Kalp krizi sonucu vefat eden polis memurunun cenazesi Adıyaman'da toprağa verildi

Nizip'teki Ak Mezra Köprüsü yenilendi

Mersin Uluslararası Limanı'nın "Kapılar Projesi"nde temel atıldı

Seyhan Nehri kıyısında hafriyat ve atık kirliliği

Adana'da anne ve kızı tabancayla öldürülmüş halde bulundu

Nizip'te öğrencilere kıyafet desteği

Isparta'da 461 yıllık Tarihi Üzüm Pazarı'nın restorasyonunda sona yaklaşıldı

Gaziantep'te silahlı saldırıda hayatını kaybeden kişinin katil zanlısı yakalandı

Malatya'daki trafik kazasında hayatını kaybeden 6 kişi toprağa verildi

Akbank’tan, "1 Milyon Kitap" projesine anlamlı destek

Adıyaman'da inşaattan düşen işçi öldü

Kayseri'de "Güven Timleri" denetimlerini sürdürüyor

Gaziantep'te cami ve sosyal tesis güneşle aydınlanacak

Kayseri'de 5 milyon makaron ele geçirildi

Hatay'da evlerinde kaçak ürünler bulunduran 2 zanlı yakalandı

Epiphaneia Antik Kenti'nde "Takvimler Mozaiği" bulundu

Uluslararası Adana Lezzet Festivali hem göze hem damağa hitap edecek

ŞERİFE AKKEÇECİ

22.03.2022 14:48:24

Kendine Yüklenmekten Vazgeçmelisin!

Size de olur mu bilmem ama küçüklüğümden beri ne zaman ortada bir sorun olsa, konu ne olursa olsun, hep sanki suçlusu benmişim ve mutlaka benim çözmem gerekiyormuş gibi bir misyon üstlenir, içinde bulunulan durumu düzeltme ve herkesi mutlu etme gayreti içerisinde bulurum kendimi. Hoş yıllar bunun çokta mümkün olmadığını öğretiyor aslında insana. Demem o ki kendimize yersiz yüklenmekten vazgeçmeliyiz şu hayatta. Çünkü neden çok korkuyorsak, neyi kınıyor, yargılıyor, sevmiyorsak ve neye "asla" diyorsak bir vesile onu yapıyor, yaşıyorken buluyoruz kendimizi. Kaygı duymak, endişe etmek, korkmak ve her şeye, herkese yetmeye yetişmeye çalışmak, üstesinden gelemeyince de kendi kendimize yüklenmek çok yersiz bu yüzden. ‘Bunları yazmak kolay tabi kendin yapabiliyor musun deyiver bakim! ‘diyebilirsiniz. Elbette ben de endişe duyuyorum. Zaman zaman korku boyutlarına ulaşan, ruhu daraltan endişeler hem de. Bir dostumun tabiriyle "gönlüm yoruluyor" üstelik çoğu zaman bu ruh halinden. Şöyle bir ardımızda bıraktığımız yıllara bakınca; böylesi bir kaygı durumu yaşadığımı, böylesine sıklıkla tükenmişlik hissine kapıldığımı, bu kadar incinip, içerleyip, üzüldüğümü ve bu kadar geleceğe endişe ile baktığımı hatırlamıyorum. Dizlerimi göğsüme doğru çekip kollarımla kendimi sarmaladığım, küçüldükçe küçüldüğüm zamanlar çok fazla olmaya başladı artık. Hal böyleyken bir de kendi kendine yüklenmeler oluyorsa eyvah kere eyvah oluyor netice.

O yüzden "tabi Şerife bütün kabahat senin, günah keçisisin sen, havada kuş uçmuyorsa onun da suçlusu sensin…" şeklinde kurduğum cümlelerin yerini "şahsi algılamaktan vazgeç, üstüne alınıp durma, senin süper güçlerin yok her şeyin sen üstesinden gelemezsin" cümleleri aldı. Allah var bu yönde baya da gayretliyim hani 😊. Kaldı ki dünyayı tek ben kurtaracaksam da hemen bugün kurtaracakmışım gibi de acele etmemeliyim sanki?

Yıllardır başımıza gelmeyen kalmadı şu yeryüzünde; yokluktu, kıtlıktı, savaşlardı, terördü, virüstü, salgındı, pandemiydi, ekonomik zorluktu derken savaşlar daha artmaya başladı. Biz nasıl bir döneme denk geldik, niye bu kadar tarihe tanıklık etmek zorunda kaldık onu da bilmiyorum açıkçası. Bütün bu gidişatın bizi getirdiği bu hal durumu ile devinip dururken, bir yandan da bu saçma ve değersizlik yüklerini sırtlanan çocuk ve gençler için de ayrı hayıflanmıyor değilim. Bizim çocukluğumuzun mutlulukları kadar mutlanamıyor yavrucuklar ne yazık ki. İşin kötüsü hiç kurmamaları gereken cümleleri kurarken, hiç konuşmamaları gereken konuşmaları yaparken buluyorum bazen onları. Buna dijital dünyanın kirliğini de eklediğimizde engel olabilmemiz daha da imkansızlaşıyor.

Kaygı boyutlarım sadece bununla da kalmıyor tabi. Katledilen, canına okunan ekolojiden, darp edilen hatta yaşam hakları elinden alınan kadınlara, çocuklara yapılan yaşatılan istismarlara, bir canlı olduğu unutulan hayvancıklara yapılan işkencelere kadar her şey endişe nedeni benim için. Bu durum elimde de değil ayrıca. Saklanmak, görmezden gelmekte bir yaşam biçimi ama ben tercih edemiyorum, bu yüzden de her şeyin sebebi benmişim ve düzeltmek zorundaymışım gibi içimde dört nala koşan dizginlenemeyen bir atla dolanıp duruyorum.

Hayatın, hepimizi esir alan sosyal medyadan ibaret olmadığının bilincindeyim. Orada görebildiğimiz, gösterebildiğimiz kadarı gibi "hayat hep bize güzel" modunda değil elbette yaşamlarımız ve öğrencilerime de defaten hatırlattığım gibi ‘bizi darlayan hayat, bir telefon ekranını kaydırır hızla değişmiyor".

Dijital ekrana gömdüğünüz kafalarınızı bi kaldırın hele yukarı, bir el verin bana. Kaygı bir duygudur, duygu bilgidir ve bize neye ihtiyacımız olduğunu gösterir, anladım ki benim sizlere ihtiyacım var. Haydi gelin toprağı birlikte onaralım, havayı birlikte temizleyelim, gençlere birlikte örnek olalım, yaşlılara birlikte kol kanat gerelim, çocukları birlikte koruyalım, savaşlara birlikte dur diyelim, bilgi kirlilikleriyle birlikte mücadele edelim, şiddetin kalemini birlikte kıralım, belirsizliğin tıpkı acı gibi yaşamın bir parçası olduğunu kabullenip küresel belirsizlik salgınından birlikte uzaklaşalım, geçmişimizden öğrendiğimiz kadim bilgileri geleceğe projekte edelim. Şarkıda söylenildiği gibi olmuyor ne yazık ki, bir yer bulamıyoruz dünyadan uzak. Bu dünya hepimizin, her ne kadar insan egemen gibi görünse de tüm türlerin dünyası ve lütfen kurtarın beni kendime yüklenmekten, her şeyin suçlusu benmişim düşüncesinden.