Sevgili
Okurlar! 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası olarak etkinlikler
düzenlenecek. Amaç, şu dünyada insana yakışır bir düzenin kurulmasına katkıda
bulunmak. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabulünün üzerinden tam 59 yıl
geçti. Bu süre içinde devletler ve toplumlar nezdinde insan onuruna sahip çıkma
adına demeçler verildi, zalim ve dışlayıcı güçlerle mücadele edildi. Ancak akıl
almaz bir kibirle dünyanın yasalarına meydan okuyan emperyalist güçler yalanlar
ve yanlışlar üzerine kurulu düzenlerini sürdürebilmek için insan aklının
zayıflıklarından da yararlanarak kendi mutluluklarını sağlamlaştırmak için
ülkeleri sömürdü, yakıp yıktı, milyonlarca insan savaşlarda ya öldürüldü ya da
tutsak edildi. Ve hala tüm hızıyla aynı zulüm devam etmektedir. Çünkü bu
zalimler insan kanından ve insan emeğinden besleniyor. Adalet nedir bilmiyor.
Adil olmak için de eğitilmemişler. Bunların ahlakı materyalist bir zihniyetin
şeytani fıtratla birleşmesi sonucunda : "Her şey maddedir. O halde onun
ardından git, hilekâr, hırsız, katil ol, senin babanın yasası budur," zihniyeti
ile şekillenmiştir. Bu emperyalistlere göre dünyada sözü geçer olmak büyük bir
sermaye olarak algılanıyor ve yok olması da istenmiyorsa dilediğin yapacaksın,
yoksa tek başına adalet sizi fazla ileriye götüremez.
İşte evrensel mutsuzluğun müsebbibi olan,
kötülüğün çocuklarının yasası bunlardır. İnsanları her şeye inandıran,
iradelerinin oluşmasına engel olan, baskın kararlarıyla, zalim ve dışlayıcı
uygulamalarıyla insanlığa zulüm yapan emperyalistlerin zihniyeti budur. Peki,
bu zihniyet daha ne zamana kadar sürecek? Tüm yaşamı acılarla dolduran
bir dünyaya ne zamana kadar egemen olacak? Kendi gücüne terk edilmiş insanların
onurları ne zamana kadar sahipsiz kalacak? İnsanları mutlu edecek bir dünya ne
zaman kurulacak? İnsanların bir kısmı mutluluklar içinde yaşarken bir kısmı
sürgün gibi mi yaşayacak? Tüm isteklerin yerine gelmiyor diye, kendi
çıkarların için insanları sömürmek niye? Evrende en önemli olan şey insanın
mutluluğu değil mi? Bu mutluluğa sahip olanların sahip oldukları şeye sahip
olmayanların da hakkı da değil mi? Elbette hakkı. O halde kurtuluş, manevi
değerlere dayanan bir dünyayı kurmakla, insanı ilahi sanatın bir tecellisi
olarak görmekle mümkün olacaktır diye düşünüyorum.