Bugün ne yazık ki toplumumuzdaki güven buhranının, huzursuzluğun, şiddet ve başkaldırının büyük ölçüde kaynağı güvensizliktir, adaletsizliktir. Ekonomik ve sosyal kalkınmanın önündeki en büyük engellerin başında da yine adaletsizlik gelir. Yüce Allah buyuruyor ki: "Bir takım insanlara karşı düşmanlığınız sizi adaletten ayırmasın. Adaleti yerine getiriniz. Takvaya, Allah"a en yakın olan odur"(Maide/5:8). Ahlakını ve siyasi yapısını insan üzerine bina eden hâkim ayetin takdir ettiği dereceyi kazanacaktır. Onu kazanan her şeyi kazanacak, onu kaybeden büyük ölçüde her şeyi kaybedecektir.
İnsanlığın gelişim sürecine baktığımız zaman adalet terazisinden sapan milletlerin çürüdüğünü, yıkılmaya mahkûm olduğunu görürüz. İnsanlığın yanlışlarını düzeltmek için gelen peygamberler; yeryüzü atmosferini bozan, bütünlüğünü ve evrenselliğini anlamsız kılan en önemli şeyin adaletsizlik olduğunu söylemişlerdir. İşte Hz. Peygambere verilen ilahi talimattan örnek bir ayet: "İnsanlar hakkında bir hüküm verecek olursan insaf ve adalet dairesinde hüküm ver. Çünkü Allah ancak hak ve adaletle hükmedenleri sever" (Nisa/4:58 ). Bu ayet, adaletle hükmeden bir hâkimin en asil yönünü belirtmektedir. O da öncelikli görevinin insanlığa karşı adil olması gerektiğini bilmesidir. Eğer yargıç tüm insanları, din, dil, cins, ırk ve sınıf ayırımı yapmaksızın onları sevgi ile kucaklamıyorsa, onların hak ve hukukta eşit olduklarına inanmıyorsa ve bu eşitliği gerçekleştirmek için de harekete geçmiyorsa, insanlığın geleceğini karartıyor demektir. O zaman hem insanlar hem ülkeler kaçınılmaz olarak cezalarını baskı ve anarşi olarak çekecekler demektir. Doğal olarak o zaman adalet ve hakkaniyet bayrağı ülkede parlamayacak demektir. Adaletin gözetildiği ülkede ise yaşam, adalet mekanizmasının herkese eşit olması sayesinde her türlü korku ve kararsızlıktan uzakta toplum güzelleşecektir. Unutmayalım ki bir toplumda kötülüğü salgın hale getiren adalet mekanizmasının düzgün işlemeyişidir.