Sabahleyin iş yerime intikal
ederken, kentimizin alımlı yerlerinde; Kutlu Doğum"la ilgili yer yer kutlama
mesajları içeren bez afişler gözüme çarptı. Bu kutlama mesajları beni aldı ta
19751976 yıllara taşıdı. O yıllarda heyecan ve şevk dolu genç bir okul
müdürüyüm. Kıpır, kıpır devinim halindeyim.16501700 mevcutlu okulumun öğrencileri
hinterlant olarak, okulumuzun konumu nedeniyle, kentimizin tam orta bir yerinin
öğrencileri
Duyuş, düşünüş, değer yargıları, inanışları tıpa tıp birbirinin
aynısı olan; dini bütün, ağzı hayır dualı ailelerin çocukları
Hinterlant dışı
gelenler de okulumuzdaki eğitim ve öğretimin düzeyine, kalitesine inanan ilgili
velilerin çocukları. Ne yapmış etmiş hinterlandımızın içinde olan mahallelerden
ikamet almış insanlar
Okulumuzun takriben 7580
öğretmeni de köşe taşı, liyakatli,
deneyimli, kendisini mesleğine adamış öğretmenler
İçlerinde boş vermiş, lakayt
insan yok
Hasbelkader böyle birileri gelmişse; o da ya genel liyakat ve ciddiyete
uyar, ya da yapı onu safra misali dışa atar. Yapamaz, edemez bir yolunu bulup
başka bir mekâna kendini yönlendirir. Bu meslektaşlarım benim en büyük şansımdı.
Bir başarı sergileyebilmişsem evvel Allah onların sayesinde olmuştur. Hepsine
minnet ve şükran borçluyum.
45 yıllık çalışma hayatımda, benim tanıma
şansını elde ettiğim bu liyakatli arkadaşlarımdan, hem müdür yardımcım hem de
din ve ahlak dersleri öğretmeni Akif Ağır"ı unutmam hiç mümkün değildir.
İlmiyle amil bir din adamıydı. İslamı şahsında bire bir yaşardı. Süsten, riyadan
uzak mütevazı bir din adamıydı. Üstelik okuyan dolu bir insandı. Yozgatlı bir
ailenin çilekeş bir çocuğuydu. Kahramanmaraş"ta evlilik akdetmiş, tam bir
Kahramanmaraşlı olmuştu. Ramazan aylarında, müftülüğün ihtiyacına binaen,
camilerimizde vaaz ederdi. Yemeklerde, özel toplantılarda, ziyafetlerde çok
özenle hazırlanmış yemeklere elini sürmezdi. Ölçü olarak;""Öğünlerde
çocuklarımın yemediği yemeği yiyemem."" derdi.
Şimdilerde bakıyorum da ilim
ve seciye olarak Akif hocanın eline su dökemeyecek olanların başı göklerde
geziyor. Aman ne itibar ne itibar, sanırsın allame
Pohpohlanmalar ayyuk aya çıkıyor.
Aman o nedenli enaniyyet
Hepsi de bizim din damlarımız, şu veya bu gözlemlerimi
yazmak doğru olmaz. Doğal olarak hepsini de aynı kefeye koymak abesle iştigal olur.
Canları sağ olsun. Biz kendimiz Zemzem"le mi yıkandık? Bizlerin de taksiratı,
noksanları mutlaka vardır. Beni burada rencide eden şey: bu kentin çocuklarına,
her tür imkânsızlığa rağmen dinini öğreten örnek insanın köşe-i uzletinde
kalakalmasıdır. Bir vefalı dost, onun elinden tutup, onu gündemimize taşımalıdır.
Sen ne güne duruyorsunuz derseniz? Buna benim gücüm kâfi gelmez.
Yazımın birinci paragrafında
1976 yılından söz etmiştim. Gene bu günlerdeki gibi idrak edeceğimiz Kutlu Doğum
haftası günlerindeyiz. Mevlid Kandili"ni idrak edeceğiz. Bu günkü gibi mutantan
kutlamalar yok. O gece camilerimizde; mevlidler okunur, tesbih namazları
kılınır, tövbe istiğfar edilir o kadar
Herkes, şahsında gecenin idrakindedir.
Bireysel olarak geceyi ihyaya çalışır. İçimden gelen bir duygu seyyalesiyle, bu
günü karınca kaderince çocuklarımızla ihya etmek duygusu belirdi. Bu çocuklar
bizim çocuklarımız
Peygamberlerinin(sa) dünyayı şereflendirdiği güne ilişkin
bir mesaj verilmesi ve bunun onlara idrak ettirilmesi gerekliliği vardır. Bu
haletle Akif Ağır hocayı çağırarak, bir kutlama düzenleyeceğimi, bu kutlamanın
sonunda da Resullullah(sa)"la ilgili öğrencilerimize bilgi içeren bir konuşma
yapması gerektiğini söyleyerek görevlendirdim. Derecesiz mütehassis oldu. Belli
ki çok mutlu olmuştu. Dediğim gibi tören alanında kutlamayı yaptım. Müteakiben
Akif hoca da duygu ve heyecan
dolu konuşmasını yaptı. Öğrencilerimizin sevinçten ve mutluluktan gözleri pırıl
pırıldı.
Gel zaman, Ankara"da otel
lobilerinde kurulan milletvekili pazarında CHP 11 milletvekilini transfer edip
hükümet oldu. Milli Eğitim Bakanı da; hızlı devrimci, sosyalist Mustafa
ÜSTÜNDAĞ oldu. Milli Eğitim Bakanlığında hızlı bir kadrolaşmaya gidildi. Doğal
olarak kentimiz Kahramanmaraş"ta nasibini aldı.
Su uyur düşman uyumaz misali, biz
Mevlid Kandilini kutlarken fincancı katırlarını ürkütmüşüz. Aradan geçen onca
zamana rağmen TÖBDER mensupları, milliyetçi, muhafazakâr idareci ve öğretmenlere
yönelik suç isnatlarıyla kıyıma başladılar. Tabi bundan bende nasibimi
aldım.Kovuşturmaya gelen muhakkikin bana
isnat ettiği suçlamalarda ;öğrencilerin Mevlid Kandilini kutladığım,Anayasanın laiklik ilkesine aykırı hareket ettiğim ,657
Sayılı Devlet Memurları Kanunu"nun 6., 7., 8.,
maddelerini ihlal ettiğim, bu
ilgili maddeler siyasi parti üyesi olmak ve siyasi parti propoğandası yapmayı
içeriyor. Gelen ilk muhakkik ön yargılı, tanıdığım biri olduğu için reddettim.
İkinci gelen muhakkik raporunda;""İşlediği cürüm il dışına tayinini gerektirir
nitelikte olduğu için yedi gün içinde savunmasının alınması"" hükmünü taşıyordu.
Bu yargıya itirazı Cumhurbaşkanlığı nezdinde yaptım. Mutlu bir tesadüf dilekçe
kabul gördü. Yeniden yaptığım savunmamda da aklandım.
Geçmişe yönelik,37 yıl öncesi,
bu anımdan söz ederken, bu günle kıyas yapmak açısından bir tabloyu ortaya koymak
fikri taşıyorum. Şimdilerde; devletin en yüksek ricalinden, en mütevazı
kurumuna kadar bir seri kutlamalar gündemimizi dolduruyor. İnsan, ister istemez
nerden nereye diyor. Ancak işi sulandırmadan, vakarını kaybettirmeden kuvveden
fiile taşınması gerekir. Söz gelimi; amacı aynı olan o ne kadar vakıf, o ne
kadar cemaat, o ne kadar dernek, o ne kadar gurup? Madem amaç tek, o halde
ciddi bir organizasyonla bu toptan, toplumsal kutlamaya yönelik organizasyona dönüştürülmeli.
İstismara meydan verilmemeli. Herkes bir tarafa çekerse kıskançlık ve haset duygularla
inancımız ve güvenimiz kaybolur diye düşünüyorum.""Allah tektir, tekleri
sever.""