeydi. Özel hastanelerden hangisinin daha iyi olduğunu düşündü. Sonra birine kara verip yoluna devam etti. Ayağındaki ağrının şiddeti artmıştı ve hatırı sayılır derecede kan kaybı vardı. Acilin önüne gelip ani bir frenle durdu. Sedye yetiştirildi ve içeriye alındı. Doktorlar başında toplandılar ve içeride cam parçasının olduğunu söyleyip, ameliyathaneye sevk edilmesini söylediler...
Birkaç saat sonra ayağı sarılı halde dışarı çıktı. Bu sürede kardeşi kendisini almaya gelmişti. Kendisi arka koltuğa uzanmıştı. Kardeşine telefonunu vermesini söyledi.
Ne yapacaksın abi?
Paylaştığım fotoğraflara yapılan yorumlara bakacağım.
Peki.
Kısa bir sessizlikten sonra...
Ov 150 beğeni, 45 yorum. Süper...
Yorumları okuyup, karşılık verdi. Telefonun kamerasını sarılı ayağına doğru tuttu ve şılak yeni bir resim çekti. Hemen paylaştı... Yorumlar ve beğenilerin gelmesi için beklemeye başladı. Bu arada kardeşinin paylaşımlarını merak etti.
"Marash..." arkadaş, atalarımız Ş olsun diye savaşmamış mıydı?"
"Ma...coiffeur" ne yani Fransızları mı tıraş ediyorsunuz?"
"Size ses etmememiz sizin hile ve oyunlarınızı görmediğimiz anlamına gelmez."
"Yumuşak başlı isek koyun da değiliz!"
"Kaymakam saf bir köylüyü görür. Eğlenmek için yanına yaklaşır. Amca eşek okuma yazma biliyor mu? Saf köylü, adamın kaymakam olduğunu bilir. Yok yeğenim şimdi çalışıyor. Ya böyle çalışacak ya da okuyup kaymakam olacak der."
Birader sen neler paylaşmışsın böyle . Vallahi senin gidişin gidiş değil. Yazıp paylaştıklarına pek yorum ve beğeni de gelmemiş. Böyle nasihat vari şeyleri boş ver. Dalgana bak! Vatanı sen mi kurtaracaksın? Millet eğlence istiyor oğlu. Bak bana, örnek al.
Kardeşi cevap verdi.
-Bizimki "Hz.İbrahim ile Karınca" kıssası gibi.
-O`da ne oğlum?
-Boş ver abi, ayağın nasıl?
- Yorumlara bakayım da söylerim.
-Nasıl yani?
-Nasılı var mı? Ben orada yaşıyorum. Dostumu düşmanımı böyle tespit ediyorum. Sanki sen farklı davranıyorsun. Sanal alem, gerçek alemin yerini aldı evlat.
-Haklısın abi. Paylaşılan duaya âmin deyip beğenirsen yeter, dua etmene gerek yok. Cennet garanti inşallah. Kitap okumaya gerek yok. Zaten kitapların can alıcı noktaları paylaşılıyor. Terörü lanet için profil resmini karartırsın olur biter. Bayrak paylaşırsan milliyetçisin. İki özlü söz, bir ayet paylaş en baba müslüman sensin. Sattığın ürünün resmini paylaş, dükkana gerek yok. Evlenmek mi istiyorsun, buradan seç, beğen. Kızı ikna et, babasına arkadaşlık isteği gönder. Adamı, seni araştırması için zahmete sokma. Daha neler neler...
-Çok doğru söylüyorsun.Bak sen de anlamışsın. Devlet dahi sanal alemden idare edilirken sen neyin kafasını yaşıyorsun. TBMM`ye gitmeye gerek yok. Bir twet, iki face paylaşımı ile koalisyon da terör de ele alınıp, değerlendirilebilir.
-Haklısın abi. Allah bu sosyal paylaşım sitelerini kuranlardan razı olsun. Ya olmasaydı ne olurdu halimiz. Telefonun şarjı bitse ömrümüzden ömür gidiyor. İnternetsiz bir dünya düşünemiyorum.
-Bak keyfim yerine geldi. Ayağım ağrısa da kalbim gülüyor. Az önceki fotoğrafa 200 beğeni 73 yorum gelmiş. İşte böyle sağlam takipçilerim, dostlarım var.
-Ama abi hiç kimse geçmiş olsun diye aramadı!