Anasayfam Yap  Sık Kullananlara Ekle Künye Arşiv Reklam
BELEDİYELER
EĞİTİM KÜLTÜR
EKONOMİ
GÜNDEM
RESMİ İLANLAR
RÖPORTAJLAR
SAĞLIK
SİYASİ
SPOR
YAŞAM
M. KEMAL ATİK
- -
27.8.2019 - 9:31

KADINA ŞİDDETİ TEŞVİK EDEN DİNİ METİNLER

Sevgili Okurlar! Kadına şiddet konusu hiç durmadan ülkemizin gündemini işgal ediyor. ? Geçtiğimiz günlerde Kırıkkale’de bir baba küçük yaştaki kızının gözleri önünde annesini katletmesi tüm dünyanın gündemine oturdu ve nefret çığlıkları bu gezegeni doldurdu. 29 Aralık 1917 yılında bu sütunda kadına şiddeti bu sütunda yazmıştım. O yazımı bu gün de burada tekrarlıyorum.

Kadına şiddet, Türkiye'nin önemli sorunlarından biri olmayı sürdürüyor. Kadını toplum yaşamından soyutlayan, onun zihnini, aklını, bilgisini ve üretkenliğini yok sayan zihniyet gün geçtik artıyor. Alınan önlemler şiddet verilerini azaltsa da, aile içi şiddet yüzünden her yıl yüzlerce kadın hayatını kaybediyor.

Sevgili Okurlarım, Müslüman ülkesinde kadına karşı şiddet uygulanmasını dünyaya nasıl anlatacağız. İslam Dinini bir şiddet dini olarak takdim eden İslam aleyhtarlarını haklı çıkarırsak bunun hesabını Allah’a nasıl vereceğiz? Kadının özel yaşam hakkını, ruh ve vücut bütünlüğünü güvence altına almayı hedefleyen Hz. Peygambere sadakatimizi ve imanımızı nasıl savunacağız?

Evet, biliyor ve okuyoruz ki Hz. Peygamberin vefatından sonra kadın aleyhtarı gelenek ve göreneklerin yeniden sürgün vermesi ve bu sürgünün uydurma hadislerle, mesnetsiz rivayetlerle ve asılsız haberlerle meşrulaştırılması, İslam toplumunda kadını toplumdan soyutlamış, onu uğursuz ve şehvet giderici olarak gören zihniyetin doğmasına neden olmuştur. Kadına üçüncü sınıf muamelesi yapan ve çoğu kadını cariye hükmünde sayan Arap geleneğini dinileştiren İslam toplumu, yüzyıllardır kadını okutmanın, eğitmenin günah olduğu inancıyla çoğu kadınların cahil kalmasına sebep olmuştur. Bununla da kalmamış, kadını doğuştan fitne, şeytan, aklen ve dinen erkekten aşağı olduğu ve erkeğin emrine verildiğine dair pek çok uydurma hadisler ve yüzyılların ötesinden gelen mesnetsiz haberler, kadını toplumdan soyutlamış; bunun sonucunda kadına yönelik şiddet toplumun ve devletin duyarsızlığı yüzünden artarak çoğalmış; kadına karşı zorba, dövme ve aşağılama hız kesmemiştir. Bu hal sadece kadının bedenlerine zarar vermekle kalmamış, öz saygısını ve hak arama arzusunu da zayıflatmıştır. Bunun sonucunda kadını aşağılama geleneği asırların ötesinden sürüp gelmiştir. İşte bu anlayış, çoğu erkeklerin zihniyetinde kadının velayetinde noksan olduğu inancını da doğurmuştur. İşte bu anlayışı dinileştiren şahısların kimlikleri ve verdikleri fetvalardan bir kaçı: Dokuzuncu asırda yaşamış meşhur Hadis âlimi Hâkim Tirmizi’nin “ Nevadiru’l-Usul” adlı hadis

kitabında(s.270-271) “Hanımlarınızı sokağa bakan odalarda oturtmayın, onlara yazı yazmayı da öğretmeyin” ifadesini Hz. Peygamberden nakletmektedir. “ Yazı öğrenirse söyleyemediğini yazıya geçirip fitneye düşürebilirmiş. Öyleyse suyu başından kesmeliymiş.”

Selçukluların meşhur veziri Nizamü’l-Mülk’ü(ö.484/1092) hepimiz biliyoruz. Alpaslan ve Melikşah devrinin bu kudretli adamı Siyasetnamesinin 43. Bölümünde bakın neler söylüyor:” Kadınlar örtünen kimselerdir. Onlarda kemali akıl yoktur. Hz. Peygamber: “kadınlarla istişarede bulunun, onlar ne derlerse aksini yapın ki doğruya erişesiniz” buyurmuştur. Eğer kadınlarda tam akıl olsaydı Peygamber böyle söylemezdi”.

Değerli okurlar, bu örnekleri yani kadının velayetinde noksan olduğuna dair rivayetleri fazlasıyla çoğaltmamız mümkündür. Ancak yerimiz bunları sıralamaya müsait değildir. Burada şunu arzetmek istiyorum.

Evet, durum bu iken bugün geldiğimiz nokta itibariyle toplumumuz yüce dinimizin insana ve özellikle kadınlarımıza verdiği önemi bilmeli, Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerimi tetkik ederek dini her konuda olduğu gibi kadın hakları konusunda da sağlam bilgiye ulaşmalıdır diye düşünüyorum. Kur’an-ı Kerim temel haklardan söz ettiğinde, her zaman “ mümin erkeler ve mümin kadınlar… Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar”, diye söz eder. Ve yine: Kur’an-ı Kerim, kadın ve erkek olmaları bakımından insanlar arasında hiçbir ayırım yapmadığı gibi, her ikisinin de aynı hak ve yükümlülükleri taşıdığını ve toplum içinde icra ettikleri fonksiyonları bakımından aralarında bir ayırım da olmadığını (Ahzab,35) vurgulamakta, “Allah katında O’na en çok saygı gösterenin en üstün olduğunu(Hucürat,13), yani yeryüzünde barış ve kardeşliğin, iyilik ve güzelliğin, sevgi ve saygının, eşitliğin ve özgürlüğün hüküm sürmesine en çok katkıda bulunanın üstün olduğunu hatırlatmaktadır.





Etiketler :
ÖNCEKİ YAZI
Muharrem Ayı Milletimizin Gönlünde Yer Etmiştir
SONRAKİ YAZI
Dindar İnsan



DİĞER YAZILARI
  
   
1.“Hamdım, piştim, yandım” ...Devamı
21.12.2018 tarihli yazısı.
2.12. Yüzyılda Muhyiddin Arabi’nin Kadına Bakışı...Devamı
11.12.2018 tarihli yazısı.
3.Sevgili Peygamberim!...Devamı
22.11.2018 tarihli yazısı.
4.İyilik Ve Doğruluğu İnsanlık İçin Yegâne Meziyet Saymayan Va...Devamı
9.11.2018 1 tarihli yazısı.
5.İyilik Ve Doğruluğu İnsanlık İçin Yegâne Meziyet Saymayan Va...Devamı
30.10.2018 tarihli yazısı.
6.İnsanoğlu Yeryüzünü İmarla Görevli...Devamı
19.10.2018 tarihli yazısı.
7.Bektâş Gülbengi...Devamı
12.10.2018 tarihli yazısı.
8.Seyrani’yi Farklı Okumak...Devamı
4.10.2018 1 tarihli yazısı.
9.Alevi İnancında “Tevella - Teberra”...Devamı
20.9.2018 1 tarihli yazısı.
10.Hac İbadetini Kul Hakkından Temizlenme ve Günahlardan Arınma...Devamı
14.9.2018 1 tarihli yazısı.
FACEBOOK YORUMLARI
YORUM YAZ
Nick :
Yorum :
Güvenlik Kodu : JcZCr 
 
   
YORUMLAR
Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılamadı...


Eklenme Tarihi : 27.8.2019 -
Güncelleme Tarihi :
Sitene Ekle :



  Yorum Gazetesi
Copyright © 2019   

https://www.yorumgazetesi.com/

yorum46@hotmail.com  
Haber Kategoriler

  • BELEDİYELER
  • EĞİTİM KÜLTÜR
  • EKONOMİ
  • GÜNDEM
  • RESMİ İLANLAR
  • RÖPORTAJLAR
  • SAĞLIK
  • SİYASİ
  • SPOR
  • YAŞAM


  • Künye
  • Reklam
  • Arşiv
  • Sitene Ekle
  • İletişim