ÖMER BAYDEMİR

Tarih: 12.07.2016 13:35

Hasan Belli"nin Arkasından

Facebook Twitter Linked-in

1960 lı yıllarda Kahramanmaraş bir kasaba  gibi… Herkes birbirini tanır. Ağırlıklı olarak çiftçi ailelerin  yanında, küçük esnaf  ağırlıklı bir yapı var. İnsanlar kendi yağıyla kavrulan bir sosyoekonomik yapıya sahip. Bu yüzden de  çocuklarının eğitim ve öğretimine  fazla  konsantre olamamışlardır. Çocuklar zeki, çalışkan, içinde bulundukları durumu idrak edenlerdense bir çıkış yolu bulur. Doğal olarak bu da  oranı etkiler ve düşük düzeyde tutar. Kent merkezinde iki orta dereceli öğretim kurumu var. Bunlardan bir tanesi Maraş Lisesi,  diğeri de  Endüstri Meslek Lisesi (Sanat Okulu) … Kazalarımızın hiç birinde orta öğrenim okulu yok. Taş çatlasa Maraş Lisesi"nin  mevcudu 450 civarında. Taşrada bir lise olmasına karşın öğretmen kadrosu tam… Sanat okulu da aynı konumda.  Kısa yoldan  hayata atılmak isteyen ailelerin  çocukları da bu okulda.

Tam  öğretmen kadrosuna sahip liseyi bitirince nasıl olacak? İşte  o zaman sorun başlıyor. Toplam tüm ülkede beş üniversite var. Maraşlıların genelde tercihleri İstanbul ve Ankara"daki üniversitelere  yönelik. Üniversiteyi kazandık  diyelim.  İyi güzel de  nerde kalınacak, nerde barınılacak, ne yiyip içilecek…Aşılması çok zor bir engel. Bunun için  ağabey mesabesinde İstanbul"da Hasan Belli ve Ahmet Hurşitoğlu ağabeyler var. Bir şekilde ne yapıp edilip unlara ulaşılır. Onlar bu dar boğazdan geçen öğrencileri  arkadaş evlerine, vakıf yurtlarına  yerleştirirler. Başlarını sokacak bir çatıya kavuşurlar. Aradan geçen zaman  içinde bu toy Kahramanmaraşlı  öğrenciler kendi ayakları üzerinde  durmayı öğrenirler. Hasan ağabeyin  Aksaray"daki öğrenci evi de korunak eviydi. Yeni üniversitelilerden  bazıları da burada  bir mola verir, yenilenin içilenin esamisi okunmazdı. Hiçbir şey  baş kakıncı olmazdı. Bu meyanda çok kuvvetli arkadaşlık hukukları doğardı. Bu ortamdan yararlananlardan biri de benim. İkinci bir yüksek okulu bitirmek amacıyla, kazandığım  İstanbul Hukuk Fakültesi"ne 1969 da kaydımı yaptırdım. O dönem devre arkadaşlarım;  rahmetli Metin Şirikçi, Osman Dedeoğlu, Arif Gümüşoluk idi. İstanbul Hukuk Fakültesi devam mecburiyeti olan bir fakülteydi. Bu arkadaşlarım öğrenci karnemi imzalatırlar, ders notlarımı gönderirlerdi. Ben de  sınavlar döneminde İstanbul"a giderdim.Hasan Belli ve Hüseyin Belli"nin Aksaray"daki evlerinde  yakın arkadaşım Orman Fakültesi öğrencisi Ahmet Tepebaşı  kalırdı. Bellilerle benim hususiyetim yoktu. Ortam ve diyalog  kalmamın sakıncası olmadığı izlenimini uyandırdı. Sınavlar döneminde hep o evde barındım. En ufak bir serzenişle karşılaşmadım. Bir defasında anayasa çalışıyorum. Hasan ağabey ne çalıştığımı  sordu. Ben de ona anayasa çalıştığımı söyledim. Kendisi  yedinci hakkında, Mehmet Sarıfakıoğlu"nun da  on ikinci hakkında anayasadan geçtiklerini söyledi. Ben  ısrarla ilk hakkımda geçeceğimi  iddia ettim. Bunun mümkün olmadığını  söylüyordu. Sonunda  Sarıyer"de bir balık ziyafetine bahse girdik.

Sınavlar devam ediyor, aradan epey bir  zaman geçti. Bir akşam herkesin evde  olduğu bir saatte Hasan  ağabey hepimize; ‘"Kalkın Sarıyer"e balık yemeye gidiyoruz."" dedi. Bende jeton düştü, herhalde anayasadan kalmışım diye içimden geçirdim. Sınav sonuçları asılmış, benden önce Hasan ağabey öğrenmiş, anayasadan iyi almışım. Hasan ağabey bana,  ‘"Seni  tebrik ederim, anayasadan iyi almışsın."" müjdesini verdi.

Hasan ağabeyi kaybettik, Allah rahmet eylesin. Onunla ilgili DYP"de  siyaset yaparken de anılarım var. Tamamını anlatmak kabil değil. Ancak bir insan yedisinde neyse ,yetmişinde de odur. Hasan ağabey  siyasette de  sıyanet edici, koruyucu, kollayıcı ağabey olma  rolünü en güzel bir biçimde deruhte etti. Ne diyelim ölüm karşısında susmaktan  öte  elimizden bir şey gelmez. ‘" Baki olan bu kubbede hoş bir seda  imiş.""


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —