“Doğallıktan Uzaklaşan Bir Çağın Gölgesinde”

“Doğallıktan Uzaklaşan Bir Çağın Gölgesinde”

Tarih boyunca güzellik uğruna yapılan uygulamalara baktığımızda, bugünün estetik baskılarının aslında çok eski bir hikâyenin devamı olduğunu görmek zor değil. 

Örneğin 10.yy’da Çin’de uygulanan ayak bağlama geleneği, küçük ayakların zarafet ve soyluluk göstergesi sayılması nedeniyle milyonlarca kadının çocuk yaşta ayaklarının sıkıca sarılarak büyümesinin engellenmesine yol açtı; kemiklerin kırıldığı ve ömür boyu acıya neden olan bu uygulama, güzellik adına çekilen en ağır bedellerden biri değil mi sizce de?

Avrupa’ya baktığımızda ise başka bir tehlikeli güzellik standardı ortaya çıktığını görürüz: Viktorya döneminde aristokrat kadınların solgun ve kusursuz görünmek için yüzlerine kullandığı Venedik Beyazı aslında kurşun içeren zehirli bir makyaj malzemesiydi ve cildin bembeyaz olsa da boyanın altındaki et çürümeye başlıyor, dişler dökülüyor, organlar ciddi hasar görüyordu. Sonuç? Beyaz ölüm!

Antik çağlarda da durum farklı değildi; Antik Roma’da kadınlar dudaklarını daha kırmızı göstermek için demir oksit ve çeşitli bitki boyaları kullanıyor bazen de sağlığa zararlı karışımlar sürüyordu. Beyin sağlığını tehdit eden sağlık sorunları ama çekici kırmızı dudaklar...

Yüzyıllar ilerledikçe yöntemler değişti ama baskı değişmedi: 19. yüzyıl Avrupa’sında kadınlar ince bir bele sahip olabilmek için neredeyse nefes almayı zorlaştıran dar korseler  giyiyorlar bu korseler bele o kadar çok baskı yapıyordu ki ciğerler sönüyor, organlar içerde yer bulabilmek için yer değiştiriyor bununla da kalmıyor nefes alamadığın için bayılmak da zarafet sayılıyordu.

Rönesans dönemi İtalya’sında ise kadınlar göz bebeklerini büyütüp bakışlarını daha çekici göstermek için güzel avrat otu damlaları kullanmaya başladılar; oysa bu bitki zehirliydi ve görme kaybına kadar giden sonuçlar doğurabiliyordu.

20. yüzyıla gelindiğinde de güzellik uğruna risk almalar bitmiyor. 1920’lerde istenmeyen tüylerden kurtulmak için radyasyonla epilasyon yöntemleri bulunuyor ve yıllar sonra bunun ciddi sağlık sorunlarına yol açacağı hiç düşünülmüyordu.

Günümüzde de estetik kaygı ve görsellik adına eskilerde yapılanlar kadar korkutucu görünmese de toplumda kabul görmek uğruna pek çok cerrahi ya da cerrahiye yakın uygulamalar yapılıyor. Üstelik çoğu zaman gerçekten ihtiyaç olduğu için değil, bir kalıba uyumlanmak gerektiği hissettirildiği için yapılıyor. Yüzlere yapılan dolgular, yaşlanmayı geciktirmek için uygulanan sayısız işlemler, vücudun doğallığını değiştirmek uğruna katlanılan acılar… Sizce de bunların hepsi aslında aynı sorunun farklı yüzleri değil mi? Örneğin yüze yapılan dolgular! Bu estetik işlemin çoğu zaman “geçici” olduğu hatta zaman geçtikçe bu dolguların tamamen yok olmadığı bazen yer değiştirdiği ve farklı bölgelerde biriktiği de konuşuluyor mu? Hatta bu sorunlar gündeme geldiğinde  onları eritmek için yeni yeni işlemler yaptırmak gerekiyor mu? 

Mikroblading !  Bu gibi işlemler ise  ilk başta kusursuz görünse bile yıllar geçtikçe rengi değişebiliyor, şekli bozulabiliyor ve insanlar acılı silme işlemlerine başvurmak zorunda kalıyor. Botoks! Masum gibi görünen bu işlem kasları ve sinirleri geçici olarak dondurarak kırışıklıkları azaltıyor fakat düşününce vücudun doğal işleyişini askıya alan bir müdahale aslında. Buna rağmen çoğu zaman bu uygulamaları derinlemesine sorgulamıyoruz bile. Çünkü asıl mesele çoğu zaman sağlık ya da ihtiyaç değil; yaşlanma belirtilerini gizlemek ve toplumun “ideal” olarak sunduğu görüntüye biraz daha yaklaşmak.

Doğal olanın yani zamanla değişen yüzlerin ve bedenlerin kabul görmekte zorlandığı bir çağdayız biz. Oysa ki yaş almak insanın en doğal süreci. Buna rağmen bu süreci gizlemek için büyük bir çaba neden, niye? Sosyal medyada bu baskıyı kat be kat artırıyor. Filtrelerle pürüzsüzleştirilen yüzler, kusursuz görünen hayatlar ve sürekli “daha iyi görünme” çağrısı yapan içerikler… Bunların hepsi, farkında olunsun ya da olunmasın zihinlerde yeni bir standart oluşturuyor. Bu standartlar çoğu zaman gerçekçi değil ama yine de insanları etkisi altında bırakıyor. Neden? Çünkü, insan sosyal bir varlık ve kabul görmek istiyor. Beğenilmek, takdir edilmek, dışlanmamak bu sayede temelde var olan sevgi açlığını gidermek.  Bunlar çok insani duygular. Sorun şu ki günümüzde bu kabul çoğu zaman dış görünüş üzerinden şekilleniyor. Hatta bazı mesleklerde ve sosyal çevrelerde, kişinin nasıl göründüğünün kariyerini bile etkileyebildiğini görmek mümkün. Nasıl giyindiği, ne kadar bakımlı göründüğü, yüzünün ne kadar genç veya kusursuz olduğu bazen yeteneklerinden de daha çok konuşuluyor. Bu yüzden estetik işlemler yaptıran insanları suçlamak kolay ama adil değil. Çoğu kişi aslında bir kalıba sığmaya çalışıyor. Toplumun, sosyal medyanın ve popüler kültürün çizdiği o dar çerçevede kendine yer bulmaya çalışıyor. 

Şöyle bir düşünürsek asıl sorun estetik işlemlerin kendisi değil; bize sürekli eksik olduğumuzu hissettiren sistem. Bu yüzden kimseyi suçlayamayız. Çünkü çoğu insan sadece ait olmak ve görünmez hissetmemek için, kendisine çizilen kalıba sığmaya çalışıyor ve bütün bu örnekler, güzellik anlayışının tarih boyunca sürekli değiştiğini ama insanların toplumda kabul görmek için bedenlerini değiştirme çabasının neredeyse hiç değişmediğini gösteriyor. Ne yazık ki sürekli daha genç, daha pürüzsüz, daha kusursuz olmamız gerektiğini söyleyen bir kültürün içinde yaşıyoruz. Bu kültür, insanların kendileriyle barışık olmasını da zorlaştırıyor. Bu yüzden içinde yaşadığımız çağda çoğu zaman kendimizi şanslı hissedemiyoruz. Teknoloji gelişmiş olabilir, imkânlar artmış olabilir ama görünüş üzerinden kurulan baskı da aynı ölçüde büyüdü sanki. Sosyal medyada bu baskıyı görünür ve sürekli hale getirdi. İnsanlar her gün birbirlerinin hayatlarını ve yüzlerini karşılaştırarak yaşıyor. Hatta daha ileri gidip doktorculuk oynayarak vücudunda nereye hangi işlemlerin yapılması gerektiğini söyleyecek kadar cüreti kendinde bulabiliyor. 

Zor! Ama umut edilir ki bu durum fark edilebilsin. Çünkü insanlar bu baskıyı daha çok konuşmaya başladıkça belki bir gün doğal olmanın da en az kusursuz görünmek kadar değerli olduğu bir anlayış güçlenir. Belki bir gün kırışıklıklar da bir kusur değil yaş almış olmanın birer izleri, yaşanmışlıkların bilgece bir hatırası olduğu görülür.


ŞERİFE AKKEÇECİ

13.03.2026 17:24:00


Bekir Büyükkurt Türkiye Birincisi Oldu

Restorasyonu Tamamlanan 5 Camii Daha İbadete Açıldı

Pusula Maraş’tan Gençlere Ramazan Temalı Ödüllü Fotoğraf Yarışması

BAŞKAN AKPINAR: “12 ŞUBAT RUHU, ASRIN FELAKETİNDE YENİDEN DİRİLDİ”

Kahramanmaraş Hızlı Tren Ağına Entegre Ediliyor

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 12 Şubat Mesajı

"Kurtuluş Ruhu" 106. Yılında

KSÜ’de Deprem Şehitleri İçin Mevlid-i Şerif Programı ve Anma Töreni Düzenlendi

Kahramanmaraş’ta CHP TBMM Grup Toplantısı Yapıldı

Türkoğlu’nda kar seferberliği vatandaştan tam not aldı

Görgel: “Tarihi Kapalı Çarşı’mızın Restorasyonu Tamamlanıyor”

Kırmızı Yelekliler Derneği'nden Kahramanmaraş ziyareti

AKOM’dan Yağmur ve Kar Uyarısı

Ülkü Ocakları'ndan Anlamlı Destek

Başkan Gül'den YENAD'a Ziyaret

Başkan Çetinkaya’dan Gazetecilere Anlamlı Buluşma

KMTSO Başkanı Buluntu’dan 2025 yılı değerlendirmesi