İnsanın ve diğer canlıların
yaşadığı her yerde sorunlarla karşılaşma riski her zaman vardır ve olacaktır
da. Bir kent için, bir ülke için hatta tüm dünya için elbette ki sıfır sorun
ideal olanıdır ve o kadar da güzel bir durumdur. Ancak haramilerin cirit attığı
ortamda bu mükemmelliği yakalamak o kadar da kolay değildir. Dünyanın birçok
yerinde sorunların çözümünden çok, bastırılması ve üzerinin örtülmesi tercih
edilmiş ve hâlâ edilmektedir de. Bu da daha çok sindirilme yöntemleriyle
yapılmıştır. Osmanlının belirli bir döneminden beri bu yöntem uygulanmakta
değil midir bizde de? Bu yüzden ortaya çıkan sorunlara çözüm üretmek ya da
muhtemel sorunlara karşı, sorunlar ortaya çıkmadan önce tedbir almak, kimsenin
başvurduğu bir yol ve yöntem değildir gibidir. Çocukluğumuzda büyüklerimizden
duyduğumuz "Deveyi gördün mü?" diye sorulsa "İzini bile görmedim!" deme yöntemi
hep tercih edilmiştir ya da ettirilmiştir!
Sorunlara çözüm üretmek için
önce sorunu algılamak ve oluşum sebeplerini tespit edip görmek gerektiğine
inanıyorum. Belki de işe buradan başlanılmalıdır. Özellikle yöneticiler, fikir
adamları, basın mensupları, aile reisleri, sivil toplum kuruluşları sorunları
algılamakta ilk adım atanlardan olmalıdırlar. Aynı zamanda her kentin
yetkililerince bu kişi ve kuruluşlar arasından her yönüyle yetkin olanlar,
çözüm üreten grup içerisinde değerlendirilmelidirler. Bu yapılmadığında, bu
konumlarda bulunmanın anlamı da kalmayacaktır. Kurumlar veya kişiler arasında
bazı yakınlaşmalar, görüşmeler ve ilişkiler zaman içerisinde yapılıyor olsa da
çoğu zaman karşılıklı iltifat, günün birinde değerlendirme, arşivleme, bazen de
gönül alma ve usulen ziyaret şeklinde yapılıyor olmaktan öteye pek
geçmemektedir. Kent için, ülke için daha önemlisi insanlık için görüş ve
değerlendirme görüşmelerine başvurulduğunu görmek henüz bizlere nasip
olmamıştır!
Son zamanlarda, peş peşe
kaçırılan, sonra da hunharca öldürülen çocuklarla ilgili Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanı"nın yapış olduğu açıklamayı şahsen bugüne kadar yapılan
birçok değerlendirmenin üstünde gördüm. Sayın Bakan, basın açıklamasının bir
bölümünde;"Şu soruyu kendimize sormamız lazım; bizim gibi insanî değerleri
yüksek olduğunu düşünen, dini inançlarının yüksek olduğunu düşünen, aile
kurumunun gelişmiş olduğunu düşünen bir toplumda, bu tür facialar nasıl
yaşanabiliyor? Bu faciaları ortaya çıkaran failler bizim ülkemize uzaydan
gelmiyorlar, bu toplumda yetişiyorlar. Bu nasıl oluyor. Bizim toplumumuz bu
insan tipini nasıl oluyor da yaratıyor?" demişti. Burada; Allah"a ait
sıfatların insanlar için kullanılmasını doğru bulmadığım "yaratmak" ifadesinin
dışında söylenilenlere katılmamak mümkün olmadığı gibi Sayın Bakanın;
psikologları, sosyologları, eğitimcileri ve Diyanet Teşkilatını bu olaylar
üzerinde düşünmeye ve çözüm önerileri getirmeye davet etmesini çok ciddi ve
samimi bir arayış ve yaklaşım olarak takdir ettiğimi belirtmek istiyorum.
Umarım bu temenni olarak kalmaz!
Yaşanan her kötü olay bir
öncesini nerde ki unutturduğu, hemen herkesin bir öncesini bırakıp yeni çıkan
olaylarla ilgilenmeye başladığı bir zamanda yaşıyoruz. İfade yerindeyse
olayları takip etmekten milletin başı dönüyor. Mesela kaçırılan ve
kaçırıldıktan sonra taciz edilip öldürülen çocuklarla ilgili kısmen de olsa bir
gündem oluşmaya başlamışken, çıkan 1 Mayıs olayları gelip dev gibi gündeme
oturuverdi ve hemen herkes bu konuyla ilgilenmeye başladı. İşin doğru olanı;
olayların birini bırakıp yenisiyle ilgilenmekten çok hiç birini saf dışı
etmeden birebir ilgilenerek vakit geçirilmeden çözüm üretmektir. Ama böyle
olmuyor işte.
İnsanlar dâhil canlıların
yaşadıkları her yerde yöneticiler ve aile reisleri başta olmak üzere yukarıda
saydığım kişiler, bir taraftan çözüm için fikir üretmeli, aile reisleri ve
yöneticiler de kendilerinin de içinde bulundukları kişilerin ürettikleri
fikirlerin değerlendirmesini dikkatle yaptıktan sonra en makul ve olumlu kararı
alarak icraata koyulmalıdırlar diye düşünüyorum yine.
Bizler temelde istişare, tam
karşılığı olmamakla beraber bugünkü tabirle ortak aklın medeniyeti
insanlarıyız. Bu önemli uygulamayı terk ettiğimiz ve nemelazımcılık yapmaya
başladığımız günden beri sorunlardan başımızı alamaz olmuşuz.
Dilerim Sayın Bakanın çağırısı
karşılık bulur.