MERHAMET (Rahmet):
Merhamet ve rahmet kelimeleri;
acımak, esirgemek, korumak, affetmek, bağışlamak, nimet vermek, ikamet etmek ve
kadının rahminden şikayet etmesi anlamlarına gelen "r-h-m" kökünden
türemiştir. İsim olarak; hayır, iyilik, ihsan, nimet ve kalp inceliği demektir.
Kur`ân`da daha çok rahmet kelimesi kullanılmış (114 âyet); merhamet kelimesi
ise birer âyette geçmiştir (Beled, 90/17). Cennet, Kur`ân`da
"rahmetü`llah" olarak nitelenmiştir. (Âl-i İmrân, 3/107). Aynı kökten
türeyen "erhamu`r-rahimîn", "rahmân", "rahîm" ve
"zü`r-râhmeti" kelimeleri, Allah`ın sıfatı olarak kullanılmıştır.
(İ.K.)
HADİS-İ ŞERİFLER:
Muaz İbn-ü Cebel (r.a)"dan:
Resulullah (s.a.v.) buyurdu. "Allah"ın kulları üzerindeki hakkı emirleri ve
yasaklarına göre yaşayarak O"na ibadet etmeleri ve birde hiçbir varlığı O"na eş
koşmamalarıdır. Bu durumda kulların Allah üzerindeki hakkı ise onların
günahlarını bağışlamak ve onlara azab etmemektir." (Müsned, Sünen-i İbnü Mâce
Hn.4296)
Hz.Enes İbnü Malik (r.a.)
rivayet ediyor: Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Kalbinden doğrulayarak
Allah"dan başka tapınılacak hiçbir ilâh olmadığına, yalnız O"nun var olduğunu
ve Muhammed"in de O"nun peygamberi olduğuna şehadet eden her bir insanı Allah
cehenneme yasaklamıştır. O, cehenneme girmeyecektir. (Buhari)
İbnü Ömer (r.a) rivayet
ediyor. Resulullah (s.a.v) buyurdu: "Allah"ın kullarına merhameti ananın
çocuğuna merhametinden daha çoktur. Allah, kullarından ancak ileri derecede
azgın olan, kendisine isyan etmekte alabildiğine direten ve de "Lâ İlâhe
İllallah" demekten kaçınan kullarını azablandıracaktır." (Sünenü İbnü Mâce
Hn.4297)
Muaz b.Cebel (r.a) anlatıyor.
Allah mü"minlere bana kavuşmayı sevdiniz mi? Diye soracak. Onlarda evet
(sevdik) Ey Rabbimiz diyecekler. Bana kavuşmayı niçin sevdiniz? (Ya Rab)
Affını, bağışlamanı ümid ettik (de mutlu olacağımıza inandık.) Siz ki
bağışlamamı ümid ettiniz, artık size bağışlamam gerekli oldu."
Buyuracak.(M.Mesabih)
Zamzam el-Yamami anlatıyor.
Ebu Hureyre (r.a) bana şöyle öğüt verdi: -Ya Yemâmi! Sakın ha hiçbir (Mü"min)
adama (Allah seni bağışlamaz. Allah seni ebediyen cennete koymaz.") gibi
sözler söyleme dedi ve şöyle devam etti. Ben Hz. Peygamber (s.a.v)"i şöylece
buyururken işittim. Canım kudret ve tasarrufu altında olan Allah"a yemin
ederim ki ("Allah seni bağışlamayacak, seni ebediyen cennete koymayacaktır."
(Diyerek Allah"tan ümid kestiren) kul, dünyası ve ahiretini helâk eden bir söz
söylemiştir.") (M.İ.Kesir)
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle
buyurdu: "Allah (yaptığı) amele karşılık kişiye vaat ettiği sevabı mutlaka
verir (yaptığı) amele karşılık ceza vereceğini bildirdiği kişiye ise (mutlaka
cezalandırmayı) dilerse cezalandırır, dilerse cezalandırmaz." (İbnü Kesir)
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle
buyurdu: "Allah"ı kullarına sevdiriniz ki Allah"ta sizi sevsin." (El
Camiussağir)
Ebu Hureyre (r.a) den:
Allah"ın resulü (s.a.v.) Allah"ın bildirdiğini bildirecek şöyle buyurdu: Kul
tekraren günah işleyip mağfiret kılınmasını da istedi de Allah"ım ben işledim.
Günahımı bağışla (şeklinde) yakardı. Af edici olan ve affetmeyi seven Allah
(c.c.) şöyle buyurdu: Kulum (günah işledi fakat) kendisini bağışlayacak Rabbi
olduğunu bildi de affıma yapıştı. (Ey Meleklerim) sizi şahit tutuyorum. Ben
kulumu affettim (o kulluğunu bildikçe bende ona rahmet ve mağfiretimle muamele
edeceğim." (Muhtasaru İbnu-Kesir)
Hz. Enes (r.a) den: Hz.
Peygamber (s.a.v) bizimle beraber otururlarken: "Şanı büyük olan kuvvet ve
yücelik sahibi Allah"ın huzurunda ümmetimden dizleri üzerine çökmüş iki
mü"minin durumu beni güldürdü buyurdu ve gülümseyerek, Rabbi ile kulları
arasındaki diyalogu açıkladı da: Kendisinin (sevinç gülüşüne sebep olan bu
olayı anlattıktan sonra) şu öğüdü verdi: -Allahın emirlerine ve yasaklarına
aykırılıktan sakının. Aranızdaki ihtilafları (giderin ve uzlaşın) uzlaştırın.
Zira Allah"da kıyamet gününde mü"minlerin arasını bulacaktır.(Muhtasaru İbnü
Kesir)
Hz. Enes (r.a) den:
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: Bu dünyada kalbinde Allah"a karşı ümit ve
korku birleşen her bir kula Allah (ahrette) ümit ettiğini mutlaka verir ve onu
korktuğundan mutlaka emin kılar. (Muhtasaru İbnu-Kesir)
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle
buyurur: Ümmetimden günahlarını açığa vuranların dışındakiler bağışlanır.
(Onların günahlarının bağışlanmasını engelleyen) deliliklerinden biri (de
şudur) Kişi gece bir günah iş yapar. Allah"ta (yalnız kendisinin bildiği) bu
günahı örter. Ne var ki günahkâr kul ertesi sabah kalkar (da sohbet ettiği bir
dostuna) -Ey filanca dün akşam şöyle şöyle yaparak öyle bir gece geçirdim ki
görmeliydin) der. Böylece Rabbi günahını örtmüş olarak gecesini geçirmiş iken sabahleyin
Allah"ın günahı üzerindeki örtüsünü kaldırılarak açığa vurulur (da kendisine
adalet uygulanıp ceza görmesine sebep olur.) (Tecrid-i Sarih Terc.12/157)
Ubey b.Ka"b (r.a) anlatıyor.
Allah"ın Resulüne (s.a.v) sordum. -Nasûh üzere tevbe (nedir ya Rasulullah?) Şu
cevabı verdi. -Senden zuhûr eder etmez günahına pişmanlık (duyar) ve günahından
ötürü Allah"tan bağışlanmanı diler ve o günahı bir daha asla yapmazsın. (İbn
Kesir)
Hz. Mekhûl (r.a) rivayet
ediyor: "Kendi öz nefsini kastederek küçük-büyük her türlü günahı işlediğini
itiraf edip pişmanlık duyan ihtiyar bir adama hitaben Resulullah (s.a.v) Allah
(dilerse) yaptığın bunca günahları ve isyanları da affedip hatta günahlarını da
sevaplara dönüştürür." buyurdu. Müjdeyi alan ve ümidi artan adam tekbir ve
tehlil getirerek ve de sevinerek Hz. Peygamberin huzurundan ayrıldı." (Mecmuz
Zevait İbni Kesir)
İbnü Abbas (r.a.) rivayet
ediyor: "Ensardan bir adam vardı. Müslüman oldu. Sonrada İslam dininden çıktı.
Put perestlere iltihak etti. Bir süre sonrada pişmanlık duyup kavmi ile
peygamberimize haber saldırıp, benim için tevbe varmıdır. Diye sordurdu. Bu
olay üzerine Al-i İmran Suresi 86-89. ayetler indi. -Hz. Peygamber (s.a.v.) o
zata kendisi için tevbenin var olduğunu bildiren haberi gönderdi. Oda (haberi
olunca) müslüman oldu. (sünen-i nesai 7/107)
Cabir İbnü Abdullah (r.a)
rivayet ediyor: Rasulullah (s.a.v) kendi huzuruna gelip günahlarından pişmanlık
duyarak sızlanan bir mü"mine "Allahtan mağfiret dilemesini söyledi. Adamcağızın
tekraren Allah"tan af dilemesi üzerine (arınmış olarak) kalk bakalım günahların
şüphesiz bağışlanmıştır. buyurdu. (Nevevi el-Ezkar)
Allah"ın Resulu (s.a.v.)"e
Abdullah İbnü Cud"an isimli adamın birçok iyilikler yaptığını, yaptığı bu iyi
amellerin (ahireti için) ona bir fayda sağlayıp sağlamayacağından soruldu. Hz.
Peygamber (s.a.v) hayır (fayda sağlamayacaktır.) Çünkü o (yaşadığı) zaman
süresince bir gün olsun "Allah"ım kıyamet gününde benim günahlarımı bağışla"
diyerek (Allah"a) yalvarmadı buyurdu. (M.İ.Kesir)
Allah rahmeti yüz parça
halinde yarattı. Doksan dokuzunu yanında tuttu. Yeryüzüne sadece bir parçasını
indirdi. İşte bu bir parça rahmet iledir ki bütün varlıklar birbirine
acımaktadır. At, (hayvan) yavrusuna basmamak endişesiyle ayağını bu sayede
kaldırır." (Buhari, "Edeb",19; "Rikak",19)