Söylenmesi gerekenler zamanında söylenmediğinde, dinlenmesi gerekenler de zamanında dinlenmediğinde, bir zaman gelir ki vakit çok geçmiş olur. Sorumlukları diğer kişilerden daha fazla olanlar, yeri geldiğinde yani tam zamanında söylenmesi gerekenleri vakit geçirmeden söylemelidirler, dinleme makamında olanlar da söylenilenleri dinlemelidirler.
Benim resmi bir görevim ve yetkim olmadığı halde bir sohbet fırsatı bulan arkadaşlar, memleket meseleleri ile ilgili bazı konuları gündeme getiriyorlar ancak söylenilenlere benim bir çare olmam mümkün olmadığı için ben de sadece dinlemekle yetiniyorum. Mesela pazarcı; Cumartesi Pazarı"nın Kahramanmaraş Lisesi bahçesine taşınacağını, fakat oraya bu pazarın sığmayacağını, yeteri park yerinin olmadığını, rağbet görmeyeceğini, bu işten zarar göreceklerini bana anlatılıyor.
Bu konu ile ilgili yazılan sosyal medya paylaşımları altına kendi görüşümü, okul bahçesinde bu işin olmaması gerektiğini, işi sulandırmaya gerek olmadığını daha önce yazdım. Başka türlü yorumlanmasını istemediğim için konuyu ben kendim müstakil olarak yazmadım. Dolaysıyla başka yapabileceğim bir şey de yoktu.
Başka bir konu mesela; Millet Bahçesi"nin çok affedersiniz, başka ifade bulamadığım için vatandaşlarımızın ifadesini aynen kullanmak zorunda kalarak, hatta daha hafifleterek söylemem gerekirse sevişenler bahçesi diye anıldığını defalarca duyduğum halde aynı endişeyle yani yanlış yorumlamaya sebep olur kaygısıyla gündeme getirmekten uzak durdum. Ama bugün yani yazıyı yazdığım tarih itibarıyla anlatılan bir olumsuzluk kanımı dondurdu. Bu yüzden özellikle de kayda girmesi bakımından yazma zorunluluğu hissettim. Balkonunda sabah kahvaltısı yaparken, bir vatandaşımızın utana sıkıla anlattığı, Aliya Izzetbegoviç Parkı"nda gördüğü manzara, eğer ar ve hayâmızdan zerre kaldıysa, hepimizin kanını donduracak utançlıktadır. Nasıl anlatayım bilemiyorum; bir erkekle bir kızın, üstlerini çıkararak, kimsenin görmek istemediği uygunsuzlukta görülmesi ne demektir? Yazamadığım o pozisyonu bu cümleyle ifade etmeye çalışırken göğsüme kramp girdiğini, dolayısıyla ne yaşadığımı, bilmem başka nasıl anlatabilirim? Herkesin çoluk çocuğu vardır, bu kadar rezalet nasıl olur, üstelik herkese açık bir parkta!
Hayır, kimse bana; adamlar ahlaksızsa ilgililer ne yapabilir demesin! Hizmetler yapılmasın mı hiç demesin lütfen. Elbette ki hizmetler yapılsın ama koruması da yapılsın. Eğer korunamayacaksa da yapılmasın, ondan milyon kere iyidir kardeşim.
Toplum olarak, zaten genelde bir ahlâk sorunu yaşadığımızı defalarca yazdım. Yine söylüyorum, kimse kusura bakmasın demiyorum, kimse yazdıklarımda kusur aramasın, genelde toplum olarak ekonomiden çok bir ahlak sorunu yaşıyoruz. Ne yetkililerin, ne de ekonomik gücü olanların bu sorunu görüp değerlendirdiklerini duymuyor ve görmüyoruz. Üstüne basarak söylüyorum; eğer toplum, değerlerini kaybederse, hepimiz birden, hem de her şeyimizi kaybederiz. Eğer ahlâkın elden gidişi kimilerini ilgilendirmiyorsa bizi şiddetle ilgilendiriyor, bu da herkes tarafından bilinmelidir. Benim duyduklarımı, kendisini ilgilendiren herkes de duysun, gereken de ne ise o yapılsın. Sütçü İmam olayını anlatmakla bu işler düzelmez, herkesin, Sütçü İmam"ın sahip çıktığına sahip çıkmasıyla ancak işler yoluna girer.
Benim duyduklarımı ilgililerin duymaması mümkün değildir kanaatindeyim. Şayet duymamışlarsa, duymamak bir eksiklik olmasına rağmen, işte söyledim, hem de her şeyi göze alarak, yazmak zorunda olduğum için yazdım.
Cennete sadece namaz kılanlar, oruç tutanlar, fakir karnı doyuranlar, savaşa katılanlar gitmiyor, ahlaksızlığa karşı tedbir almak, mücadele etmek de Cennete götürür insanı. Cehenneme de sadece inkârcılar gitmeyecektir, sorumluluğunu yerine getirmeyenler, sade vatandaştan her konumda olanlara kadar herkes de bilmelidir ki; cehennemin kapısı onlar için de açıktır!