Sözlükte "bir başkasını
desteklemek üzere ona katılmak, yardımcı olmak ve aracılık yapmak" gibi
manalara gelen şefaat, ıstılahta, ahirette günahkâr müminlerin affedilmesi,
günahı olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin, Allah`a
yalvarmaları, dua etmeleri ve günahlarının bağışlanmasını istemeleri demektir.
Allah`ın izni olmadan bir kimsenin şefaat etmesi veya Allah`ın razı olmadığı
birine şefaatte bulunması mümkün değildir. "Hiçbir şefaatçı yoktur ki,
O`nun izni olmadan şefaat edebilsin." (Yûnus, 10/3), "Bunlar Allah`ın
rızasına ermiş olandan başkasına şefaat edemezler." (Enbiya, 21/28). Kâfir
ve münafıklar için şefaat söz konusu değildir. "Onlara (kâfirlere)
şefaatçıların şefaati fayda vermez." (Müddessir, 74/48; En`âm, 6/51) Hz. Peygamber
bir hadislerinde ümmetinin günahkârlarına şefaat edeceğini haber vermiştir
(Tirmizî, Kıyamet 11; İbni Mace, Zühd, 37).
Hz. Peygamberin bir de genel
ve kapsamlı bir şefaatı olacaktır. Mahşerde bütün insanlar heyecan ve ızdırap
içinde bulundukları bir sırada bunların hesaplarının bir an önce görülmesi için
Hz. Peygamber şefaat dileyecektir. Buna "şefaat-i uzma" (büyük
şefaat) adı verilir. Hz. Peygamberin bu anlamdaki şefaat yetkisi Kur`ân`da
"Makam-ı Mahmud" (övülen makam) adıyla anılır. (F.K.) (Kaynak: D.İ.B.
Dini Kavramlar Sözlüğü)