Demokratik hayatımıza ilişkin 40-50 yıl öncesini anımsadığımızda ,ilerlemenin aksine çok gerilemeler yaşadığımızı gözlemliyoruz. Milli iradenin bütün gerekleriyle çalışması için oğündür,bu gündür bir arpa boyu yol kat etmemişiz. Liderler sultası almış başını gidiyor.İnsanların hür iradeleri hiçe sayılıyor. Bir liderinbaşkanlığında belli elit bir seçici kurul kendi mantalitesine göre adayları belirliyor. Listeler oluşuyor sen de kime , niçin oy verdiğini bilmeden parti taassubu içinde oyunu kullanıyorsun. Liyakat, bilgi, temsil kabiliyeti, ülkenin ihtiyaçlarına ilişkin tercihler hep yabana atılıyor. Yakın kimlik özelliklerini bildiğimiz insanlar istenmeye, istenmeye parlamentoya taşınıyor. Hür iradesini ipotek altına koymuş olan bu temsilciler hiçbir platformda bireysel fikir ve düşüncelerini yüksek sesle ifade edemiyor. Ortak düşünce etrafında fikirlerini beyan edip bir eylem ortaya koyamıyor. Kendi platformunda muhalefet olmadığı gibi genel manada da muhalefet olmuyor. Bağnazlıktan, yanlış fikir ve eylemler içinde olmanın önlenmesi adına bir şey yapılmıyor. Yanlışlarda da ısrar ediliyor.
Geçmişte gördüğümüz, yaşadığımız örneklerde tablo bu değildi. Anımsadığım kadarıyla partiler kendi iş takvimlerine göre belirlediği günlerde seçim bölgelerinde delege seçimi için müşahitli ciddi ciddi seçim sandıkları koyar , o seçim bölgesinde o partinin aldığı oylar itibariyle delegelerini, partinin kayıtlı üyelerine seçtirirdi. Seçilen partili delege deön seçimle,seçimde listede yer alacak adaya oyunu vererek seçim listesini oluştururdu.Bu eylemler seçim sath-ı mailine girildiğinde yapıldığı için vatandaş da gönül rahatlığıyla kime, niçin oy verdiğinin bilincinde oyunu esenlik içinde kullanırdı.
Şimdilerde partilerimizdeki aday adayı çokluğuna bakınca akla rahmetli Erdal İnönü"nün:""Siyaset ülkemizde herhangi bir meslek gibi meslek olmuştur."" Sözünü akla getiriyor. Eğer böyle olmuşsa biz dünden yanmışız. Hangilerini; bilgi, beceri, nitelik, eğitim düzeyi, basiret,erdem,yönündentanıyoruz.
Bu çoklukta tanımamız ne mümkün? Her biri ayrı ayrı veya birlikte tek seçiciye kendini empoze etmeye çırpınıyor. İltimas , kayırmaca ,arayan; başarısız mektep çocukları gibi tavassudcuaraıyor. Kim daha güçlü ulufe dağıtıcıya yakınsa o işi götürüyor.24 Hazirana zaman olarak şunun şurasına ne kadar zaman kaldı ki bu insanları tanıyalım. Benzetmek gibi olmasın ama, bu seçim hipodromlardaki at yarışlarına benziyor. Bakalım altılı ganyanı kim tutturup büyük ödülü alacak.
Yıllar yılı hep gündemimizde; siyasi partiler kanunu değişmeli, seçim kanunu değişmeli Maalesef realist , demokratik yasa değişiklikleri yapılmaz. Çünkü ,mevcut yasalar liderlerin işine yarıyor. Adam niye bindiği dalı kessin. Şayet demokratik, objektif, güncel değişiklikler olsa liderler inisiyatiflerini kaybedeceklerdir. Bu işlevde yıllar yılı sürer gider. Kendin söyle, kendin dinle Hep dillendirilir., Dünyada en demokratik seçim şeklinin İngilizlerin kullandığı D"hondt sistemi dir denir. Bizde de kullanılması gündeme getirilir..Her defasında sözde kalır. Bu sistemde tüm ülke seçimlerde seçilecek parlementer sayısına göre dar bölgelere ayrılır.Adaylar bu dar bölgede çoğunluk esasına göre seçilir. Adaylar siyasi partilere göre tek aday oldukları için seçmeniyle yakın temas halindedir.Karşılıklı iletişim kurularak o tek adaya oy verilir.Bu doğrudan demokrasiye en yakın uygulama .Bu seçim kararnamelerle memur atamasına benziyor.Oluşacak parlamento çok ilginç olacak. Birçok şeyi denedik ,bir de bu yöntemi deneyelim.İttifak şu bu deyip gene berberliği bizim başımızda deneyecekler.İbrahim Hakkı Hazretlerinin Tevfizname"sindeki ; "Bir işi murat etme- Olduysa inat etme- Haktandır o reddetme-Mevla görelim neyler-Neylerse güzel eyler""deyip razı olacağız