M. KEMAL ATİK

Tarih: 30.06.2016 16:21

Yine Bir Vahşet Ve Acı

Facebook Twitter Linked-in

Yeni bir vahşet ve acı yaşıyoruz. Atatürk Havalimanında üç canlı bomba, 42 can aldı ve yüzlerce insanımızı yaraladı.

Dünyanın karanlığından kurtularak aydınlığa yaklaştığı bir anda ülkemizi yeni bir karanlığın içine itmeye çalışan teröristlerle karşı karşıya bulunuyoruz. Bu terör mihraklarının, bu canilerin amaçları insanlarımızı birbirinden kopararak ülkemizi terör bataklığına sürüklemektir.

Terör eylemleri ile ülkemiz Irak, Suriye, Lübnan gibi ne yazık ki, başta IŞİD olmak üzere terör gruplarının eylem merkezi haline getirilmek isteniyor. Yine ne yazık ki gün geçtikçe. IŞID sempatizanları ülkemizde artıyor. Ülkemizin çeşitli bölge ve şehirlerinde hücreler halinde etkili bir şekilde örgütleniyor. Dini radikalizme yatkın kişi ve kesimler için bir cazibe merkezi haline geliyor. Dini serbestinin ve yayınların alabildiğince yaygınlaştığı ülkemizde radikal İslami yayınlar çoğalıyor. Oluşturulan, camileriyle, kahveleriyle, toplantı yerleriyle, medreseleriyle kamusal alanda kısmen görünür olan bir yapı Radikal İslami hareketlerin yapısal ve düşünsel söylemlerinin merkezi haline geliyor. Radikal eylemciler genellikle şu kavramlar üzerinde odaklanıyorlar: Cihad, savaş, Selefilik, hüküm/ hâkimiyet, İ"lay-ı Kelimetullah, hilafet, ulu"l-emir, şura, şeriat, itaat, tevhid, küfür, hizip, mülk, ümmet-millet, taalût, caalût, dar"ul-İslam, dar"ul-harp v.s.

Şiddet eylemlerini gerçekleştirmek isteyenler Kur"an"ın içerisinde çatışmayı, kıtali, savaşı ve cihadı emreden ayetleri siyasi yöntemlerini oluşturmak için delil olarak kullanıyorlar. Birtakım bilim erbabı da, eylemcilerin bu kavramları kullanmalarında onları haklı çıkaracak fetvalar veriyorlar.

İşte bu atmosfer içinde yoğurulan insanlar radikal eylemlere sempati ile bakıyorlar ve hatta IŞİD"e önemli bir katılım da sağlıyorlar.

İşte bu yüzdendir ki Devletin dini kurumları radikal eylemcilerin kendilerini haklı çıkarmak için kullandıkları dini metinlerini, ölmeye, öldürmeye istekli kılan inançlarını siyasi mülahazalardan uzak olarak hem teolojik hem sosyolojik hem de tarihi olarak tahlil etmeli; şiddet ve din içerikli söylemlerini dini bilimler açısından ele almalıdır. Aksi halde, İslam dünyası esarete mahkûm, ahlaki ve sosyal sefalet içinde, yaşamın her türlü nimetlerinden mahrum olarak yaşayacaktır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —