Dini inancımız ve geleneğimiz,
kadının ve erkeğin konumunu doğru tanımlamış, doğru ilerleyen uygulama zamanla
kırılmalara uğramış ve yanlış algılamayla insanlık tarihinde ve toplumumuzda
acılar yaşanmış ve yaşanmaktadır.
Her ruhun bir önemi vardır.
Kadın ruhu, aileyi toparlayan
bir özelliğe sahip olduğundan, toplum hayatının işleyişinde zaman zaman
örgütleyen olarak örneklik teşkil etmiştir.
İlk Müslüman, İslam"ın ilk
şehidi kadındır.
Yakın tarihimizde Nene Hatun,
Kara Fatma ve Kahramanmaraş"ın 22 gün, 22 gece süren işgalden kurtuluş
mücadelesinde ocağın üzerinde pişen aşı bırakarak eşinin şehit oluş haberini
alınca çetelere katılıp onları yönlendiren Senem Ayşe o ruhun devamıdır.
Sivil toplum kuruluşları insan
toplumunun yarısını oluşturan bu cefakâr, fedakâr ruhların farkına varıp
onların da Türkiye"de örgütlenip sivil, sosyal, yönetim alanında yer almasını
sağlamalıdırlar.
Her alanda örgütlü toplumlar
daha güçlü ve başarılı işlere imza atarlar. Bir de yardımlaşma ve dayanışma
ruhu var ki bu Hz. Âdem ve Havva"dan beri gelen bir yapımızdır. Yeniden canlandırmalıyız.
Kadın ve erkeğin farklı
üstünlükleri vardır. Bu üstünlükler birbirlerini tamamlayan özelliklerle
donatılmıştır.
Ticaret yapan, karar vermede
rol oynayan, yüreklendiren, işinde ve aşında örgütleyen kadın günümüzde
kalkınmanın bir gereği olarak dernek, parti ve vakıflarda görev aldıklarında
güzel sonuçlar elde edilmiştir. Budan böyle de devamının artırılarak sağlanması
gerekiyor.
Batıdaki marka kadınların
karşılığında bizde abidevi kadınlar vardır.
Diyoruz ki çağımızda da
abidevi kadınlarımız çıksın, oya işler gibi, örgü örer gibi toplumu örgütlesin.
Beklentimiz budur 8 Mart Dünya
Kadınlar Günü"nü anarken.