Adana'da anne ve kızı tabancayla öldürülmüş halde bulundu

Nizip'te öğrencilere kıyafet desteği

Isparta'da 461 yıllık Tarihi Üzüm Pazarı'nın restorasyonunda sona yaklaşıldı

Gaziantep'te silahlı saldırıda hayatını kaybeden kişinin katil zanlısı yakalandı

Malatya'daki trafik kazasında hayatını kaybeden 6 kişi toprağa verildi

Akbank’tan, "1 Milyon Kitap" projesine anlamlı destek

Adıyaman'da inşaattan düşen işçi öldü

Kayseri'de "Güven Timleri" denetimlerini sürdürüyor

Gaziantep'te cami ve sosyal tesis güneşle aydınlanacak

Kayseri'de 5 milyon makaron ele geçirildi

Hatay'da evlerinde kaçak ürünler bulunduran 2 zanlı yakalandı

Epiphaneia Antik Kenti'nde "Takvimler Mozaiği" bulundu

Uluslararası Adana Lezzet Festivali hem göze hem damağa hitap edecek

Gaziantep Gençlik Spor Voleybol takımında hedef Efeler Ligi

Adana'da motosiklet çalan 2 şüpheli tutuklandı

Folkart'tan İzmir'de 600 milyon dolarlık gayrimenkul yatırımı

Mersin'de 10 DEAŞ şüphelisinin yakalanmasına yönelik operasyon başlatıldı

ŞERİFE AKKEÇECİ

30.03.2021 09:31:45

Nerede O Eski Günler?

Hepimizin kalbinden geçen ve sıkça dile dökülen bir cümledir " ahhh nerede o eski günler?" Anı yaşarken, hızla gideceğinin bilincinde olsak da bol keseden tükettiğimiz zamanın kıymeti daha çok geçip gittikten sonra anlaşılıyor ve özlemle anıyoruz geçmişin güzelliklerini.Sonra deyiveriyoruz "Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer" Hatıralarımız, anılarımız nerede yaşanmış ise özlemimizin hasretimizin de oralara ait olduğu bir gerçek.Bazen bir kişiyi, bazen bir mekânı, gurbette isek memleketi ve minareden yükselen ezan sesini duymayı, bazen doğup büyüdüğü gezip tozduğu köyünü ve çoğu zaman da dedesinin ninesinin ve daha birçok sevdiğinin hayatta olduğu göçüp gitmediği çocukluğunu özler insan…

"Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak" düşüncesinden uzak, referans noktası bilim ve akıl olan, bilen ama bilgi küstahlığı yapmayan, kültür seviyesi yüksek, spesifik kültürel ilgi alanlarına özgü bilgi haznelerihayli derin, kendilerine has duruşlarıyla güven uyandıran, her şeyin en pahalısını ve en moda olanını kullanmak gibi bir iddiası olmayan ama en iyiyi, en güzeli arayan, her şeyden önce ‘saygı"yı yaşamının merkezine oturtan, hal, hareket, tavır, üslup ve edasıyla bulunduğu her ortama güzellikler katan, sohbetinden feyz alınan; rafine insanların, rafine zevklerin, ince ve incelikli insan ilişkilerinin hüküm sürdüğü geçmişe özlem duymayan kimse yoktur sanırım.

Betonarme yapıların hunharca hayatımıza girmesiyle birlikte artık sadece yazlık mekânlarda ya da kentlerin eski yerleşim yerlerinde denk geldiğimiz ve kimbilir hangi yaşanmışlıkların izlerini taşıyan sadece taşımakla kalmayıp sizi bir masal dünyasının içerisine istemsizce sürükleyen, üzerinde sardunya saksıları, sofasından sarkan hanımelleriyle şirin, tatlı,cumbalı, şadırvanlı ahşap evlerin, Arnavut kaldırımlı taş sokakların, sokağı şöyle bir dönünce sizi karşılayan ve daha çok ismini "kaplumbağa terbiyecisi" tablosundan tanıdığımız Osman Hamdi Bey"in sanatına da mazhar olmuş ab-ı hayat çeşmelerinin, her an başında fesi kolunda zevcesi ile karşınıza çıkacak Osmanlı beyefendilerinin ruhaniyetlerinin sizinle birlikte olduğu, huzurun solunabildiği zamanlara dönmeyi kim arzu etmez ki?

            Şemsettin Sami, Fuzuli, Nabi,RecaizadeMahmud Ekrem, Halide Edip Adıvar ve daha nicelerinin kütüphane raflarında,

Şeker Ahmet Paşa,Hüseyin Zekai Paşa,Hoca Ali Rıza, Müfide Kadri"lerin fırçalarının raksettiği tuvallerinin saray duvarlarında,

çayın semaverde, kahvenin közde, müziğin gramofonda güzel olduğu,"Ey Bût-i Nev Eda" Hicaz Şarkısı ile Hammâmîzâdeİsmâil Dede Efendi"nin şifa sunduğu,

büyük olduğu için fes altında taşındığı ve bu yüzden nüfus cüzdanına "kafa kağıdı" dendiği,

ısınmanınadının soba olduğu,

banyonunpazar akşamları yapıldığı,

istediğimiz numaraya ulaşmanın yolunun altın rehberden geçtiği,

en güzel oda parfümünün soba üzerinde yanan portakal kabukları olduğu,

televizyondaki görüntünün karıncalı olup olmamasının çatıdaki antene bağlı olduğu,

elektrikler kesilirse jeneratörlerin devreye girdiği,

gazoz kapağı ve bilyelerin çocuk oyunlarında ki yerinin yadsınamayacağı,

ip atlarken yanmamanın inceliklerini,

tonton ailesi, pembe panter, heidi, şeker kız candyi izleyip horoz şekeri yemeden, yakar topu, elim sendeyi, yağ satarım bal satarım ustam ölmüş ben satarımı,  saklambacı oynamadan çocukluktan çıkılamayacağını,

tommiks, teksas okumanın gençliğin raconlarından olduğunu,

sinema deyince akla Adile Naşit, Münir Ozkul, NubarTerziyan, Hulusi Kentmen"in gelmesi gerektiğini,

çocuktan alacaksak haberi bu haberi bize ulaştıranın her bir şarkısı bir hayat öğretisi olan Barış Manço olmasını,

yumurtanın kümesten domatesin bahçeden geldiğini,

bağın bahçenin o ağaç senin bu ağaç benim keyfini sürmeyi,

dilsiz öğretmen doğanın eşsiz güzellikteki ihtişamını yaşayarak tecrübe etmeyi,

oyuna ebe seçerken portakalı soyup, başucumuza koyup, dumadumadum kırmızı mumla biten tekerlemeyi yüksek sesle söylememizinşart olduğunu,

çocukların mahalledeki tüm evlerde sonsuz kredilerinin olduğunu,

okul önlüklerinin ve televizyonların siyah beyaz ama geçirilen zamanın rengarenk olduğunu,

sanatın sanat, muhabbetin gerçek muhabbet olduğu,

nizam, intizam ve ihtimamın kol kola gezdiği,

dijital yaşamın henüz çarkında bütün bu güzellikleri öğütmediği ve hatırladıkça boğazımıza düğüm olan o müstesna günleri nasıl özlemeyelim ki?

Baki muhabbetle…

Şerife AKKEÇECİ