Menü KAHRAMANMARAŞ Yorum Gazetesi
İMRAN KILIÇ

İMRAN KILIÇ

Tarih: 15.01.2012 12:37

Duyarlı Olmak

Facebook Twitter Linked-in

Her düşünce, her sistem, insanlar üzerinde kendisinin güçlü ve otorite olması için çalışır ama İslam evrensel boyutta tüm insanlığın huzur ve selametini esas alır. İslam?ın dışındaki bütün sistemlerin patronları ve yandaşları vardır ama sadece İslam, uygulamada insanları bir tarağın dişleri gibi eşit tutmuştur.

Toplumları zaman içerisinde bir kısım sistemlerle korkutanlar, hayallerini süsleyen sistemlerin kendi toplumlarında kök salmasını kolaylaştırmış ve sağlamışlardır. Bu düşünce sahipleri, bir taraftan bunu yaparken diğer taraftan da Müslüman toplumlarda İslam?ı bir korku sistemi olarak halka sunmuşlardır. İslamî korku adı altında lanse ettikleri İslam?ın desteğini almayı da ihmal etmeyerek riyakârlığın (ikiyüzlülüğün) en acımasız gücü ile kendilerine yer edinmişlerdir. Binayı taşımaya destek olması bakımından eli böğründe ne ise, İslam da bu kişilerin yedeğinde aynı görevi ifa edecek nitelikte görülmüştür, halen de görülmekte olduğu gibi!

Dünya nüfusunun büyük kesimine en acımasız yaptırımları uygulayan sistemlerden birisi olan kapitalizmin Müslüman toplumlarda daha çok hayat bulması, Müslümanların kendi inançlarını ve sorumluluklarını bilmiyor olmaları başta olmak üzere İslam?ı sadece bir itikat ve ibadet dini olarak algılamalarından kaynaklanmıştır. Bu oluşumda saygısızlık ve çekememezlik ise başı çekmiştir. Halen de böyle devam etmektedir.

Bugünün şartlarında kapitalizmi en çok Müslüman toplumların savunuyor olmaları endişe verecek bir boyuta ulaşmış görünmektedir. Aslında bu, insanlığın geleceği açısında kaygı vermekte ve korkutmaktadır. Gidişattan Müslümanlar kaygı duyması gerekirken egemen güçler, halen devam ettiği gibi, İslamî inanış üzerinden kaygı ve korku salgılamaya çalışmışlar ve büyük ölçüde başarılı da olmuşlardır! Bir kaygıları var mıydı onu ancak Allah bilir ama piyasaya hafif bir dalmak isteyenlerin başlarına gelenleri herkes görmüş ve de seyretmiştir! Tıpkı bugün, sorumluluğunu bilenden ziyade maslahatçı ve kayıtsız şartsız itaat edenlerin tercih edilmesine seyirci kalındığı gibi, bunların en yakınlarında bulunanlar bile mesafeli duruşlarını sergilemekte kusur etmemişlerdir. Burada; faizle çalışmamanın, helal kazanç peşinde olmanın, yediklerinin ve içtiklerinin cibilliyetini sorgulamanın, dürüst çalışanlara arka çıkmanın ne zararının olduğunu sormak gerekir! Dürüstlüğün ve Müslümanlığın prim yapmadığı bir hayatı yaşamaktayız, maalesef!

İçten içe toplumu kemiren ve çürütmeye yönelik illeti görmemezlikten gelmek, olası bir felaketi önleyemeyecektir. Böyle olmasını isteyen namerttir. Ancak görüp de gördüğünü saklamak iki kere namertliktir. Yeryüzünde yaşayan bütün Müslüman toplumlarda mutlu azınlıkların hüküm sürdüğü gerçeği kadar hayatını zar zor idare eden, daha kötüsü içten içe yokluğun pençesinde ezilen insanların sayısının küçümsenemeyecek çoklukta olduğunun görülmesi ve bilinmesi gerekir. Kim nerede ve nasıl, kimlerle görüşüp değerlendirmede bulunuyor bilinmez ama yıllarını bu ülkeye hizmete vermiş bir kişinin:?İnanın geçinemiyoruz!? diye fısıldaması birçoklarının içini sızlatacak bir durumdur. Kaldı ki çoğunluğun, inancından veya imkân bulamamaktan dolayı borçlanmadıkları bir tarafa, kredi borçlusu insanların sayısının hangi boyutta olduğunu tespit etmek o kadar da zor değildir.

Biz şunu biliriz ve peygamberimize de sonsuz güvenle bağlıyız ki o:fakirliğin küfre en yakın bir durum olduğunu haber vermektedir. Yoksulluğun bir kötü tarafı da müptela olduğu kişileri esareti altına almasıdır. İnkâr da kölelik de yokluktan beslenir. Ahlaksızlıklar da yokluğa paralel şekilde gelişebilir. Yokluk olduğunda insanlar illaki bu illetlere müptela olacaklardır demek doğru değildir amma bu sosyal hastalıkların tabanında daha çok yokluk vardır. Kapitalizmin hüküm sürdüğü yerlerde ekonomik kölelik de beraberinde hayat bulur. Asrın savaşı da budur.

İnsanları yoklukla mücadele etmeye alıştırmak ve buna teşvik etmek bir insanlık borcudur. Özellikle İslamî duyarlılığı olanlar için imkânlar ve ortam hazırlanıp bu tür birlikteliklerin özendirilmesi gerekirken, bu toplumda yaşamıyormuş gibi davranılması mazur görülecek bir durum değildir. Küçük tasarrufları olanlar yatırıma yönlendirilmiş ve korunmuş olsalar yatırım sahipleri kadar bu icraattan toplum da yaralanmış olacaktır. Kapitalizmin pençesinden insanları kurtarmanın yolları mutlaka bulunmalı ve çözümler üretilmelidir. Bu, idari bir sorumluluktur.

Devlet imkânlarından yaralanmada veya bu imkânları kullananların elde ettiklerinden pay dağıtılmasında adil ve geçerli çözüm üretemeyenler esareti teşvik etmiş olurlar. Bu da gizli hastalıklar gibi sarmalına aldığı insanları içten içe çökertmeye, toplum huzurunu ve refahını yok etmeye birebirdir.

Hiçbir illet aniden gelip insanı alt etmez.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —