Hiçbir fikre ayrıcalık
tanınmadığı ya da herhangi bir fikrin ifade edilebilme imkanları kısıtlanmadığı
sürece o devlete itibarlı devlet demek mümkündür. Aksi halde bazı fikirler
kutsal sayılıp sorgulanamazken, bazı fikirlerin susturulmaya çalışılması
devleti itibardan düşürür. Çünkü düşünce özgürlüğü sadece birey açısından
değil, farklı ve yeni fikirlerin yayılmasını sağlamakla toplum açısından da
büyük önem taşımaktadır. Bir kere bu sayede yanlışların ayıklanması, çözüm
getirmediğine inanılan fikirlerin ve yöntemlerin değiştirilmesi mümkün
olabilecek, her şeyden önemlisi istikrarlı bir toplum hayatı kurulması temin
edilebilecektir. Dolayısıyla güvenli ve huzurlu bir toplum hayatı için muhalif
fikirlerin susturulmasına değil, aksine açık tartışma imkanlarının sağlanmasına
ihtiyaç olacaktır. Nitekim Filozof Milton"da, "bütün öteki hürriyetlerden önce,
bana öğrenme, söyleme ve tartışma hürriyetini verin" demekle açık tartışmanın
önemine vurgu yapmıştır.
Descartes ise: "Doğrulardan
kuşkulanın. Doğruları akıl yoluyla arayın", sözleriyle düşünmenin ve
tartışmanın esas itibariyle bir sorgulama süreci olduğunu anlatmaktadır. Aynı
şekilde irade hürriyetini, kişinin ve toplumun mutluluğu için gerekli gören
Mill"e göre de, "susturulmaya çalışılan fikrin yanlış bir fikir olduğundan emin
olunamaz" demekte ve "yanılma özgürlüğü bilimin
zorunlu koşuludur " ifadesiyle de gerçeği vurgulamaktadır. Düşünmekle
insanın varoluşu arasındaki ilişkiyi ise Descartes, "Düşünüyorum öyleyse varım"
sözleriyle açıklamaktadır. Yine Aristotaleş"e göre insanı diğer mahluklardan
ayırt eden özelliği, onun düşünce ve düşüncenin ifadesi olan dil gücüne sahip
olmasıdır. Bu niteliklerinden dolayı ifade hürriyeti, öncelikle bireyin
saygınlığını gerçekleştiren bir hürriyet olarak önem kazanmaktadır. Çünkü
insanın en büyük ihtiyaçlarından bir tanesi düşünme ve düşündüğünü söyle
hakkıdır. Bu hak ancak adaletsizliğin hüküm sürdüğü yerde gasp edilir. İşte
itibarlı devletler bu hakkın gasp edilmesine göz yumamaz, lakayıt kalamaz. Hele
hele demokrasiyi benimsemiş devletler düşünmeyi ve düşünce üretmeyi insanın
özünü oluşturan, insanı insan kılan bir faaliyet olarak kabul ederler.
Ve yine demokrasilerde insanı
insan olmaktan engelleyen nedenlerin başında düşünme özgürlüğünün olmaması
gelir. Zira insani değerlerin en başında geleni hiç kuşkusuz onun düşünme
yetisine sahip olmasıdır. İnsanın özgürlükçü atılımları tehlikeye düşerse
düşünceler dışa dönük, topluma açık olmaz ise toplumsal erdemlerin önü tıkanır.
İşte o zaman zayıflar güçlülerin güvencesi altında olamazlar, ezilmeye mahkum
olurlar. Bu nedenle ilerlemenin kökeninde her zaman insanlığı geliştirmeye
katkı sağlayabilecek özgür düşüncelşer olmuştur. Ön yargılı ve ezberci
düşünceden uzaklaşılması, aydınlık düşünceye ulaşılması ancak özgür düşüncenin
yaygınlaşması ile mümkün olacaktır. Ayrıca doğrulanmış bilgiler, sağlam
akideler düşünce özgürlüğünün serbest olduğu yerlerde gelişirler. Bunun da
yolu: "Ben, benim gibi düşüneni severim" kuralını benimsemekle olur. Bir başka
ifade ile, başkalarının sizin düşüncelerinize saygı göstermesini istiyorsanız
siz de başkalarının düşüncelerine saygı gösterin.İşte o zaman bütün insanlığı
kucaklayacaksınız ve insanlığın geleceğini de kucaklamış olacaksınız.