Menü KAHRAMANMARAŞ Yorum Gazetesi
ÖMER BAYDEMİR

ÖMER BAYDEMİR

Tarih: 18.04.2013 00:00

Hey Gidi Günler!

Facebook Twitter Linked-in

Sabahleyin iş yerime intikal ederken, kentimizin alımlı yerlerinde; Kutlu Doğum"la ilgili yer yer kutlama mesajları içeren bez afişler gözüme çarptı. Bu kutlama mesajları beni aldı ta 1975–1976 yıllara taşıdı. O yıllarda heyecan ve şevk dolu genç bir okul müdürüyüm. Kıpır, kıpır devinim halindeyim.1650–1700 mevcutlu okulumun öğrencileri hinterlant olarak, okulumuzun konumu nedeniyle, kentimizin tam orta bir yerinin öğrencileri… Duyuş, düşünüş, değer yargıları, inanışları tıpa tıp birbirinin aynısı olan; dini bütün, ağzı hayır dualı ailelerin çocukları… Hinterlant dışı gelenler de okulumuzdaki eğitim ve öğretimin düzeyine, kalitesine inanan ilgili velilerin çocukları. Ne yapmış etmiş hinterlandımızın içinde olan mahallelerden ikamet almış insanlar…

Okulumuzun takriben 75–80 öğretmeni de köşe taşı,  liyakatli, deneyimli, kendisini mesleğine adamış öğretmenler… İçlerinde boş vermiş, lakayt insan yok… Hasbelkader böyle birileri gelmişse; o da ya genel liyakat ve ciddiyete uyar, ya da yapı onu safra misali dışa atar. Yapamaz, edemez bir yolunu bulup başka bir mekâna kendini yönlendirir. Bu meslektaşlarım benim en büyük şansımdı. Bir başarı sergileyebilmişsem evvel Allah onların sayesinde olmuştur. Hepsine minnet ve şükran borçluyum.

 45 yıllık çalışma hayatımda, benim tanıma şansını elde ettiğim bu liyakatli arkadaşlarımdan, hem müdür yardımcım hem de din ve ahlak dersleri öğretmeni Akif Ağır"ı unutmam hiç mümkün değildir. İlmiyle amil bir din adamıydı. İslamı şahsında bire bir yaşardı. Süsten, riyadan uzak mütevazı bir din adamıydı. Üstelik okuyan dolu bir insandı. Yozgatlı bir ailenin çilekeş bir çocuğuydu. Kahramanmaraş"ta evlilik akdetmiş, tam bir Kahramanmaraşlı olmuştu. Ramazan aylarında, müftülüğün ihtiyacına binaen, camilerimizde vaaz ederdi. Yemeklerde, özel toplantılarda, ziyafetlerde çok özenle hazırlanmış yemeklere elini sürmezdi. Ölçü olarak;""Öğünlerde çocuklarımın yemediği yemeği yiyemem."" derdi.

Şimdilerde bakıyorum da ilim ve seciye olarak Akif hocanın eline su dökemeyecek olanların başı göklerde geziyor. Aman ne itibar ne itibar, sanırsın allame… Pohpohlanmalar ayyuk aya çıkıyor. Aman o nedenli enaniyyet… Hepsi de bizim din damlarımız, şu veya bu gözlemlerimi yazmak doğru olmaz. Doğal olarak hepsini de aynı kefeye koymak abesle iştigal olur. Canları sağ olsun. Biz kendimiz Zemzem"le mi yıkandık? Bizlerin de taksiratı, noksanları mutlaka vardır. Beni burada rencide eden şey: bu kentin çocuklarına, her tür imkânsızlığa rağmen dinini öğreten örnek insanın köşe-i uzletinde kalakalmasıdır. Bir vefalı dost, onun elinden tutup, onu gündemimize taşımalıdır. Sen ne güne duruyorsunuz derseniz? Buna benim gücüm kâfi gelmez.

Yazımın birinci paragrafında 1976 yılından söz etmiştim. Gene bu günlerdeki gibi idrak edeceğimiz Kutlu Doğum haftası günlerindeyiz. Mevlid Kandili"ni idrak edeceğiz. Bu günkü gibi mutantan kutlamalar yok. O gece camilerimizde; mevlidler okunur, tesbih namazları kılınır, tövbe istiğfar edilir o kadar… Herkes, şahsında gecenin idrakindedir. Bireysel olarak geceyi ihyaya çalışır. İçimden gelen bir duygu seyyalesiyle, bu günü karınca kaderince çocuklarımızla ihya etmek duygusu belirdi. Bu çocuklar bizim çocuklarımız… Peygamberlerinin(sa) dünyayı şereflendirdiği güne ilişkin bir mesaj verilmesi ve bunun onlara idrak ettirilmesi gerekliliği vardır. Bu haletle Akif Ağır hocayı çağırarak, bir kutlama düzenleyeceğimi, bu kutlamanın sonunda da Resullullah(sa)"la ilgili öğrencilerimize bilgi içeren bir konuşma yapması gerektiğini söyleyerek görevlendirdim. Derecesiz mütehassis oldu. Belli ki çok mutlu olmuştu. Dediğim gibi tören alanında kutlamayı yaptım. Müteakiben 

Akif hoca da duygu ve heyecan dolu konuşmasını yaptı. Öğrencilerimizin sevinçten ve mutluluktan gözleri pırıl pırıldı.

Gel zaman, Ankara"da otel lobilerinde kurulan milletvekili pazarında CHP 11 milletvekilini transfer edip hükümet oldu. Milli Eğitim Bakanı da; hızlı devrimci, sosyalist Mustafa ÜSTÜNDAĞ oldu. Milli Eğitim Bakanlığında hızlı bir kadrolaşmaya gidildi. Doğal olarak kentimiz Kahramanmaraş"ta nasibini aldı.

Su uyur düşman uyumaz misali, biz Mevlid Kandilini kutlarken fincancı katırlarını ürkütmüşüz. Aradan geçen onca zamana rağmen TÖBDER mensupları, milliyetçi, muhafazakâr idareci ve öğretmenlere yönelik suç isnatlarıyla kıyıma başladılar. Tabi bundan bende nasibimi aldım.Kovuşturmaya gelen muhakkikin  bana isnat  ettiği  suçlamalarda ;öğrencilerin Mevlid Kandilini  kutladığım,Anayasanın  laiklik ilkesine aykırı hareket ettiğim ,657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu"nun 6., 7., 8.,  maddelerini ihlal  ettiğim, bu ilgili maddeler siyasi parti üyesi olmak ve siyasi parti propoğandası yapmayı içeriyor. Gelen ilk muhakkik ön yargılı, tanıdığım biri olduğu için reddettim. İkinci gelen muhakkik raporunda;""İşlediği cürüm il dışına tayinini gerektirir nitelikte olduğu için yedi gün içinde savunmasının alınması"" hükmünü taşıyordu. Bu yargıya itirazı Cumhurbaşkanlığı nezdinde yaptım. Mutlu bir tesadüf dilekçe kabul gördü. Yeniden yaptığım savunmamda da aklandım.

Geçmişe yönelik,37 yıl öncesi, bu anımdan söz ederken, bu günle kıyas yapmak açısından bir tabloyu ortaya koymak fikri taşıyorum. Şimdilerde; devletin en yüksek ricalinden, en mütevazı kurumuna kadar bir seri kutlamalar gündemimizi dolduruyor. İnsan, ister istemez nerden nereye diyor. Ancak işi sulandırmadan, vakarını kaybettirmeden kuvveden fiile taşınması gerekir. Söz gelimi; amacı aynı olan o ne kadar vakıf, o ne kadar cemaat, o ne kadar dernek, o ne kadar gurup? Madem amaç tek, o halde ciddi bir organizasyonla bu toptan, toplumsal kutlamaya yönelik organizasyona dönüştürülmeli. İstismara meydan verilmemeli. Herkes bir tarafa çekerse kıskançlık ve haset duygularla inancımız ve güvenimiz kaybolur diye düşünüyorum.""Allah tektir, tekleri sever.""


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —