Taşa çalsam üşümüşlüğümü, dar
ağacına assam üzgünlüğümü ve soğuk bir kentin kalabalığına salsam düşmüşlüğümü,
ayağa kalkarmıki yalnızlığım?
İliklerime geçen soğuk kimseyi
bilgilendirmiyor ve sır çıkmaz gecelere hapsederken gövdemi, umursamıyor bile
tir tir titrediğimi
Yoksunluk gece yarıları
sokaklara dökse de hiçbir satıcı veresiye tütün vermiyor
Ciğerlerimin ucunu
tutuşturuyorum önce sonra kalanımı yakıyor çekiyorum içime
Ve bir insan daha
kül oluyor gecenin dörtlerinde, rüzgârın önünde
Vah! Benim yalnızlığım, taşa
çalsam ah! Demeyen insanlığım
Kışlar içinde kalan halim,
yazlara hasret yaşamakta ve şu titrek, kısık sesim nice yaralarda, nice
kanamalarda, kalmış bir başına aralarda
Dayan yalnızlığım, dayan param
parça insanlığım, yaz gelecek ve elbet bu acılarda bir gün bitecek. Sus!
Yalnızlığım, sonu olmaz sandığın gecelerin elbet güne erecek ve elbet o günde
gelecek, sen bir daha hiç üşümeyecek, düşmeyeceksin
Kime ne dersin? Kime ah!
Edersin? Söylenilecek gibi değil ki halin ve kime gitsen kapanır kapılar yüzüne
vah! Edersin yalnızlığım
Öyle ya üşümüşlüğünden kime ne? Üzgünlüğünden,
düşmüşlüğünden, iyi gün dostlarından sana ne?
Varmı ki bir çaresi
bekleyesin? Var mı ki şikâyetin hakkın isteyesin? Her şeye susan yalnızlığım,
ah! Benim her şeye rağmen insanlığım, taşa geçen ama insanlığa işlemeyen vah!
Benim yalnızlığım
Unutulmuş bir kentin,
unutulmuş bir noktasında günler, geceler, seneler gelip geçerken, tek sırdaşım,
arkadaşım, kalemdaşım, ekmeğim aşım, yalnızlığım olmuşken, tutup ta gözlerimin
içine baka baka yalan söylemeyin benim uyur uyanır yalan insanlığım
Kendime küskünlüğüm
yalnızlığımla başlarken, yine insanlığımla kol kola girip yürürken tükeniyor, tekrar
ediyor üzgünlüğüm, yalnızlığım
Ve ben her defasında en başa dönüyor, üşüyorum
ah! Benim param parça yalnızlığım