Toplumların, sahip oldukları ve edindikleri medeniyetleriyle
mi yoksa kalabalık nüfuslarıyla mı hatırı sayılır?
Zaman öyle ki; insanların neye karar vereceklerini kestirmek
imkânsız derecesinde, tahminde bulunmaksa oldukça zor!
Dünya devleri deyip adı yükseltilmeye çalışılan iri yapılı
toplumların, kalabalıklardan beslendikleri, maalesef ne onları besleyenler
tarafından biliniyor ne de işin böyle olduğunu bilenler tarafından bir açıklama
yapılabiliyor. Puslu hava gibi dünya yönetimi! Bu da özellikle yapılıyor, hani
kurt buhranlı havayı sever denilir ya. Aslında kalite değeri, eski deyimle
ayar, bu kritik ayrımdadır.
Bir işi bilerek yapan ve yaptığı işi bilen kişinin ortaya
koyduğu ürün kalitelidir, bu işlemi inanarak yapan kişinin ürünü ise üstün
kalitelidir, ya da sayılmalıdır. Bunun aksi bir yapıda üretilen iş, sadece
tüketime dayalıdır, ürün bir süreliğine işlev yaparsa şansa!
Toplumlar da böyle değil midir? Kaliteli işi bilinçli
toplumlar yaparlar, bunun uzantısı olarak denilebilir ki; bu toplumlar da
kalitelidir, hem bilinçli hem de her bakımdan hakkını vererek işini yapan
toplumlar üstün kalitelidirler/sayılmalıdırlar.
Bilmek ayrı bir durum, işini bilerek yapmak ayrı bir
durumdur. Bilinçli olmayan kişi ya da toplumlar, modern çağın, modern esirleri
olmaktan kurtulamamışlardır.
Bilinçsiz kişiler, sadece kendilerine verilen ve tarif
edilen işi yaparlar ve ona göre yaşarlar.
Günümüz Müslüman toplumları, servet ve imkânlarını bile
yönetmekten aciz durumlarıyla sadece yönetilen, kendisine verilen işi tarif
edildiği şekilde yapan toplumlardır. Kendileri için onaylanmış bu konumu,
kendileri de nefislerine uygun görmüşlerdir.
Ashab-ı Kehf"in uykusunun bir değeri vardı, bilinçli
yaşamayı tercih ettikleri için onlar, o mağaradaydılar, uyandıklarında da aynı
bilinç ve inançla içinde bulundukları güne gözlerini açmışlardı ve bir tarih
yazmışlardı veya tarihe yazılma yolundalardı.
Bilgisayar ya da akıllı telefonu çok iyi derecede kullanmak,
kişiyi belki ukalalaştırıyor ama bilinçli yapmıyor. Müslüman toplumların bugün
içinde bulundukları durum genelde budur. Elbette ki bunu yönlendiren birileri
vardır ama yönlendirilenler de ortadadır.
Her şeye bir sözü olanların, Müslüman toplumlarının içinde
bulundukları bu duruma bir sözleri olmamalıdır, zaten yoktur da!
Bilmek, bilinçli olmak ve bilinçli yaşamak birer aşamadır.
Toplumlardan veya topluluklardan aldıkları kaba ve bilinçsiz desteklerle hayat
bulanlar, destek aldıkları kişilerin bilinçli olmalarını zaten istemezler.
Onlara göre; destek verenlerin o vaziyetlerini korumak esastır. Dünyada,
yıldızı parlayan bir tane Müslüman toplum var mıdır? Bunun sebebi bellidir ama
görebilmek önemlidir.
Bir gün petrolün de, bugünkü teknolojinin de pabucu dama
atılacaktır, peki, o zaman ne yapılacaktır? Elbette ki yenileri eskilerin
yerini alacaktır ancak bu döngü devam edecektir.
Bilmek de güzeldir, ama medeni sayılmak için sadece bilmek
kâfi değildir, hem bilmek hem de her işin kalitelisini yapmak, her alanda
kaliteli işler yapmak gerekir, bu da her şeyden önce bir insanlık görevidir.
Bizim inancımız kitaplar yüklü merkeplere benzemeyi eleştirmiş ve de
kınamıştır.
Kavganın, gürültünün, çekişmenin, atışmanın bol olduğu
ortamda bilinçli insan nasıl yetişir? Dağın zirvesinde sıcak iklim ağaçları
yetişir mi?
Her şeyin bir programı ve yapılanması vardır, medeniyetin de
bir kuralı, yolu ve yordamı vardır. İlim ve irfanın para etmediği yani itibar
görmediği ortamlarda bunlar ne kadar anlatılabilir ama bu da bir görevdir!