Değerli Okurlar! Geçen haftaki yazımda Ahmet Yesevi
Üniversitesinin kuruluş tarihi ve amacı hakkında kısaca bilgi sunmuştum. Bu
günki yazımda da üniversitenin adının alındığı Hoca Ahmet Yesevi kimdir? Din ve
dünya görüşü nedir. İnsan ve bilim neyi ifade eder? Kısaca siz değerli
okurlarıma sunmak istiyorum:
Hoca Ahmet Yesevi Orta Asya Türkleri"nin dinî-tasavvufî
hayatında geniş tesirler bırakan ve "Pîr-i
Türkistan" diye anılan mutasavvıf-bir şair olup, Yeseviyye Tarikatının
kurucusudur. Kazakistan"ın Çimkent şehrinin doğusunda bulunan
Sayram kasabasında 11. Yüzyılın ikinci yarısında dünyaya gelmiş, 1166 da vefat
etmiştir. Türbesi Türkistan şehrindedir.
Türk kimliğinin teşekkülünde ve İslamiyet"in engin bir coğrafyada yayılışında
sahip olduğu önem çok büyüktür.
Bilindiği üzere Türklerin Müslümanlığı kabul etmesiyle birlikte İslam dini
evrensel bir boyut kazandı. Türkler düşünce ve davranışlarında Allah"ı ve Allah
sevgisini ölçü edinen Müslüman bir toplum oldu. Müslümanlığı, insanın ebedi
mutluluğu ve kurtuluşu olarak gördüler. İnsanı ise kâinatın özü olarak kabul
ettiler. İnsan ile Allah"ı birbirlerine kavuşturan tek bir yol olduğuna
inandılar. Oda:
Akılda bilgi,
kalbde sezgi, gönülde sevgi.
İşte bu felsefenin ve bu
yaşamın hayata geçirilişinin en önemli önderlerinden biri Ahmet Yesevi oldu. O,
mitolojik unsurlarla örülü mistik tecrübeden gelen Türk topluluklarını, halk
tabakalarını bu akidede bütünleştirdi. Türk topluluklarının İslam"la
bütünleşmelerinin bu yolla olacağını keşfetti. Müslüman Türk milletinin
gönlünde yatan dini, ahlaki ve felsefi duygu ve düşüncelerinin bu yolla
hakikate oradan da aşka yükseleceğini şu mısralarıyla dile getirdi :
Zahid olma, abid olma, âşık ol sen
Aşksızların hem canı
yok, imanı yok
Ahmet Yesevi insanları zengin, fakir, ezen, ezilen, mü`min,
kafir gibi sınıflara ayırmadı. O tüm insanlığı ebedi değerlere, mutlu bir
dünyaya götüren aydınlık yolda sade bir din, temiz bir iman, sevgi dolu bir
gönüle çağırdı. O`na göre insan olmanın onuru, varlığı Yaratıcı için
sevmelidir. Sırf bu aşkın, yani Yaratıcın rızası için sevmeye katlanmalıdır. Bu
maksatla yola çıkan kimsenin ise öncelikle nefsini terbiye etmeli, ruhunu beden
zevklerinden arındırmalıdır. Bu aşka erenlerin aşka yükseleceklerini yani kulda
en yüksek mertebesini bulan Allah`ta bütünleşme derecesindeki aşka ereceklerini
söyledi. O bu aşka girmenin yolunu şu sözleriyle dile getirir:
Nam ve nişan kalmadı...
lâ..lâ (yok)... oldum
Allah zikrini diye diye
illa(var) oldum,
Halis olup muhlis olup
lillah(Allah için) oldum
Fena fillah (Allah"da
yok olma)makamından geçtim ben işte
Ahmet Yesevi, insanı Allah"a ulaştıran, dolayısıyla kendi ilahi
hüviyetine ve hürriyetine kavuşturacak olan yolun "yaratılanı yaratandan ötürü sevmek " olduğunu, bir insanda bütün
bütün insanlığı kucaklamak olduğunu söyledi
:
Kulu görsem, kulu olup
hizmet eylesem ,
Toprak gibi yol üstünde
yolu olsam ,
Aşıkların yanıp uçuşan
külü olsam ,
Hem dem olup yer
altına girdim ben işte
(Divan-ı Hikmet, 27).
Filozof Paliard diyor ki ; "Zenginliğin ve şöhretin aşıkları
vardır, ilmin aşıkları, güzelliğin aşıkları vardır, bir de aşkın aşıkları
vardır.
Tüm Türk dünyasında oluşan inanç odur ki Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri
aşkın aşığı yani ilahi aşkla kutsallık kazanmış Allah dostudur. İşte onun
sevgisi ve arzusu:
Muhabbetin bahçesinde
bülbül gibi
O vakit de
Allah`ımın cemalini ,
Mana gözü ile göresim
gelir .(Divan- Hikmet, 50)
İşte Ahmet Yesevi tüm bu
evrensel değerlere yani hakikate, gerçeğe ve ebedi
varlığa ancak akıl ve bilimin ışığında erişilebileceğini söylemiş ve bu ışık
Anadoluyu da asırlardır aydınlartmaya devam etmiştir. Hoca Ahmet Yesevi
Üniversitesinin kuruluş felsefesini de bu inanç ve duygular üzerinde bina
ettiğini düşünüyorum.