Menü KAHRAMANMARAŞ Yorum Gazetesi
M. KEMAL ATİK

M. KEMAL ATİK

Tarih: 04.12.2013 00:00

" Dünya Kâfirin de, Ahiret mi Müslümanın" ?

Facebook Twitter Linked-in

Kur"an"ın getirdiği ve eğittiği ruh, dünyayı ve dünyada olan şeyleri insanların, özellikle Müslümanların dini yaşamlarının ayrılmaz bir parçası olarak kabul eder. Ayrıca dünyayı ve dünya nimetlerini ilâhi birer lütuf olarak faydalansın diye insanın önüne sunulmuş olarak takdim eder. Bu konuda Kuran"da pek çok ayet vardır. Bu ayetler, evrende sabit olan şeylerin insanın bilimsel gücü ve bulacağı çözüm yolları neticesinde meydana gelecek değişiklerle kurulacak medeniyetlerin tüm insanlığa refah ve mutluluk getireceğine de işaret vardır.

Kur"an"ın bu öğretilerinden Müslümanlar maalesef nasibini almamışlardır. Bunun için de bugün dünyada yoksulluk Müslümanlarda hüküm sürmekte? Kötü beslenme ve hastalıklar İslam ülkelerinde hâkim vaziyettedir? Müslümanların yaşadığı Kuzey Afrika"dan başlayıp Güney Batı Asya"ya, oradan Pakistan"a, Hindistan ve Bengaldeş"e, sonuçta ülkemize gözlerimizi çevirdiğimizde fukaralık diz boyudur.

Peki, bu olup bitenlerden yani açlık ve sefaletten kim sorumludur? Bu sorulara çeşitli cevaplar verilebilir. Ancak bizim üzerinde durmak istediğimiz ve tespit ettiğimiz nedenleri şöyle sıralayabiliriz: Hz. Peygamber"in vefatından sonra meydana gelen siyasi ve ekonomik mücadeleler sonucunda Emeviler"in "her şey önceden takdir edilmiştir. Allah dilediğini fakir, dilediğini zengin yapar, alnına ne yazılmışsa o başına gelir..." inancı, zihinlere enjekte edildi. Böylece insanın mutlak iradesi dümura uğratıldı. Sonra gelen ve bu zihniyetten etkilenen bazı insanlar Kur"an ayetlerini kadercilik doğrultusunda yorumlamayı sürdürdüler. Sûfilerin de "bir lokma, bir hırkayı" dindarlığın alameti olarak yaygınlaştırmaları sonucunda Müslümanlar arasında tevekkül akidesi yaygınlaştı. Bunun sonucunda cehalet ve bilgisizlik baş gösterdi. Bu da çalışmayı değil tembelliği egemen kıldı. Ölümden sonraki hayatı öne geçirici telkinler halk arasında yaygınlaştı. Cennetten rengârenk görüntüler Müslümanların gözünde canlandırılarak bu dünya hayatı hor görüldü. Dini literatürümüze giren ve asırlardır Müslümanlara telkin edilen "dünya kâfirin, ahiret Müslümanın", "dünya müminin zindanı, kâfirin cenneti", "dünya bir batakhanedir, ona koşanlar ise köpeklerdir", "dünya sevgisi her günahın başıdır" gibi Hz. Peygamber"e isnat edilmiş asılsız sözler maalesef Müslümanların halsiz kalmasına sebep oldu. "Ehl-i aşka müptelayım, neme lazım kâr benim, malım, mülküm yoktur amma, kanaatim var benim" zihniyeti, mal, mülk edinmeyi kınayan bir tekke ruhunu, ardından da fakirliği getirdi. Bu durum İslam ülkelerinde eğitimsizliği ve bilgisizliği de yaygınlaştırdı. Bunun sonucunda Müslümanlar arasında fikri donukluk ve taassup, baş gösterdi. Bu da genel anlamda İslam Dünyasında yoksulluğun, cehaletin ve işsizliğin hüküm sürmesine neden oldu. İslam Dini çalışmayı, insan iradesini, aklını ve azmini israrla ön plana çıkarmasına rağmen maalesef topluma yukarıda zikrettiğiğmiz hasletler hükümran oldu.

 Bugün aydınlara, özellikle din bilginlerine, din kurumlarına düşen görev; Müslümanların dünyasını mamur edecek, çağdaş medeniyet düzeyinin üzerine çıkmalarına yardımcı olacak, verimli ve üretken olmalarını teşvik edecek çalışmaları yaygınlaştırmaları, doğrunun, iyinin, güzelin ne olduğunu anlatmaları, İslamı evrensel değerler ışığında yorumlayarak, Müslümanların sürekli bir arayış ve oluş içinde kendini yenilemesine katkıda bulunulmaları gerekir diye düşünüyorum


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —