Her toplumun kendini temsil
eden bir yaşam şekli vardır, olmalıdır da. Yaban elleri değemediği sürece,
toplumların yaşamı, daha çok inançlarına
göre şekillene gelmiştir. Müslüman oldukları halde modernleşmek adına Batı"nın
yaşam şeklini tercih edenler, Peygamber Efendimizin;"Kim bir kavme benzerse o
onlardandır."buyurdukları hadis-i şeriflerini atlamış olmaktadırlar.
İnanç ve ibadet bakımından
diğer toplumlardan farklı olan Müslümanları, Peygamber Efendimiz, sosyal yaşam
bakımından da kendilerinden olmayanları takip etmekten men etmişlerdir. Ayrıca
Peygamberimiz bu hadisleriyle Müslümanları diğer toplumlara lider yani öncü bir
toplum olmaya da yönlendirmişlerdir. Bu açıkça şu demektir; Müslüman kişi veya
toplum, asla başkalarının arkasında takipçi olamayacağı gibi diğer toplumlara
öncülük yapmak zorundadır da. Bu hadiste hem çok ciddi bir incelik hem de
stratejik bir espri vardır. Bu misyon, asla basite indirgenecek bir durum
değildir. Müslümanlar eğer bunu başarmak için çalışmıyorlarsa, bir defa vebal
yani büyük bir sorumluluk altındadırlar. Bu ağır yükten kurtulmak için hiç
vakit geçirmeden, kendilerine verilen evrensel görevin başına geçmek üzere
derhal çalışmalara başlamalıdırlar. Buna da güçleri yetmeyecekse, hiç değilse bu
sorumluluğu içlerinde taşımalıdırlar!
Evrensel ve her çağın dini
olan İslam"ı kabile dini haline getirmeye, Müslüman toplumu da kabile topluluğu
yapmaya hiç kimsenin hakkı da yoktur, yetkisi de. Ancak ne var ki; küçük
gruplara iyilik yaptığını zanneden bir kısım Müslümanlar, yaptıkları ile
insanlık âlemine, daha beteri İslam"a çok fena halde kötülük yapmış
olmaktadırlar.
Bilinçli ve kasıtlı
politikalarla dehlizlere, kapı- pencereleri dışa kapalı küçük mekânlara çekilen
parçalanmış grupları kontrol etmenin ve yönlendirmenin zor olmadığını anlayan
egemen güçler, genel sosyal hayattan insanları soyutlayarak, sistemli bir
şekilde zafere ulaşmanın yolunu keşfetmişlerdir. Sundukları bir takım
projelerle yönetmek ve emeğinden fikirlerine kadar her alanda sömürmek istedikleri
toplumları, kendi değerlerinden uzaklaştırarak kontrol altında tutmaya sürekli
gayret etmişler, etmeye de devam etmektedirler.
Şimdilerin moda tabiri
farkındalıkla bunları görmek ve anlamak Müslümanlar için zorunlu hâle
gelmiştir. Medeniyette dünya lideri olmak ya da medeniyeti, toplumuna üst
seviyede yaşatmak, yaşanan hayatın her alanına, insanların ihtiyacı olan
hizmetleri götürmek ve verimini kontrol etmekle mümkün olacaktır. Maddi ve
manevi kelimeleriyle ayrıma tabi tutulan hayatın, sadece maddi yönüne odaklanıp
manevi denilen yönünü yani sosyal hayatı ihmal etmek tümüyle hayatı felç
edecektir.
Kabul görür görmez, biz,
görebildiklerimizi ve çözüm olabilecek önerileri sorumluluk bilinci
çerçevesinde ifade etmek durumundayız. Örnekleyecek olursak; ilimiz Karacaoğlan
Halk Kütüphanesi"nde müdürlük yaptığım kısa süre içerisinde, halk
kütüphanesinin resmi mesai saatlerine bağlı çalışma sistemiyle halka
kapatıldığını gördük ama prosedür gereği çözüm getiremedik. Belediye Başkan
Yardımcılığı yaptığım sırada, Necip Fazıl Kültür merkezinin Belediyeye
devredilmesinin akabinde, Namık Kemal Mahallesindeki kütüphane ile birlikte o
zamanki sayı itibariyle her iki kütüphaneyi de halkın yararlanabileceği hâle
getirdik. Demir masa ve sandalyeleri ahşaplarıyla değiştirdik, kitap sayısını
artırdık, hafta sonu tatillerini kaldırarak
sabah saat 08.00"den gece saat 23.00"e kadar açık tuttuk. Sonra baktık, bir
kafeteryaya ihtiyaç olduğunu gördük. Kütüphaneye gelenlerin dinlenip bir şeyler
yiyip içmesi gerektiği düşüncesiyle bir de kafeterya yaptırdık. Bunların yanı
sıra ebru, resim, takı-tasarım, kilim-aba dokuma, musikinin hemen bütün dalları
ile enstrüman kurslarını başlattık. Bunları, sosyal hayatta oluşan boşlukları
doldurmak için yaptık. Unutmamak gerekir ki fizik asla boşluk kabul etmez. Bu
düşünceyle gerçekleştirdiğimiz projelerden bunlar sadece bir kısmı, tamamını saymaya
gerek yok.
Bunları niçin yazdım? Şunun
için;
Toplumun ruhunu diri tutacak
olan, milleti millet yapan kültür ve sosyal hayata gereken önem verilmediği
zaman, nelerin olabileceğini çevremizde yaşananlardan anlıyor olmamız gerekir.
Ancak aradan geçen zaman içerisinde bir kıpırtı görmedik.
Sözü biraz da şuraya getirmek
istiyorum; başta kentin, bir daha değişmeyecek projelere ihtiyacı vardır. Ancak
acilen yapılması gerekenler de vardır. Kent merkezinde insanların oturup
dinleneceği, her türlü konuyu konuşup tartışmak için arkadaşları ile buluşacağı
bir yerin olmadığını bir yakınma olarak çok kişiden dinledim. Şelale Park
denilen yerin bu ihtiyaca göre dizayn edilmesini o zaman söylememize rağmen
dinletemedik. Para her şey değildir ama ne yazık ki o hâle gelmiştir. Üstelik
insanların yeni çevreler ve arkadaşlar edinmeye, ülkenin de entelektüel
insanlara ihtiyacı vardır. O halde bu ihtiyaç nasıl karşılanacaktır?
Yenişehir Hastanesinin Şehir
Hastanesine taşınmasıyla şehir merkezinde bu hizmet için bir imkân doğmuş oldu.
Söz konusu hastanesinin idare binası bu ihtiyacı şimdilik karşılayacak
durumdadır. Bunu epeyce zamandır dillendirmek istememe rağmen yetkililer
görürler diye bekledim. Birkaç arkadaşıma da söyledim. Ancak orasının Fizik
Tedavi Merkezi olacağı ilanını görünce bunu yazmak durumunda kaldım. Daha önce
hastane olarak kullanılan bina, fizik tedavi merkezi olarak ihtiyacı
karşılayacak durumdadır. İdare binasının ise herkesin yararlanabileceği bir
sosyal tesis olarak hizmete sunulması isabetli olacaktır kanaatindeyim. Üst
katı kütüphane, giriş katı da halkımızın sosyal ihtiyaçlarının karşılanacağı,
kent insanlarının bir araya gelebileceği şekilde düzenlenebilir. Bizim halkımız
Trabzon Caddesi dışındaki yerleri merkez olarak görmemektedir. Merkezde de böyle
başka bir yer yoktur. Bu da bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı görmek için merkezdeki
sokakların hâlini görmek gerekir. Biliyorum yazı çok uzadı. Ancak anlatacak çok
şey var!
Sosyal hayatın, kendi öz
değerlerimiz ve kültürümüz dikkate alınarak güçlendirilmesi için gerekenlerin
bir an önce yapılmamasındaki zorunluluğun bizi getirdiği durumu görmekteyiz.
Bunu görerek biz, toplumumuz adına bir talepte bulunuyoruz.
Sosyal hayatın olgunlaşması
nispetinde toplumun medeniyeti de yükselecektir. İnsanın toplum içindeki yaşama
biçimi olan sosyal yaşam standardını yükseltmek ve iyi bir dünya kurmak
yönetimlerin ve bilge kişilerin başta gelen işleri olmalıdır. Bu bir
sorumluluktur.
Betonlaşmak medeniyet
değildir!