Değerli Okurlar, kadına şiddet, Türkiye`nin önemli sorunlarından biri olmayı sürdürüyor. Kadına
şiddet tel"in ediliyor. Kadını toplum yaşamından soyutlayan, onun zihnini,
aklını, bilgisini ve üretkenliğini yok sayan zihniyet kınanıyor, ayıplanıyor.
Sevgili Okurlarım, Müslüman ülkesinde kadına karşı şiddet
uygulanmasını hem vicdanımıza hem dünyaya nasıl anlatacağız? İslam Dinini bir
şiddet dini olarak gösteren İslam aleyhtarlığını haklı çıkarırsak bunun
hesabını Allah"a nasıl vereceğiz? Kadının özel yaşam hakkını, ruh ve vücut
bütünlüğünü güvence altına almayı hedefleyen Hz. Peygambere sadakatimizi ve
imanımızı nasıl savunacağız? Din adına insanların kafasını kesen sözde İslam
mücahidlerinin uygulamaları ile ülkemizde ardı arkası keslmeyen kadına şiddetin
her türlüsünü ülkemizde sergileyen caniler arasında ne fark var denirse ne
cevap vereceğiz?
En üst makamda
olanlarla en alt kademedeki vatandaşların
bu acı veren olaylara tepki gösteriyor ama bir türlü kalıcı çözümler
getirilemiyor. İşin temeline inilemiyor.İnsan olma bilincini bir türlü
zihinlere yerleştiremiyoruz. Kendimizi zabtetmeyi, arzularımıza gem vurmayı bir
türlü beceremiyoruz. Kanımıza karışan tutkulardan bir türlü arınamıyoruz.
Türkiyede kan dökmekten çekinmeyen caniler var. Bir zamanlar cellatlar,
öldüreceği insanların başını koparırlardı. Ve şimdi artık ülkemizde bu tür
idamlar yapılmıyor. Betonların içinde oyulmuş zindanlarda ya da ormanlarda,
dağlarda, çöp bidonlarında yakılmış, üzerlerine beton dökülerek öldürülüyor.
Öfke kasırgasına tutulmuş insanların yaşadığı bir ülke gibiyiz. Bu ülke bunu
hak etmiyor. Vicdanlar rahatsız.Nefret çığlıkları dökülüyor dudaklardan ama
vahşet durmuyor gün geçtikçe artıyor.
Çözüm: Önce adil bir ceza. Kurbanların sayısı kadar günahın bedeli ödettirilmeli bu canilere.
Yaşayan bir leş gibi zindanların karanlığında tutulmalı bu caniler. Sık sık af
çıkararak katillere ümit verilmemeli. Katillerin doğup büyüdüğü aile, çevre,
eğitim aldığı okullar gözden geçirilmeli. Tüm eğitim sistemimizde kadın ve
erkeğin en büyük bir değer olarak yaratıldıkları gelecek kuşağa öğretilmeli.
kadın aleyhtarı gelenek ve görenekler yeniden gözden geçirilmeli. Uydurma
rivayetlerle ve asılsız haberlerle meşrulaştırılmış kadın aleyhtarlığı ile
kadını toplumdan soyutlayan, onu uğursuz ve şehvet giderici olarak gören
zihniyet bertaraf edilmeli. Kadını doğuştan fitne, şeytan, eksik etek, aklen ve
dinen erkekten aşağı olduğu ve erkeğin emrine verildiğine dair yüzyılların
ötesinden gelen mesnetsiz haberler, kadını toplumdan soyutlamış; bunun
sonucunda kadına yönelik şiddet artarak çoğalmış;
kadına karşı zorba, dövme ve aşağılama hız kesmemiştir. Asırların
ötesinden sürüp gelen kadını aşağılama geleneği, çoğu
erkeklerin zihniyetinde "kadının sırtını sopadan, karnını
sı
/ çocuktan eksik etmeyeceksin " sözü revaç bulmuştur.
Kur"an-ı
Kerim, kadın ve erkek
olmaları bakımından insanlar arasında hiçbir ayırım yapmadığı gibi, her
ikisinin de aynı hak ve yükümlülükleri taşıdığını ve toplum içinde icra
ettikleri fonksiyonları bakımından aralarında bir ayırım da olmadığını (Ahzab,35) vurgulamakta, "Allah katında O"na
en çok saygı gösterenin en üstün olduğunu(Hucürat,13), yani yeryüzünde barış ve
kardeşliğin, iyilik ve güzelliğin, sevgi ve saygının, eşitliğin ve özgürlüğün
hüküm sürmesine en çok katkıda bulunanın üstün olduğunu hatırlatmaktadır.