Halkımız hizipçilikten, grupçuluktan, cemaatçilikten çok çekmiştir ve çekmeye de devam etmektedir. Kur"an-ı Kerim bu bölünmenin ne kadar dine zarar vereceğini şöyle ifade ediyor: " Dinlerini bölük pörçük ederek hiziplere, gruplara ayırdıktan sonra her grubun kendisine mensup olanların kurtuluşa ereceğin savundular. Vay onların haline." İşte bugün Müslümanların geldiği nokta da budur.
Sevgili Okuyucularım! Ülkemizde sürekli çoğalan dini gruplar gün geçtikçe kaygı oluşturan bir görüntü vermektedir. Dindar, mütedeyyin, şu cemaatten, şu tarikattan, şu mezhepten vs. olarak görünen insanların sayısı gün geçtikçe de artmaktadır. İyi niyetli, samimi ve ihlas sahibi olanlara sözümüz yok. Ama çift yüzlü dindarlık postuna bürünerek, halkımızın manevi duygularını ve sermayelerini sinsice alıp götürenler, çalıp çırpanların sayılarının da çoğaldığını görmekteyiz. İşte milletimizin karşı karşıya kaldığı manzara yürekler acısı. Görünen o ki, dindar ve takva ehli olarak bilinen bu insanların inanç felsefesi şudur : " Becerebiliyorsan dindar görün, ama sakın çalıp çırpma ruhunu unutma, öncül ilken bu olmalıdır. Bir taraftan sevgi, kardeşlik, dindarlık ilişkilerini yürütürken diğer taraftan ilke olarak hırsızlığını, soygunculuğunu devam ettir. Masken din, iman olsun. Ama hedefin, hamlen sermayeyi artırmak olsun. Bunu yaparken de eylemlerine dini söylemleri yükleyerek meşrulaştır. Mesela: Nasip, kısmet, Allah"ın lütfü, Allah rızası, takdir-i ialahi, hizmet aşkı, emr-i bilmaruf nehyi anil-Münker hizmeti gibi eylemleri kendi inanç alanında temellendirmeye çalış. Makam mevki elde etme gibi bir hevesin olduğu görüntüsü verme. Uygarlık, özgürlük, demokrasi, vatan ve şehitlik duygularını sık sık dile getir." İşte ülkemizin geldiği durum bu sevgili okuyucularım!
Peki dindar insan, dindar cemaat, dindar grup, dindar tarikat parayı pulu, serveti yaşamın amacı olarak görür mü? Yoksulluk diz boyu iken lüks villalarda, lüks arabalarda, yaşamını sürdürür mü? Servet mutluluğun ve erdemliğin kaynağı olabilir mi? İnsanı değerli kılan, onu yücelten şeyin servet olduğuna inanabilir mi? Tüm bu sorulara evet dersek işte o zaman pek çok sorun ile karşı karşıya kalırız. O zaman servet hem dindar görünümlü grupları hem de tüm toplumu kirli bir nehir gibi kirletir. Haksız servet arttıkça, bu da beraberinde gururu, şiddeti, makam ve mevkii, bedensel ve dünyevi arzuları ve küstahlıkları getirir. Böyleleri insanlık ile hak dinin mensupları arasındaki hakikati saptırarak birlik ve bütünlüğü bozmaya yönelik eylemlerin, düşünceler ve hiziplerin oluşmasına zemin hazırlarlar. Toplumu kendi çizgilerinin karanlığında tutamayınca, yeni bir aldatmacanın labirentine çekmeye çalışırlar. İnsanlar tam da ışığa yaklaştıkları bir anda, onları kandırarak yeni bir
karanlığın içine atarlar. Kendileri dinin kurallarına ve değerlerine sadık olmasalar da kendilerini dindar olarak lanse ederler. Böylece saf dinin yozlaşmasını engelleyenlere karşı sinsice tedbirler alırlar. Bu sistemde dinin biçimi olduğu gibi kalırken, ruhu hızla yok olur.
İşte halkın değerlerini sömürerek menfaat elde etme esasına göre kurulu, zora dayanan kazanç fırsatlarını kendi çıkarları için kullanarak devleti ele geçirmeye çalışanlar, vardıkları sonuçta günahın egemenliği altında sürdürdükleri hayatlarında ruhlarını bedenlerinden önce öldürürler de farkına varamazlar.