M. Nedim Tepebaşı

Tarih: 16.07.2014 00:00

Heybetimizi Mi Kaybettik Yoksa

Facebook Twitter Linked-in

Yazıya şuradan başlayayım: Henüz peygamberlik gelmeden önce, Mekke"de "Hılful Fudul"adı altında kurulmuş olan bir teşkilata Peygamber Efendimiz de üye olmuşlardı. Nübüvvetle görevlendirildikten sonra da, böyle bir teşkilatlanma olsa yine o teşkilata üye olacağını ifade etmişlerdi.

"Erdemliler Dayanışması" ya da "Erdemliler Cemiyeti" anlamında olan "Hılful Fudul"a katılanlar: Mekke`de yerli olsun, yabancı olsun, zulme uğramış hiç bir kimse bırakmayacaklarına, zulme meydan vermeyeceklerine, mazlumlar zalimlerden haklarını alıncaya kadar mazlumlarla birlikte hareket edeceklerine yemin etmişlerdi. Yeminlerini; "Denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak suları kalmayıncaya, Hıra ve Sebir dağları yerlerinden silinip gidinceye, Kâbe`ye istilam ibadeti ortadan kalkıncaya kadar bu ahdimizde sebat edeceğiz!" diye bağlamışlardı. Yani "Ölmek var, bu yoldan dönmek yok!"demişlerdi.

Bir ticaret merkezi olan Mekke"de yaşayanların azgınlaştığı o zamanda, bir kısım yerliler, panayıra gelenlere, zulmün akla gelmeyenlerini yapıyorlardı. Bu azgınlıklardan habersiz bir tacir, Mekke"ye gelirken kızını da yanında getirmişti. Şerrinden hemen kimsenin korunamadığı bir şehir eşkıyası, göz göre göre adamın kızını elinden almış, bağırttıra bağırttıra evine götürmüştü. Çaresizlik içerisinde feryat edip çevreden yardım isteyen babaya, yerli halktan birisi Hılful Fudul"u yardıma çağırmasını fısıldamıştı. "Ey Hılful Fudul!"diye çağıran adama cevap, o anda Kâbe"nin içerisinde ibadet yapmakta olan, henüz risaletle görevlendirilmemiş bulunan Peygamberimizden gelmişti. Adamı yanına alan Peygamberimiz, kızı götüren kişinin evine gitmiş, kapısını çalmıştı. Evinin önündeki dama çıkan adama, kızı bırakmasını söyledi. Kızın bir süre yanında kalması için pazarlık yapmaya çalışan eşkıyaya Peygamberimiz; kızı hem de derhal bırakmasını tekrar söyleyince adam;"Tamam kızma!"deyip kızı babasına teslim etmişti. Çevredekiler hayretle, nasıl olup da tırstığını sorduklarında eşkıya; "Muhammed gözüme öyle heybetli göründü ki beni mahvedecek sandım, gerçekten çok korktum."demişti.

Buradan bu günlere bakarak, halen yaşananlar karşısında şunu düşünmek ve sorgulamak gerekmez mi; Müslümanların yaşadığı bir kısım topraklardaki bu kadar zenginliğe ve bu kadar Müslüman"a rağmen etrafımız neden zulüm gören insanların feryatlarıyla çınlıyor, bu feryatları neden gerçekte duyan olmuyor? Hele bir de şöyle veya böyle, Müslümanlar Müslümanları kırıp geçiyorsa, ya da lanetli toplum imha operasyonu yaparken, çaresizlik sığınağında en basit tepkiyi sadece elinden bir şey gelmeyecek olanlar veriyorlarsa, bir yerlerde hata yapıldığı neden düşünülmemektedir? Hakkı teslim ve temsil eden Müslüman"ın karşısında zalimin titrediği Müslüman heybeti ortada neden görülmemektedir? "Nice küçük topluluklar, Allah`ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir! Zira Allah, güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir."(Bakara 2/249)ayeti karşısında Müslümanlar ne durumdadırlar, hâlâ kendilerini aciz görmeye, Allah"ın yardımını ve gücünü hatırlamamaya devam mı edeceklerdir?

Her Müslüman, Allah"ın, Müslüman kullarını korumasız bırakmayacağını, ancak Allah"ın adaletle muamele edeceğini, herhangi bir olumsuzluk görüldüğünde, bunun Müslüman"ın kendisinden kaynaklandığını bilmesi gerekir. Allah"ın dinine karşı samimi olamayan, haram yiyen, haram kılınan işleri yapan, yalan söyleyen, kendisi uzak dursa da faiz ve zina başta olmak üzere her türlü pisliğe bulaşılan bir ortamda, bu işleri yapanlarla dirsek temasını devam ettiren, üstelik bunları dürüst kişilere tercih eden, adam kayıran, onların yaptıklarını mubah gören, sonra da;"Allahım! Falancaları kahret."diyerek dua ettiklerini sanıp hâşâ bir de Allah"a talimat vermeye kalkışanların küstahlıkları nasıl yorumlanacaktır?

Dünyanın her yerinde zulüm görenlerin neler yaşadıklarını ancak Allah ve kendileri biliyor. Burada şunu özellikle belirtmek gerekir; zulmü kim yaparsa o zalimdir, kim de zulüm görürse o mazlumdur. Zalimin kim olduğu, mazlumun hangi dinden olduğu ayrımı gerektirmez, zulüm zulümdür, zalim zalimdir, mazlum da mazlumdur.

Biliyorum, bir kısımlarının hoşuna gitmeyecek ama zalimler kadar zalimlere karşı hakkıyla duruşunu göstermeyenler, onlara karşı siyaset üretmeyenler de suçludur. Ben şahsi kanaatimi söylüyorum. Müslümanlar bugün dünya siyasetinde temsil görevini yapmadıklarının bedelini ödüyorlar. Hem de ağır bir şekilde. Ben kabul ediyorum ki biz görevimizi yapmıyoruz. Müslüman kişi samimiyeti kadar heybetli olur! Allah bunu Müslüman kulundan asla esirgemez.

Allah, zulme ciddi olarak karşı durmayanlara izan versin, zulüm görenlerin de yardımcısı olsun! Bizim gibilerinden bir şey olacağı yok şimdilik!


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —